Yabancı dil eğitiminde yük üniversitelerin omzunda

22 Ekim 2013

İngilizcenin dünyanın ortak dili olduğu günümüzde, yabancı dil eğitiminin de önemi bir o kadar artmış durumda. yabancı dil eğitimi konusunda ise sistemin tüm yükü neredeyse üniversitelerin omzunda. Çünkü mevcut eğitim sistemi öğrencinin çok küçük yaşta eğitim görmesini teşvik etmekten uzak.

Özellikle ortaöğretimde hazırlık sisteminin kaldırılması ile birlikte bu yükü daha fazla hissetmeye başladıklarını belirten çeşitli üniversitelerin Hazırlık Programı Koordinatörleri ve dil uzmanları, sistemin aşağıdan yukarıya doğru yani küçük yaştan üniversite eğitimine kadar dil öğrenmeyi destekleyici bir şekilde planlanması gerektiğine vurgu yapıyorlar. Öte yandan üniversitelerde verilen eğitimlerin yüzde 100 İngilizce olması konusundaki tüm eleştirilerin haklı nedenleri olmasına karşın uzmanlara göre, iyi derecede dil öğrenmenin en önemli şartlarından birinin eğitimin İngilizce verilmesi olduğu hususunda uyarıda bulunuyorlar. Dil eğitiminin kurumdan kuruma farklılık içerdiği günümüzde eğitimin tamamının ya da önemli bir kısmının İngilizce olduğu okullarda çok daha verimli ve köklü bir dil eğitimi verilmesi çabaları dikkatlerden kaçmıyor.

TÖMER Ankara Müdürü Doç. Dr. Mahmut Erhan Gökmen’e göre, dil eğitiminin en ideal yaşı 11- 12. Bu dönemde öğrencilerin öğrenmeye daha yatkın olduklarını belirten Gökmen, geçmişte uygulanan ortaöğretimde hazırlık sisteminin kaldırılmış olmasının bu anlamda önemli derecede olumsuz sonuçlar yarattığına dikkat çekiyor. Anadolu Liselerinin bile bu süreçten çok olumsuz etkilendiğini belirten Gökmen, anadilde kavramsal gelişimin destekleneceği buna paralel olarak da yabancı dil öğrenecekleri bir sisteme ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Bilgi Üniversitesi İngilizce Dil Programı Direktörü Didem Mutçalıoğlu’nun iddiasına göre ise yükseköğrenimdeki Hazırlık Programlarının olmaması durumunda Türkiye’de İngilizce bilenlerin sayısında önemli bir düşüş olur. Çünkü şu anda dil konusunda neredeyse tüm yük üniversitelerde. Buna rağmen okul olarak öğrencilerine bir yıllık bir sürede en iyi seviyede eğitim vermeye çalıştıklarını anlatan Didem Mutçalıoğlu, geçen yıldan bu yana iki akademik dönemde verilen dil eğitimine 250 saatlik ders eklediklerini böylece eğitimleri bir yılı tamamlayacak bir zamanlamaya yaydıklarını belirtiyor. Özyeğin Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Müdürü Nergis Uyan Akbay ise Yükseköğretimde öğrenciye verilecek dil eğitiminin akademik dünyada gerekli olan becerileri kullanabileceği şekilde olması gerektiğini belirterek ekliyor: “Bu noktada tüm dil becerilerinin öğretilmesi çok önemli. Öğrencinin üniversite ve iş hayatı boyunca ona gerekli olan dil bilgisi ve becerilerini dili öğrenirken kazanmalı” Işık Üniversitesi Hazırlık Müdürü Aslı Divriş de Türkiye’deki okullarda dil eğitiminin genellikle okuma, yazma ve dilbilgisi ile sınırlı kaldığını bunun da eğitimde eksikler bıraktığını savunuyor. Divriş, her ne kadar yeni akımları takip ederek iletişimsel becerilere önem verilmeye çalışılsa da konuşma ve dinleme becerilerinin nispeten geride kaldığını söylüyor.

