30 yaş üstüne sınavsız üniversite

21 Ocak 2014

“Öğrenmenin yaşı yoktur” diye bir söz vardır ama bu Türkiye’de ne kadar geçerli tartışılır. 30 yaş üstüne sınavsız üniversiteye giriş hakkı tanınması mümkün olursa bu söz belki de gerçekten anlam kazanacak.

 

Otuz yaş ve üstündeki kişilere sınavsız üniversite hakkı verilmeli mi? Yaklaşık 38 milyon kişiyi ilgilendiren öneriye akademi dünyası nasıl bakıyor? İlk söylendiğinde kulağa çok hoş gelen ve son zamanlarda daha ayrıntılı bir şekilde tartışılmaya başlanın bu konuyu yükseöğretim dünyasının değişik paydaşlarıyla değerlendirdik. 30 yaşın üzerindeki kişilere üniversite hakkı tanınması konusunun 3 buçuk yıl önce YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan döneminde dile getirildiğini hatırlatan Vakıf Üniversiteleri Birliği (VUB) Başkanı Rifat Sarıcaoğlu, tüm gelişmiş ülkelerde hayat boyu öğrenim/eğitim ön planda iken Türkiye’nin de bu konuda geride kalmaması gerektiğini düşünüyor. Şu anda bu konuda arz ve talepte dengesizlik olduğunu ancak her geçen yıl talebin arttığını belirten Sarıcaoğlu, Birlik olarak konuyu desteklediklerini ve takipçisi olduklarını belirterek YÖK’ün bu konuda bir çalışma yaptığını paylaşıyor. İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mustafa Aydın ise söz konusu bu şansı ikinci öğretim şeklinde önerdiklerini belirterek gerekçe olarak da; 30 yaşını tamamlamış olan kişilerin çalışıyor olması ve örgün öğretimdeki devam zorunluluğu koşulunu yerine getirme şanslarının bulunmamasını gösteriyor. Aydın ayrıca, bu hakkın özellikle üniversite eğitimini ilk kez alacak olan gençlerimizin önünü kapamadan ve onların haklarını kullanmadan belirli kriterler eşliğinde belirli bir süzgeçten geçirilerek 30 yaşını tamamlamış kişilere tanınması gerektiğini savunuyor.

Beykent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Emin Karahan’a göre ise 30 yaş ve üzeri için yükseköğrenim hakkının, bireylerin ‘hayat boyu öğrenmeye’ erişimlerini ve katılımlarını artıracağını bunun da yükseköğretimde okullaşma oranını arttıracağını belirtiyor. Prof. Dr. Karahan’a göre, uygulamanın sisteme bir diğer önemli katkısı ise yükseköğretim kurumlarını daha efektif çalışmaya sevk etmek -örneğin hafta sonu ve akşam öğrenim- olarak görülebilir. İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyeti Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver, Neden 30 yaş üzerine sınavsız üniversite hakkı? sorusunun derinlemesine düşünüldüğünde özellikle insan ve ülke boyutunun ön plana çıktığını bireysel boyutta ise; kişilerin potansiyellerini açığa çıkarmak, başarıyı getirecek içsel tatmini ve motivasyonu sağlamak için çok özel bir fırsat olacağını savunuyor. Akıngüç Güvener, “Başarılı, vizyonu olan, akademik donanıma sahip, akademik eğitimin sunduğu ya da sunabileceği kazanımların farkında olan bu yaş grubu ülke profili için de yalnızca eğitimde değil istihdama, ekonomiye de ciddi bir katma değer sağlar” dedi.

 

VUB konunun takipçisi olacak 

Vakıf Üniversiteleri Birliği (VUB) olarak konunun takipçisi olduklarını belirten Rifat Sarıcaoğlu, YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya ile de konuyu paylaştıklarını ve YÖK’ün de bu konuya sıcak baktığınız açıkladı. Aldıkları bilgiye göre YÖK’ün kanuni olarak bir çalışma yaptığını ifade eden Sarıcaoğlu, “30 yaş üzeri üniversite eğitim hakkı konusunu son derece destekliyoruz. Ülkede daha fazla eğitimli insan olması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu. VUB Başkanı Sarıcaoğlu konuya ilişkin şunları söylüyor: “Bir sürü memnuniyetsiz insan bundan faydalanabilir olacak. Sonuç olarak, üniversite okuyamamış ya da istediği bölümde okuyamamış kimseler var. Aslında bu çalışma ilk başladığında 25 yaş olarak planlamıştık. Bunun dünyadan örneklerini de aktarmıştık. İspanya, Brezilya, Meksika örnekleri var. Bizim 25 önerimizi YÖK Başkanı 30 yaş olarak belirledi.”

