Orta öğretimde yeniden ‘İngilizce hazırlık’

19 Temmuz 2012

Üniversitelere kayıt olan öğrencilerin İngilizce seviyesinin her yıl daha da düşmesi ve hazırlık okuyan öğrenci sayısının hızla artması orta öğretimde verilen İngilizce eğitimini tartışılır hale getirdi. Uzmanlar, orta öğretimdeki İngilizce eğitiminin geliştirilmesi için, hazırlık eğitiminin yeniden verilmesi üzerinde duruyor.

 

Ülkemizde orta öğretimde verilen İngilizce eğitiminin arzu edilen seviyeye henüz ulaşmadığı ortak kanı. Bunu, üniversitelerdeki hazırlık programlarına katılan öğrenci sayısına bakarak anlayabiliyoruz. Uzmanlar, öğrenciler orta öğretimde yeterli düzeyde dil eğitimi almadan üniversiteye gittiği için üniversitelerin hazırlık eğitimine katılan öğrenci sayısının her yıl hızla arttığını söylüyor. Bu yüzden de üniversitelerin İngilizce hazırlık programlarındaki iş yükünün her yıl arttığını söyleyen uzmanlar, bu sorunu aşmak için mümkünse orta öğretimde ‘hazırlık’ programı şeklinde yoğunlaştırılmış dil eğitiminin tekrar düşünülmesi gerektiği görüşünde.

Günümüz global dünyasında İngilizce en çok kullanılan birinci dil olmasa da ticarette, iş dünyasında, bilimde, diplomaside, uluslararası iletişimde, eğitimde, internette en yaygın kullanılan ortak dil. Bunun bilincinde olan Türkiye’de İngilizce diline yatırım çok eski tarihlerden bu yana devam ediyor. Türkiye’de iyi bir eğitim alabilmek, iyi bir şirketin personeli olabilmek, kariyer yapabilmek için çok iyi düzeyde İngilizce eğitimi almış olarak üniversiteden mezun olmak gerekmektedir.

Bu gerçeğin farkında olan Milli Eğitim Bakanlığı da ders müfredatlarında artık İngilizceyi önemli bir konuma getirmiş durumda. Özellikle ilkokul dördüncü sınıftan itibaren verilen İngilizce eğitimi bunun büyük bir kanıtı. Önümüzdeki dönemde uygulamaya konacak, 4+4+4 adı verilen yeni eğitim sisteminde de bu yöndeki çalışmalar devam edecek. Ancak tüm bu uygulamalara rağmen, orta öğretimdeki dil eğitiminde istenen başarıyı yakalamak için daha somut adımların atılması bekleniyor.

 

“Orta öğretimdeki eğitim başarısız”

Orta öğretimde verilen İngilizce eğitiminin eksikleri, sorunları, geliştirilmesi için yapılması gerekenler hakkında bilgi aldığımız uzmanlardan ODTÜ İngilizce Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüsün Enginarlar, orta öğretimde verilen İngilizce eğitimini ‘başarısız, beklenen başarı çizgisinin altında’ şeklinde değerlendiriyor. Özel ve devlet okullarında verilen İngilizce eğitimin kalitesinin değiştiğini düşünen Enginarlar, “Özel okullarda yaratılan koşullar daha iyi olduğu için, eğitim koşulları, gerek saat, gerek öğretmen, gerek destek materyalleri  daha iyi olduğu için, biraz daha verim alınabiliyor. Yalnız bunu da tüm özel okullar için bir genelleme olarak da algılamamak lazım. Yani tüm özel okullarda bu iş daha kaliteli yapılıyor anlamına da gelmemeli. Bunu da vurgulamalıyım” diyor.