Dil eğitimi küçük yaştan başlamalı

Ankara Üniversitesi Türkçe ve Yabancı Dil Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÖMER) Ankara Müdürü Doç. Dr. Mahmut Ertan Gökmen, yabancı dili öğrenmenin en iyi yaşının 12 yaş altı olduğunu belirtiyor. Gökmen, 12 yaş üstündeki öğrencilerin dil öğrenme konusunda daha fazla zorlandıklarını bu nedenden ötürü de günümüzde üniversite çağına gelen öğrencilerin dil öğrenme süreçlerinin zorlu ve emek isteyen bir süreç olduğunu belirtiyor.

Türkiye’de özellikle ortaokul öncesi hazırlık eğitimlerinin kaldırılması ile yabancı dil öğreniminde önemli boşlukların oluştuğuna dikkat çeken Gökmen,  ortaokul öncesi hazırlıkların kaldırılmasının özel okullarda çok yansımamış olsa da devlet okullarının özellikle de Anadolu liselerinin olumsuz etkilediğinin altını çiziyor. Bu yaşlardaki çocukların kavramsal gelişimleri açısından ana dilde eğitimin en sağlıklı sistem olduğuna vurgu yapan M. Ertan Gökmen, “Kavramları öğrenme çağındaki bir çocuğun ana dilde eğitim görmesi ve bu kavramları oturtması gerekir. Ancak aynı anda sağlıklı bir yabancı dil eğitimi de verilebilir. Şu anda böyle bir sistem olmadığı için yabancı dil eğitiminde sorunlar yaşanmaktadır” diyor.

Dil eğitimi konusunda aileler bilinçlendirilmeli

Üniversite döneminde dil öğrenecek olan gençlerin 17 ila 19 yaş aralığında olduğuna dikkat çeken Mahmut Ertan Gökmen, her kurumda farklılık gösteriyor olsa da genel anlamda üniversitelerde mevcut sistemde verilen dil eğitimlerin başarı grafiğinin çok yüksek olmadığının altını çiziyor. Bunun nedenlerinden birinin İngilizce öğreniminde önemli olan ortaöğretim hazırlık sisteminin kaldırılmış olması,  dil bölümleri dışındaki bölümleri kazanan üniversite öğrencilerinin ihtisas alanlarına yoğunlaşmaları nedeniyle dil konusuna odaklanılmaması olarak açıklıyor. Dil öğrenmenin ilk koşulunun bireyin istemesi olduğunu aktaran Gökmen, özellikle belli bir yaşa gelmiş olan öğrenciler için bu durumun daha fazla geçerli olduğunu belirtiyor. Günümüzde artık tek bir dille bile başarılı olunamadığının altını çizen Gökmen, “Yabancı dilin bir zorunluluk olduğu konusunda ailelerin bilinçlendirilmesi gerekiyor,  öğrencilerin bu yönde hazırlanması gerekiyor. Üniversite öncesinde alt yapı yeterli olmadığı için bu bilinç önemli oluyor. Şu anda birçok üniversitede anadil konuşucusu yok. Bu da başarıyı etkiliyor. Ayrıca mevcut eğitimlerin de sistematik ve motive edici olması gerekiyor. ” diye konuştu.

Şu anda Ankara Üniversitesi kapsamında önemli bir projenin yürütüldüğü bilgisini veren Gökmen, üniversitede eğitim dili Türkçe olmasına karşın seçmeli olarak İngilizce Hazırlık eğitiminin verildiğini ve dil öğreniminde başarı grafiğinin çok yüksek olduğunu belirtiyor.  Buradaki başarı grafiğinin nedenini, öğrencinin bilerek ve isteyerek bu Hazırlık programlarına geliyor olmasına bağlayan Gökmen, “Öğrenci kendi ihtisas alanına odaklanmadan önce bir yıl boyunca sadece İngilizce öğrenmeye odaklanıyor. Hazırlıkta başarılı olup olmaması lisans programına başlamasına engel olmadığı için dili çok daha rahat bir şekilde öğrenebiliyor.  Hazırlık programlarında yaşanan başarı grafiği bu alana talebi giderek yükseltiyor. Bu nedenle şimdi Uzaktan Eğitim Programı hayata geçirilecek. Biz de Ankara Üniversitesi’ni destekliyoruz. Üniversitenin başarılı bir çıkış yakalayan bu sistemi model olma yolunda ilerliyor. Buna AÜ modeli diyoruz.”