Başvuruların nasıl olacağı konusunda da görüşlerini paylaşan Sarıcaoğlu, burada ana sorunun sınavlı mı, sınavsız mı başvuru olacağının olduğunu belirtirken, VUB olarak görüşlerinin sınavsız olması yönünde olduğunu ifade etti. Ancak, tıp, mühendislik, mimarlık gibi bölümlere sınav şartı konabileceğini aktaran Rifat Sarıcaoğlu, “Çünkü bu kişiler uzun yıllar boyunca zaten eğitimin dışında kalmış insanlar. Bu başvuruya özgü sınavlar olması gerekir. Bu eğer sınavda ısrar edilirse yapılır. Eğer bir ısrar olmazsa, zaten üniversitelere başvuru yapılır ve o üniversitenin boş kontenjanı var ise veya istenen bölümler özel yetenekle öğrenci alıyorsa buna uygun hareket edilir” diyor.

Bu konuda YÖK’ün kararı olması gerektiğini aktaran Sarıcaoğlu, “Ancak kişisel görüşüm şu ki; günümüzde üniversite eğitiminde öğrencinin seçimi esas. Üniversitenin seçim hakkı yok. Burada öğrenci kadar üniversitenin de seçim hakkı olmalı. Ek olarak neden bu eğitimi istediğini açıklaması gerekiyor. Üniversite profiline uygun ise kabul edilir. Burada dünya standart testleri var. Onları da dikkate almak gerekiyor. Yani eğitim yabancı dilde mi olacak, bunları da incelemek gerek.

 

Vergi veren donamlı toplum oluşur

Böyle bir hakkın eğitim sisteminden çok bireye katkı sunacağını ifade eden Sarıcaoğlu, birey istiyorsa bu fırsat eşitliğinin tanınması gerektiğini belirtti. Diğer tarafta ülkede daha fazla eğitimli insan olması gibi bir katkısı olacağını anlatan Rifat Sarıcaoğlu konuya ilişkin şunları söyledi “Uzun dönemli bakacak olursanız, topluma daha hızlı geri dönüş olacağı için vergi açsından, toplumda iş imkanı sağlama açsından olumlu sonuçları olacaktır. Buradaki asıl sorun 18-22 yaşa üniversite yaşıdır, ondan sonra hayat başlar bakış açısıdır.  Oysa dünya hızla değişiyor, bireylerin kendilerini yenileme ihtiyacı var. 1981 bilgisayar mühendisliği mezunuyum. O günün bilgileri ile piyasaya çıksam kimse bana iş vermez. Teknoloji inanılmaz hızla ilerliyor. Burada sadece üniversite eğitiminden değil, hayat boyu eğitimden bahsediyorum.”

 

Koşullar üniversitelere bırakılmalı 

Böyle bir hakkın hangi koşullar altında gerçekleşeceği konusu üniversitelere bırakılması gerektiğini de aktaran Sarıcaoğlu, her üniversitenin kendi kabul şartını oluşturması gerektiğini örneğin Mütevelli Heyeti Başkanı olduğu İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde temel amaçlarının sosyal sorumluluk ile ilgili eğitimlere destek olmak olduğunu ifade etti. Başka bir üniversitenin araştırma ağırlıklı ya da daha farklı odakların olabileceğini belirterek, “Öğrenci ile üniversitenin hedefi uyuyorsa, üniversitenin belirlediği koşullar doğrultusunda süreç ilerleyebilir” diye konuştu.

 

Eğitimin yaşı yoktur

İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Mustafa Aydın’a göre de eğitimin yaşı yoktur. Bir insanın öğrenmek istediği sürece eğitimle ilgili tüm fırsatlardan faydalanabilmesi gerektiğini savunan Dr. Mustafa Aydın, “30 yaşını doldurmuş, bir örgün öğretimden mezun olmuş kişiler, başka bir alanda eğitim almak amacıyla ikinci bir eğitim şansına sahip olmalıdır. Kişiler zamanında istedikleri bölümü okuyamamış olabilir veya ilgi duydukları başka bir alanda eğitim almak isteyebilirler.  Bu kişilerin kendilerini geliştirmesi ya da daha önce yapmayı planladıkları ancak yapamadıkları bir eğitimi almalarını sağlayacaktır” diye konuştu. Söz konusu bu ikinci üniversite şansını, ikinci öğretim şeklinde önerdiklerine de dikkat çeken Aydın, bunun gerekçesini de; 30 yaşını tamamlamış olan kişilerin çalışıyor olması ve örgün öğretimdeki devam zorunluluğu koşulunu yerine getirme şanslarının bulunmaması olarak açıklıyor.

 

İlk kez üniversiteye girecekleri engellememeli 

Ancak bu konuda bir hatırlatma da yapan Aydın, “Elbette özellikle üniversite eğitimini ilk kez alacak olan gençlerimizin önünü kapamadan ve onların haklarını kullanmadan belirli kriterler eşliğinde belirli bir süzgeçten geçirilerek 30 yaşını tamamlamış kişilerde eğitim olanaklarından faydalanmalıdır. Her hangi bir lisans bölümünü tamamlamış kişi kendi alanına uygun veya yakın bir dalda sınava girmeksizin eğitim alabilmelidir ama özellikle belirtmek isterim sınavsız olsa da bu hakkın belirli özelliklere sahip kişilere uygun alanlarda verilmesi gerekir. Tabi bir tarih mezununun sınavsız hakkını kullanarak tıpta okuması da söz konusu olmamalıdır. Söz konusu eğitim almaya açık olan alanların alt yapıları ve kapasiteleri de yeniden düzenlenmelidir” açıklamalarında bulundu.