Öğrenciler üniversiteye yeterli dil eğitimi almadan gittiği için üniversitelerin hazırlık eğitimine katılan öğrenci sayısının her yıl hızla arttığı görüşüne katılan Prof. Enginarlar, bu sorunu bizzat ODTÜ’de yaşadıklarını vurguluyor. Enginarlar bununla ilgili: “ODTÜ’de son 6-7 yıldır hazırlık eğitimi almak zorunda kalan öğrenci sayısındaki bariz artışı görüyorum. Tam yılını veremeyeceğim ama yüzde 10-15-20 oranındaki bu artış eğilimi son 5-6 yıldır sürekli gündemde. Hazırlık eğitimi almak zorunda kalan öğrencilerin sayısı sürekli artıyor. Başlangıç düzeyinde olan öğrencilerin toplam hazırlık nüfusu içerisindeki yüzdesi de artıyor. Bunun tersine ileri düzeyde olan öğrencilerin sayısı da azalıyor. Bu istatistiklerle çok net saptanmış durumda” diye konuşuyor.

Buna bağlı olarak üniversitelerin yükünün arttığını dile getiren Enginarlar, orta öğretimde muhakkak önlemler almak gerektiğini dile getiriyor. “Yani biz bu işi tersine çevirmeye çalışmalıyız. Yani üniversitede yaptığımız işin tamamını olmasa da önemli bir kısmını orta öğretimde yapmak zorundayız. Böyle olursa biz üniversiteye biraz daha hazırlıklı gelen öğrencilere daha iyi eğitim veririz, daha ileri düzeyde eğitim veririz. Öğrenciler akademik çalışmalarında, bölümlerinde daha başarılı olurlar, çalışma hayatında da başarılı olurlar. Ortaöğretime dönmek gerekli, oradaki problemlere dönmek gerekli” diyerek bu konudaki düşüncesini ifade eden Prof. Dr. Enginarlar, orta öğretimde verilen İngilizce eğitimin sorunlarına da değiniyor.

 

Öğretmen açığı sorunların başında

İngilizce eğitiminin bileşenleri, ana öğelerinin başında; öğretmen yani eğitici, müfredat ve onunla beraber giden ders malzemeleri, materyalleri, ders kitapları, destek materyalleri geldiğini söyleyen Enginarlar, ayrıca eğitim, öğretimin koşullarının, sınıf içi ve sınıf dışı koşulların da önemli olduğunu dile getiriyor. Sorunların başında öğretmen açığının geldiğini vurgulayan Enginarlar, “Sayıca bir yetersizlik söz konusu. Böyle olduğu için bir takım merkezi standart uygulamalar yapılamıyor. Yani merkezi bir sınav koysanız İngilizce dersi, yabancı dil dersi boş geçen, öğretmeni olmayan öğrenciler olduğu için, onlar dezavantajlı olacakları için böyle merkezi uygulamalar yapılamıyor. Bu ne demektir? Devlet bu hizmeti sağlayamıyor demek. Öğretmen eğitiminde de bazı sorunlar var. Bakanlığımızın elindeki öğretmenlerin belirli bir yüzdesi eğitim fakültelerinin İngilizce öğretmenliği bölümlerinden, yabancı diller eğitimi bölümlerinden mezun. Başka bölümlerden mezun öğretmenler de bu işlerde kullanılıyor” diye konuşuyor.

Hizmet içi eğitimde de sıkıntılar olduğuna dikkat çeken Prof. Enginarlar, bu öğretmenlere ancak 10 yılda bir hizmet içi eğitim şansı verildiğini, öğretmenlerin hizmet içi eğitimleri, hem çok seyrek bulduğunu, hem de yapılan hizmet içi eğitim programlarının çok yararlı bulmadığını ifade ediyor. Diğer ders ve bilim alanlarının aksine, yabancı dil öğretmenlerinin kendi yabancı dil yeterlik düzeyinin iyi olmamasının da sıkıntı olduğunu belirten Enginarlar, bununla ilgili şunları söylüyor. “Yani kendilerinin dili iyi biliyor, konuşuyor olması lazım. Bu konuda öğretmenlerimizin anlaşılır sıkıntıları var. Biz onlara bu imkanları yaratamadığımız için onların dile hakimiyetleri, yeterlik derecesi konusunda bazı sıkıntıları var. Bu böyle olunca, tabii bu da eğitimi olumsuz etkiliyor.”