Akademik yaşamdaki yüksek lisans öğrencileri yurtdışına gitmeli

İngilizce öğreniminin yüksek lisans öğrencileri açısından da değerlendiren TÖMER Ankara Müdürü Mahmut Ertan Gökmen, özellikle akademik hayata devam edecek olan yüksek lisans öğrencilerinin mutlaka yurtdışına gönderilmesi gerektiğini savunuyor.  Akademik hayatta İngilizcenin artık olmazsa olmaz olduğuna dikkat çeken Gökmen ayrıca tüm kaynak ve yayınların bu dilde olması ve yurt dışında eğitimin akademik hayatı zenginleştirdiğini belirtiyor. Ayrıca Vakıf Üniversitelerinde akademik hayata devam edecek yüksek lisans öğrencilerinin yurtdışına gönderilmesi için bütçelerin ayrılabildiğini ancak devlet üniversitelerinde böyle bir fonun oluşturulması gerektiğini vurguluyor.  Yüksek lisans eğitiminin kişilerce farklı nedenlerle yapılabildiğine işaret eden Gökmen, “İş ya da farklı nedenlerle yüksek lisans eğitimine devam edenler olabiliyor. Kimi işinde terfi etmek için kimisi farklı bir pozisyona kaymak için bu eğitimi alabiliyor. Akademik olarak bu eğitimi alanların dil konusunda eksiksiz donanıma sahip olması gerekiyor. Bu nedenle yurtdışı eğitim imkanı akademik amaçlı yüksek lisans öğrencilerine verilmesi önemli” 1983 yılında Türkçe öğretmek amacıyla kurulan TÖMER bugün Türkçe dışında 16 dilin öğretildiği bir merkez konumunda. 350 kişilik okutman kadrosu, yurt içinde 11 şubesi, 3 birimi olan TÖMER’in bir okul niteliğinde olduğunu anlatan Gökmen, TÖMER okutmanlarının yabancı dil eğitiminin nasıl verilmesi gerektiği konusunda da eğitimli olduklarını aktarıyor.

Hazırlıklar olmazsa İngilizce bilen sayısı düşer

Bilgi Üniversitesi İngilizce Dil Programı Direktörü Didem Mutçalıoğlu’ na göre üniversitelerin hazırlık programları olmazsa Türkiye’de İngilizce bilen sayısında ciddi bir düşüş olacak. Üniversitelerine gelen öğrencilerin yüzde 80’inin hazırlık programlarına devam etmek zorunda kaldığını belirten Mutçalıoğlu, “Yüzde 20 oranındaki öğrenciler bölüm geçişi yapıyor. Ancak Yüzde 80’i hazırlık okuyor. Hazırlık programına gelen öğrencilerin de yüzde 60’ı başlangıç seviye aralığında yani buraya hiç dil bilmeden gelen öğrencilerimiz var.”

Dil öğreniminde yaşanan bu durumun önemli etkenlerinden birinin eğitim sisteminde yapılan değişiklikler olduğuna vurgu yapan Mutçalıoğlu, 8 yıllık kesintisiz eğitim öncesinde var olan ortaöğretim öncesi hazırlık uygulamasının İngilizce öğrenimi konusunda çok iyi bir sistem olduğunu, hazırlık sisteminin kaldırılmasıyla birlikte, yükseköğrenim kurumlarına daha fazla iş düştüğünü belirtiyor. Şu anda böyle bir hazırlık eğitimi olmadığından dil öğrenmek için yükseköğrenimin ön plana çıktığını anlatan Mutçalıoğlu,  “Orta hazırlık sistemi bence çok doğru bir sistemdi.  Kaldırılmasına çok üzülüyorum.  Çünkü İngilizce bilen sayısını çok fazla sekteye uğrattı. 11-12 yaş dil öğrenmek için de çok uygun bir yaş. Çocuklar 1 yıl boyunca odaklanıp dil öğrenebiliyorlar.  Şimdi öğrenci o yaşlarda İngilizceye odaklanamıyor. İlerleyen yaşlarında ise zaten üniversite sınavlarına yoğunlaşmak istiyor. Dil öğrenimi üniversiteye kadar öteleniyor. Buraya gelen öğrenci de mecburen Hazırlık Programına katılmak zorunda kalıyor.” Hazırlık programlarında ise yine bir yıllık sıkı bir eğitim verildiğini anlatan Didem Mutçalıoğlu, belli bir yaşta ve bir yıllık süre zarfında gelinecek seviyenin belli düzeyde olduğunu belirterek, “Eğer ilgili yükseköğrenim kurumunda İngilizce eğitim veriliyorsa öğrenci zorlansa da mecburen o dili öğrenmek zorunda kalıyor.  Bu noktada bizim gibi programlara hakikaten çok iş düşüyor. YÖK bize bir kısıtlama koyuyor. Diyor ki; ne yapacaksanız sıfırdan gelen bir öğrenci de olsa fark etmez bir senede getireceğiniz seviyeye getirmek zorundasınız.  Yani ne yapabiliyorsanız onu yapmanız gerekiyor.  Burada mucizeler falan olmuyor. Verebileceğimiz en iyi eğitimi vermeye çalışıyoruz”

Bilgi’de hazırlık derslerini çoğalttık

Bilgi Üniversitesi Hazırlık Programı olarak geçen yıla kadar 4 seviye ile dil eğitimi verdiklerini ve hazirana kadar eğitimi tamamlamaya çalıştıklarını anlatan Didem Mutçalıoğlu, yeterli olmadığını gördükleri için geçen yıl yeni bir sisteme geçerek, 5. seviyeyi eklediklerini böylece 250 saat, tam bir yıl boyunca dil eğitimi verdiklerini anlatıyor.  Mutçalıoğlu, “Bunun altındaki herhangi bir eğitim gerçekten % 100 eğitim dili İngilizce olan bir yerde öğrencinin dersleri anlamasına gerekli olan dil seviyesine ulaştırabileceğini düşünmüyorum” diyor.

Yükseköğretim kurumlarında İngilizce eğitimin çok farklılıklar barındırdığını anlatan Mutçalıoğlu, “Eğer bir kurumda hazırlık programı için zor deniyorsa orada iyi bir eğitim verilmeye çalışılıyordur. Çünkü bu işin kolay yolu yok. Ciddi emek ve zaman isteyen bir süreç” açıklamasında bulundu.  Bilgi Üniversitesinde daha verimli olmak adına uzun yıllardır eğitmenlere de eğitim verilen bir sistemin uygulandığına dikkat çeken Mutçalıoğlu, sınıf içi eğitim kalitesini sürekli en üste tutmak için çok sıkı takip gerektiğini belirtiyor.

Dil öğrenirken kişinin kendi istek ve emeğinin önemine dikkat çeken Mutçalıoğlu, kursların ise bu noktada çok fazla başarılı olamadıklarına dikkat çekiyor.  Üniversite olarak uyguladıkları kurs programlarında da durumun çok fazla değişmediğini belirtiyor.  Mutçalıoğlu dil öğrenmenin en iyi yönteminin yurtdışına gitmek olduğunu, orada kişinin ister istemez o dile her alanda maruz kaldığını ve bunun da çok önemli olduğunu anlatıyor. Öte yandan sürekli İngilizce müzik dinleyen öğrencilerin,  Türkçe müzik dinleyen öğrencilere göre çok daha başarılı olduğuna vurgu yapan Mutçalıoğlu, öğrenilen dile maruz kalmanın öğrenmenin en önemli süreçlerinden biri olduğunu anlatıyor.