 

Müfredat yenileniyor ama…

Bakanlığın 5-6 yılda bir müfredat yenileme çalışmaları yaptığını, bunların alandaki ana eğilimleri göz önüne alan, uygulamaya geçirmek isteyen iyi niyetli, yararlı çalışmalar olduğunu, bu yeni yapılan müfredatlara göre şirketlerin, yazarların yeni ders kitapları yazdığını, ürettiğini sözlerine ekleyen Enginarlar, “Burada da iyileşmeden söz edebiliriz. Buna rağmen, neden 5-6 yılda bir müfredat çalışması yapılıyor veya müfredatta neden sıkıntı var derseniz, kısaca şunu söyleyebilirim: Biz bu sarmal içerisinde her 5-6 yılda bir yine müfredat değiştirmeye devam ederiz. Bazı kitaplar da yazabiliriz ve sonuç müfredat açısından çok da değişmez. Ben burada şöyle bir sorun görüyorum. Bu hem müfredat hem eğitim öğretim koşullarıyla ilgili bir durum. Öğrettiğimiz dil, bilgi ve becerilerini kullanma veya kullandırma olanakları, koşulları yaratamadığımız için, bizim orta öğretimdeki yabancı dil öğretimimiz bu şekliyle çok az ilerleme gösterebilir, farklılık gösterebilir. Bununla neyi kastediyorum? Normal İngilizce ve yabancı dil derslerinin yanında, müfredatın ana omurgalarından bir içerik olmalıdır. Bununla neyi kastediyorum? Öğrenilen yabancı dil başka bir ders alanının içeriğinde kullanılmalıdır” diyor.

Türkiye’de İngilizce’nin yabancı dil olarak öğretildiğini, ikinci dil veya resmi dil olarak öğretilmediğini belirten Enginarlar, İngilizce’ye kullanım alanı yaratmak gerektiğine, yaratılmazsa, verilen bilgilerin sadece kuru bilgi, ansiklopedik bilgi olarak kaldığına ve unutulduğuna dikkat çekiyor.

 

Hazırlık eğitimi tekrar düşünülmeli

Orta öğretimde son bir iki yılın zaten üniversite sınavına yoğunlaştığını, bunun da dili geri plana ittiğini düşünen Prof. Dr. Enginarlar, bir de öğrencinin ilköğretim veya ortaöğretimdeki dil öğretim aşamalarında, uygun bir aşamada, yoğunlaştırılmış dil eğitiminin de olması gerektiğine inanıyor. Şu anda üniversitelerdeki kötü tablonun arkasında hazırlık eğitiminin kaldırılmasını gören Enginarlar, ilköğretim ve orta öğretimde mümkünse daha erkence yaşlarda hazırlık biçiminde yoğun dil eğitiminin tekrar düşünülmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Sınav sisteminde de bir sorun olduğunu sözlerine ekleyen Enginarlar, Türkiye’de ki sınav sisteminin kökten değişmesi gerektiğini vurguluyor. Eskiden yapılan ve bir iki yıl sonra tamamen bırakılacak olan SBS sınavlarından başlayıp üniversite giriş sınavı, dil sınavı, yine ÖSYM’nin yaptığı ÜDS ve KPDS sınavları dahil hepsinin yeniden ele alınması gerektiğini söyleyen Enginarlar, bu konuda da şu bilgileri veriyor: “Bu sınavlar dili kullanmaya yönelik becerileri, dinlediğini anlama (okuduğunu anlamayı bunlar ölçüyor) yazma becerisini ve biraz da konuşma becerisini hiç bir şekilde ölçmüyor. Onun için, öğrenciler sadece kuru gramer bilgisi ve sözcük ezberleme yoluna gidiyor. Sınav sistemimizi baştan ele almakta yarar var. Bunu yaparken de bir sınavı birçok amaç için kullanmak değil, değişik amaçlar için iki üç tip sınav geliştirmemiz gerek. Örneğin ÜDS sınavı akademisyenler için kalabilir ama KPDS’ye muhakkak dinleme-yazma gibi bir şeyler eklenebilir. Lise mezunları için, belki bazı ülkelerin yaptığı, gibi iki tip değişik sınav geliştirilebilir. Birisi iş hayatına yönelik, turizme, bu gibi alanlara, diğeri ise üniversite de okuyacak adaylara yönelik. Yani bizim amaçlarımıza göre iki üç tip değişik sınav geliştirmemiz gerek. Bu sınavların eğitim öğretimi daha olumlu etkileyeceğini düşünüyorum.”