İngilizce eğitim dil öğrenimini zorunlu kılıyor

Bilgi Üniversitesi’nde Hukuk ve Adalet Meslek Yüksekokulu dışında tüm bölümlerin İngilizce eğitim olduğu bilgisini veren Mutçalıoğlu, kimi kurumlarda yüzde 100 İngilizce eğitim verildiğini kimi kurumlarda ise belli oranlarda; derslerin yüzde 40’ının İngilizce gibi kıstasların olduğunu anlatıyor. Hukuk biliminin uluslararası önemine atfen öğrencilerin Hazırlık Programına dahil olduğunu, dersler İngilizce olmadığı için bir sene sonrasında öğrencinin kendi bölümüne devam etme hakkı olduğunu hatırlatıyor.

Eğitim dilinin İngilizce olmasının bazı dezavantajları olmasına karşın, İngilizceyi iyi öğrenmek adına faydalı bir sistem olduğuna dikkat çeken Mutçalıoğlu konuya ilişkin şunları söylüyor: “ Öğrenci elbette ana dilde eğitim yapmadığında  bazı şeyler aynı şekilde öğrenilmiyor ya da öğretilemiyor.

Ancak bölümleri Türkçe yapalım hazırlığa  isteyenler gitsin ya da bir sene kalsınlar zorunluluk  olmasın gibi bir formül de ne yazık ki geçerli olmuyor. Derslerin İngilizce olmasındaki zorunluluk öğrencileri motive ediyor. Aksi durumda eksik kalıyor. Başarı oranı düşüyor”

Dili yanlış yerden öğreniyoruz

Türkiye’nin dil öğrenme konusunda en fazla bütçe ayıran ülke olmasına karşın başarının az olmasının temel nedeninin dil öğrenme sistemindeki hatalar olduğuna vurgu yapan Didem Mutçalıoğlu, “İngilizce artık ortak bir dil. Bir şekilde öğrenmek gerekiyor.  Bu konuda ya sistemin aşağıdan yani ilkokuldan itibaren dil öğrenebilecek şekilde planlanması gerekiyor. Aksi durumda bize çok fazla iş düşüyor” diyor. Türkiye’de dil öğrenimi için yanlış yerlerden başlandığına dikkat çekerken ekliyor, “Bizim yurtdışına giden öğrencilerimiz var. Zor öğrenen kategorisinde sayılmıyorlar. Öğrenememe konusunda birçok faktör var. Üniversite sınavları mesela, sınavda çıkmayan tek konu İngilizce. Bu nedenle dil geri plana itiliyor. Ortaöğretimde bu konuda bir şey öğrenilmemesi de başka bir etken. Böyle olunca tüm yük üniversite hazırlıklarına kalıyor ve çok zor süreçler oluyor. İngilizceyi tam olarak öğrenmek için bu konuya odaklanmak, müziği ile okuması ve dinlemesi ile o dile fazlaca maruz kalmak, mümkünse de bir yurtdışı ile pekiştirmek gerekiyor. Boşlukları doldurmaya dönük sınav sisteminin olduğu bir sistemde öğrenci dili değil sadece dilin formunu öğrenebilir. Bu nedenle de çokça  ‘benim gramerim çok iyi diyorlar ama konuşamıyorum ya da yazamıyorum’ diye şikayetler duyarız. Aslında dil bilgisini biliyorsan kullanırsın cümle kurarsın yani dolayısıyla kullanmaya odaklı bir eğitimin çıktıları olması gerekiyor.”

Ders dışında dili iyi kullanmak gerekiyor

Özyeğin Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu Müdürü Nergis Uyan Akbay, Türkiye’de ortaöğretim sistemindeki değişiklikler nedeniyle, dil eğitimi konusunda yükseköğretim kurumlarına daha fazla sorumluluk düştüğünü belirtiyor.  Akbay, yükseköğretim kurumlarında Hazırlık Programları ile öğrencilere belli bir düzeyde dil eğitimi verildiğini ancak bu eğitimin belli bir yaştan sonra ve sınırlı bir zamanda verildiğini hatırlatırken konuya ilişkin şunları söylüyor: “Bu nedenlerle öğrencilerin en iyi şekilde dil öğrenmesi için olması gereken bazı şartlar var. Öğrencinin ders sırasında ve ders dışında dili kullanabileceği olanakların tanınması gerekiyor. Ülkemizdeki ortaöğretim sistemindeki değişiklikler nedeniyle dil öğretimi konusunda yükseköğretim kurumlarına daha fazla iş düşmeye başladı.”

Okullarda eğitim dilinin tamamen ya da kısmen İngilizce olmasını da değerlendiren Nergis Uyan Akbay, bu durumun özellikle dili sıfırdan öğrenip o dilde çalışmalarını sürdüren öğrenciler için hayli zorlayıcı bir süreç olduğunu ancak, gerek kaynakları ve gerekse de mesleki konulardaki literatürü  ana dilden takip etmenin de bazı dezavantajları olduğunu belirterek: “Globalleşen dünyada uluslararası platformlarda okumak, çalışmak gibi olması gereken süreçlerden yararlanmak için İngilizce eğitim almak ve bu dili kullanmak artık günümüzde çok gereklidir” diye konuştu.

Yurtdışında eğitim dil dışında özellikler de istiyor

Türkiye’de yüksek lisans öğrencilerinin yurtdışına çıkabilme konusundaki eğilimlerini de değerlendiren Akbay,  bu konuda kişinin sadece dil bilgisi becerilerinin değil aldığı eğitim, kazandığı deneyimin, konusuna olan hakimiyet ve kişiliğinin de önemli olduğunu vurguluyor.  İngilizce bilgisinin ve yurtdışına çıkıncaya dek dili nasıl kullandığının çok önemi olduğunu anlatan Akbay, “Sadece okuma ve dinleme becerilerini geliştirmiş ya da dilbilgisi ve kelime öğrenmiş ama yazma ve konuşma becerilerini aynı şekilde geliştirememiş bir aday tabii ki çok rahat olamayabilir. Bu nedenle de öğrencilere tüm becerilerin kazandırılması çok önemli.  Dili sadece öğrenmek değil kullanmak çok önemlidir” diye konuştu.

Yabancı dil öğrenimi konusunda Türkiye’de çok başarılı bir tablonun ortaya çıkmıyor olmasını, genel eğitim sistemi ile ilgili bir süreç olduğuna dikkat çeken Nergis Uyan Akbay, bunda dershane kültürünün de etkisi olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Maalesef öğrencilerimiz arasında dil öğrenmenin sadece okullarla değil, mutlaka bir kursla olması gerektiği inancı var. Okullarda sunulan tüm fırsatlardan, ders dışında dillerini geliştirmek için yararlanabilecekleri tüm olanaklardan yararlanmak yerine bir kursa gitmenin daha iyi olabileceğini düşünüyorlar. Bir de dil öğrenme sürecinin sonunda geçmeleri gereken bir sınav varsa, çıkış noktaları dil öğrenmek değil, o sınavdan geçmek amaçlı bir kursa gitmek oluyor.”