 

Milli Eğitim’e çok iş düşüyor

Orta öğretimde verilen İngilizce eğitiminin geliştirilmesi için Milli Eğitim’e çok iş düştüğünü söyleyen Enginarlar, esasında Milli Eğitim’in çok da iş yaptığını vurgulayarak, “Milli Eğitim Bakanlığı alt yapı, okullar, öğretmen istihdamı, onların eğitim, eğitim müfredat çalışmalarını yapıyor. Zaman zaman yurt dışından öğretmen getirelim diyor ama bunların yerine mevcut öğretmenlerin hizmet içi eğitimine kaynak ayırabilir. Örneğin, yurtiçinde bazı üniversiteler bazı yurt dışı üniversitelerle anlaşarak daha büyük sayılarda İngilizce öğretmenini bir süre Türkiye’de kısa bir süre eğitebilir. Bir kısmı yurtdışına gidebilir. Yabancı öğretmen de getirtmeliler ama bu sayı daha makul sayılarda olmalı” diyor.

Sınav konusunda da Milli Eğitim Bakanlığı ve devletin; bu işi bir tek devlet yapar, YÖK yapar, ÖSYM yapar anlayışından vazgeçmesi gerektiğine dikkat çeken Enginarlar, bu konuda da şöyle konuşuyor: “Özel sektörün, bazı kuruluşların da önünü açmalı. Madem ÖSYM yapamıyor, bunu yapabilecek, iç ve dış ortaklıklar kurabilecek üniversiteler, şirketler, kuruluşlar olabilir. Bunlar iyi sınavlar geliştirirler, bu sınavlar 2-3-5 yıl denenir. Hangisi işini iyi yapıyorsa, onlar devam eder, diğerleri kaybolur gider. YÖK’ün de bu konuda düşünmesi gerekiyor. Belki de Milli Eğitim Bakanlığı’yla ortak politikalar geliştirmesi ve bütünleşik bazı uygulamalar yapmaları gerekiyor. Burada da bir kopukluk var. YÖK ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında, üniversiteyle orta öğretim arasında.”

 

Hazırlık yılı çok etkili oluyordu

Konunun uzmanlarından İstanbul Bilgi Üniversitesi İngilizce Dil Programları Direktörü Didem Mutçalıoğlu da aslında eğitim kalitesinden çok süreçler ve müfredatın içinde İngilizcenin yerindeki değişimden dolayı İngilizce eğitiminin kalitesinin etkilendiğini düşünüyor. “Yani eğitimin kalitesi eğitmenler ve öğretilenler anlamında geriye gidiyor mu sorusuna cevap vermek için ciddi bir araştırma yapmak gerekir ama uygulama biçimlerinin öğrencinin dil eğitimini olumsuz yönde etkilediğini gözlemlerimden söyleyebilirim” diyen Mutçalıoğlu, eskide uygulanan hazırlık eğitiminin yeniden düşünülmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Mutçaloğlu bununla ilgili şu açıklamayı yapıyor: “Eskiden 5. sınıftan sonra Anadolu Liseleri ve özel okullarda bir senelik dil hazırlık yılı vardı. Öğrencilerin yaş olarak dil öğrenmeye çok yatkın olduğu bir dönemde; tamamen dil öğrenimine ayrılmış bir yıl, öğrencinin başka bir odağı olmadan tamamen dil öğrenimine ayırabildiği bir sene olması açısından bu hazırlık yılı çok etkili oluyordu. Kesintisiz 8 yıllık eğitime geçildikten sonra bu hazırlık yılı uygulaması da doğal olarak kalktı. Bunun yerine okullarda haftada 8 saat dil eğitimi verilerek standartlar yakalanmaya çalışıldı. Bu arada öğrencilerin gireceği sınavlar da sıklaştırıldı. Öğrencinin sürekli hazırlanması gerektiği sınavlar olduğu ve bu sınavlarda dil sorularının etkisi ya çok az ya da hiç olmadığı için öğrenciler maalesef dil öğrenimini önemsememeye başladılar. Hatta birçok örnekten bildiğimiz üzere öğrencilerin baskısı sonucunda birçok dil dersi saatinde sınavda çıkacak alanlarla ilgili çalışmalar yapılması tercih edilir oldu. Bütün bu etkenler de öğrencilerin dil öğrenme sürecini olumsuz etkilediği de üzücü bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Geçen sene üniversitemiz hazırlık programında yaptığımız bir araştırma göstermişdi ki programımıza başlangıç seviyesine yerleştirdiğimiz öğrencilerimizin yüzde 60’ı son 5-8 senedir 8 saat İngilizce eğitimi gördükleri programlardan geliyor. Bu da açıkça bu yaklaşımın birçok öğrenci için etkin dil öğrenimi sağlamadığını ve bu 8 saattin aslında dil eğitimine kullanılmadığını ya da etkin olamadığını gösteriyor.”


Başlangıç seviyesinin oranı artıyor
Her sene düzenlenen üniversite dil programları toplantısında da paylaşıldığı üzere üniversitelere gelen öğrencilerde başlangıç seviyesi İngilizce bilgisi ile gelen oranlarında son senelerde sürekli bir artış gözlendiğini de söyleyen Didem Mutçalıoğlu, “Örneğin bizim üniversitemizde 6-7 sene öncesine kadar 1. ve 2. seviye programlarımıza yerleşen öğrenci oranı yüzde 50’lerde iken şimdi bu oran yüzde 65’lere yükseldi. Biz önce üniversitemize gelen profil mi değişti diye sorgulamıştık ancak yaptığımız paylaşımlardan sonra anladık ki bu genel bir durum ve tüm üniversitelerde oranlar farklılık gösterse de ortak olarak hepsinin oranlarında belirgin bir artış gözlenmektedir” diyor.
Liseden dil bilen öğrenciler mezun edebilmek için öncelikle hazırlık yılı uygulamasının tekrar yaygınlaştırılması ve mümkün olduğunca erken yaşlarda uygulanmasının çok faydalı olacağını düşünen Mutçalıoğlu, dil eğitimi veren hocaların etkinliğinin de çok önemli olduğunu söylüyor. Dili kurallarla değil kullanım odaklı öğretmenin, dili test ile değil kullanım odaklı sorularla ölçmenin, dil sınavlarında boşluk doldurabilen ama dili kullanamayan öğrencilerin mezun olmasını engelleyeceğine dikkat çekiyor.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın dil öğrenimine çok önem verdiğini belirten Mutçalıoğlu, dilin geliştirilmesi için birçok adım attıklarını, projeler geliştirdiklerini, çok iyi hazırlanmış bir müfredat olduğunu dile getiriyor. Mutçalıoğlu, “Ancak problem uygulama noktasında.  Bu kadar emek ve yatırımın boşa gitmemesi için uygulamalarda bazı değişiklikler gerekiyor. İkinci bir konu da İngilizce öğretmeni yetiştirme süreçleriyle ilgili. Bir dönem özellikle bu sektörde açık olduğu için neredeyse tüm üniversite mezunları hangi alanda diplomaları olursa olsun 1 senelik bir sertifika programı sonrası İngilizce öğretmeni olma hakkı elde ettiler. Oysaki dil öğretimi gerçekten etkin ellerde hayata geçebiliyor ancak” diye konuşuyor.

 