Öğrenci dili öğrenmek için sistem oluşturmalı

Dil öğrenmenin tam olarak hayata geçmesi için öğrenciye öncelikle dil öğrenmenin bir süreç olduğu anlatılması gerektiğini belirten Akbay,  zaman ve emek isteyen bir süreçte öğrencinin etkin olması gerektiğini, kendi öğrenme tekniklerini, neyi en iyi yaptığı ve hangi konuda daha çok desteğe ihtiyacı olduğunu ve nasıl çalışması gerektiğini hep sorgulayarak ilerlemesi gerektiğini belirtiyor. “Öğrenci aldığı geri bildirimleri çok iyi kullanmalı, o dilde yaşıyor olmalı” diyen Akbay, dilin konuşulduğu ülkede öğrenmiyor olsa da sınıfta, okulda, derste ve ders dışında dille alışverişini ve dil kullanımını en yüksek düzeyde tutması gerektiğini belirtiyor.

Nergis Uyan Akbay, dil öğrenmenin detayları hakkında şunları söylüyor: “Belli bir düzeyde dil öğrenebilmenin uzun ve emek isteyen, yükseköğretimde hazırlık programları ile başlayan bu sürecin aslında hazırlık programının bitmesiyle bitmediği unutulmamalı. Öğrenciler eğitim hayatları boyunca dil bilgi ve becerilerini geliştiriyor ve öğrenmeye devam ediyorlar. Öğrenciler yeni bir dil öğrenmenin tadına varmalı ve bunun avantajlarını kullanmalılar, o zaman dil öğrenmek keyifli bir deneyime dönüşür.”

 Eğitim kalitesi kuruma göre değişiyor

Türkiye’de yükseköğretimde verilen İngilizce eğitimin kalitesinin kurumdan kuruma değişiklik gösterdiğini belirten Işık Üniversitesi İngilizce Hazırlık Okulu Program Başkanı Aslı Divriş, bu alanda ortak bir bilinç oluşmadığını aktarıyor. Mevcut kalitenin tamamen üniversitenin kültürüne bağlı kaldığını ve bu nedenle de her kurum arasında seviye farklılığı olduğunu belirtiyor.

İyi bir İngilizce eğitimi nasıl ve hangi koşullarda olur sorusuna cevap veren Aslı Divriş, “Öğrencilerin fakültedeki eğitimlerini devam ettirmeleri için gerekli olan genel becerileri örneğin; not tutma, rapor yazma becerileri, eğitim malzemelerini ve dersleri takip edebilecek dil bilgisi, okuma, yazma ve konuşma becerilerini kazandırmak gerekir” diyor.

Yükseköğrenimde bazı kurumlarda eğitim dilinin İngilizce olduğuna dikkat çeken Aslı Divriş, eğitim dilinin İngilizce olmasının uluslararası literatürün takibinin sağlanması açısından büyük avantaj olduğuna vurgu yapıyor. Ancak ana dilde eğitimin öğrencilere ‘alan hakimiyeti’ açısından daha fazla avantaj sağladığının da doğru olduğuna vurgu yapan Divriş, öğrenciler için her zaman anlama ve aktarmanın en iyi insanın kendi anadilinde sağlandığını söylüyor.

Günümüz ihtiyaçları göz ardı edilmemeli

Türkiye’deki okullarda dil eğitiminin genellikle okuma, yazma ve dilbilgisi ile sınırlı kaldığını bunun da eğitimde eksikler bıraktığını anlatan Aslı Divriş, her ne kadar yeni akımları takip ederek iletişimsel becerilere önem verilmeye çalışılsa da konuşma ve dinleme becerilerinin nispeten geride kaldığını paylaşıyor.  Aslı Divriş’e göre tüm bu nedenlerden ötürü öğrenciler, anlama ve konuşma konusunda kendilerine güvenli olmayabiliyorlar. Yaşanan bu süreç nedeniyle öğrencilerin okullarda geri planda kalan birtakım becerileri tamamlamak amacıyla –özellikle dinleme ve anlama konusunda- kurslara başvurduğunu ifade eden Divriş, “Öğrencilerin İngilizceyi tam olarak öğrenebilmesi için tüm becerilerin eşit ağırlıkta ve dilbilgisi desteği ile verilmesi gerekir. Günümüz ihtiyaçları, eğitim ihtiyaçları ve bireysel ihtiyaçlar göz nardı edilmemelidir” diyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yap