Öğretmenler de dile hakim olmalı

Türkiye’de zorunlu temel eğitimin 8 yıla çıkarılması, yabancı dil eğitiminde de farklı arayışları gündeme getirse de aradan geçen yıllara bakıldığında, erken yaşta başlamanın yabancı dil öğretimi sorununu çözmede yeterli olmadığını söyleyen Kabataş Erkek Lisesi İngilizce Bölüm Başkanı Gülnur Şahin ise ilköğretim öğrencilerine verilen eğitimde, gramerin ön plana çıkarılması, CD, video gibi materyallerin kullanılmaması ya da az kullanılması, müfredatın gerçek hayatla örtüşmemesi gibi nedenlerin, öğrencilerin yabancı dile uzak kalmasına yol açtığına dikkat çekiyor. İlköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin dile hakimiyetinin olmamasının, öğrencilerin gelişme evrelerini iyi bilmemesinin, onların ihtiyaçlarını göz önüne alarak, günlük yaşamla bağlantı kurabilecek yeterlilikte olmamasının da madalyonun öteki yüzünü oluşturduğunu belirten Şahin, ilköğretimde başlayan bu sorunun üniversiteye kadar sürdüğünü, lise çağına gelen öğrencilerin yabancı dili SBS’ye endeksli test mantığı ile öğrendikleri için yazma ve konuşma çalışmalarında sorunlar yaşadığını söylüyor. Derslerin öğretiminde öğretmenlerin kitapları birinci araç olarak kullanmasının, öğrencilerle göz göze, yüz yüze bir iletişim oluşturmamalarının da konuşma konusundaki sorunları arttırdığını düşünen Şahin’e göre zamanımızın lise öğrencilerinin büyük bir bölümü internet çağının gençleri. Bu gençleri daha iyi anlayabilmek ve onlara biraz olsun erişebilmek için öğretmenin de belli oranda teknolojiyi dil öğretiminde kullanması gerekiyor. Yüz yüze yapılan derslerin yanı sıra öğrencilerin farkındalığını arttırıcı online çalışmalar yapılmasının istenebileceğini dile getiren Şahin, böylelikle öğrencilerin elektronik öğrenme ortamından yararlanarak dil eğitimini okul saatleri ile sınırlamasının önüne geçileceğini söylüyor.

Lise öğrencilerinin yabancı dil ile ilgili motivasyonunu arttıran diğer bir unsurun ise bu dili farklı derslerde, çeşitli projelerde, İngilizce temelli kulüp çalışmalarında ve öğrenci değişimlerinde yer alarak kullanmaları olduğunu belirten Şahin, İngilizcenin belirli oranda diğer derslerde de uygulanmasının zorunluluk haline getirilmesi ile öğrencilerin üniversite için gerekli olan yabancı dil edinimine ulaşmasının sağlanacağına inanıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın devlet okullarında yabancı dil öğretimi ile ilgili sıkıntıların farkında olduğunu sözlerine ekleyen Gülnur Şahin, “Dünya Bankası, Avrupa Birliği ve üniversiteler gibi kuruluşlarla işbirliği yaparak öğretmen eğitimine odaklanıyor, teknolojiyi sınıflara getirmeye çalışarak ders materyallerini güncelleştirme yoluna gidiyor. 2011- 2012 öğretim yılı Eylül ayında ders programlarında yapılan değişiklikle, Milli Eğitim Bakanlığı, tüm devlet liselerinde Avrupa Dil Portfolyosu (ADP) temelli dil eğitimi programına geçiş yaptı. Ancak, yabancı dil eğitiminde yapılan bu iyi niyetli değişikliklere, altyapı sağlanmadan fizibilite ihtiyaçları tamamlanmadan, bu konularda öğretmen eğitimleri bitirilmeden geçildiği için pek çok olumsuzluk yaşandı” diyor.

 

GÖRÜŞLER

Prof. Dr. Hüsün Enginarlar

ODTÜ İngilizce Bölüm Başkanı

“Hazırlık eğitimi almak zorunda kalan öğrencilerin sayısı sürekli artıyor. Başlangıç düzeyinde olan öğrencilerin toplam hazırlık nüfusu içersindeki yüzdesi de artıyor.”

 

Didem Mutçalıoğlu

İstanbul Bilgi Üniversitesi İngilizce Dil Programları Direktörü

“Eskiden 5. sınıftan sonra anadolu liseleri ve özel okullarda bir senelik dil hazırlık yılı vardı. Tamamen dil öğrenimine ayırabildiği bir sene olması çok etkili oluyordu.”

 

Gülnür Şahin

Kabataş Erkek Lisesi İngilizce Bölüm Başkanı

“Lise yıllarındaki yabancı dil eğitminin yeterli olması ve üniversitedeki eğitime hazır hale gelebilmeleri için eğitimle ilgili olan herkesin bu işe gönül vermesi gerekiyor.”

Yorum yap