Bu konuda nasıl başvuru yapılacağı sorusunu da cevaplayan Aydın, üniversitesi diploması ve örgün öğretime girmek için gerekli evraklar ile üniversiteler tarafından belirlenen kontenjanlar ve alanlar dâhilinde sınavsız başvurabileceklerini aktardı.  Aydın, öte yandan sınavsız öğrenci alırken daha önce herhangi bir devlet veya vakıf üniversitesinde örgün eğitim lisans derecesi aldığını belgeleyen adayların ilan edilen ilgili veya yakın bölümlere başvurabileceklerini ifade etti.

 

Fırsat eşitliği sağlayacak rekabeti güçlendirecektir

Sınavsız üniversite girişiminin, ülke kaynaklarının etkin kullanılabilmesi, rekabetin güçlendirilmesini ve fırsat eşitliğinin sağlaması açısından olumlu sonuçlar verebileceğini düşünen Dr. Mustafa Aydın, ayrıca başvuran kişilere kendilerini geliştirme /yenileme olanağı sağlayacağını belirtiyor. Bunların dışında bir başka konuda da uyarıda da bulunan Mustafa Aydın şunları söyledi: “Yükseköğretim sisteminin zaten ağır olan yükünü, alt yapı ve insan kaynağı eksikliklerini de artıracaktır. Bu nedenle kurumlarımızın kendini yenilemesi ve gelecek yeni öğrenciler için kendisini hazırlaması gerekecektir. Şartlar uygun olduğunda denenmesinin uygun olacağını düşünüyorum.” Uygulamanın nesnel beklentileri ve amacının tanımlanması gerektiğine de vurgu yapan Aydın, bu uygulamaya dair her halükarda ayrıntılı bir mevzuat gerekeceğini ve ders içeriklerinin yenilenebileceğini ve kurumların alt yapısının değişebileceğini ifade etti.

 

Uygulama sistemi efektif hale getirecek 

Beykent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Emin Karahan’a göre 30 yaş üstündekilere yükseköğrenim hakkı tanınması son derece faydalı bir uygulama olur. Hayat boyu öğrenim felsefesinin yükseköğretimde okullaşma oranını artıracak en önemli etkenlerden birisi olacağına dikkat çeken Prof. Dr. Emin Karahan konuya ilişkin şunları söyledi: “ Sınavsız üniversite oluşumu ile özellikle gündüz çalışanların gece yükseköğrenimlerine devam edebilmeleri sağlanır ise bu sistem çok daha efektif çalışmış hale gelecektir. Şayet 30 yaş erken görülürse bu sınır 35 yaşa da çekilebilir.”

 

Lise ve muadili diploma başvuru için yeterli olacaktır 

Başvuruların nasıl olabileceği konusundaki fikirlerini de paylaşan Karahan, lise ve muadili diplomaya sahip olan herkesin bu sistemle üniversiteye başvurabileceğini, müracaatların yoğun olması halinde, yeni bir merkezi sistem müracaat ve yerleştirme yöntemi gerekebileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Emin Karahan, bu sistemde kriter olarak lise ve muadili diploma derecesine bakılabileceğine dikkat çekti.

 

Eğitim yaşla sınırlı bir uygulama değil 

İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver’e göre ise konu birkaç yönüyle ele alınması gerekiyor. Üniversitesi olarak eğitimi yaştan bağımsız, yaşam boyu sürdürülmesi gereken bir etkinlik olarak değerlendirdiklerini, eğitimin ve öğrenmenin yaşı olmadığını düşündüklerini belirten Akıngüç Günver, “Toplumun her kesimine hitap eden, herkesin erişebileceği eğitim fırsatlarının oluşturulması ve sunulmasını sağlayan, bu yönde gerçekleştirilen girişimleri önemsiyoruz. Bununla birlikte akademik eğitim özellikle ülkemizde bireye yalnızca meslek kazandıran bir kademe olarak algılanıyor. Oysa akademik eğitimin bireyin yaşamına katkısı, mesleki formasyon ya da bir diplomadan çok daha fazla. Akademik eğitim bireye özgür düşünce, yaşam duruşunu koruyabilecek güçlü bir iç disiplin, vizyon sağlar. Dolayısıyla üniversite okurken yalnızca diploma almaya odaklanmış, akademik eğitimin alternatif kazanımlarını sağlayamamış kişiler için de bu adım faydalı görünüyor” diye konuştu. Dr. Akıngüç Günver, 30 yaş ve üzerindekilere tanınacak bu hakkın sınav sistemi nedeniyle erken yaşta yanlış ya da istemediği bir tercih yapan, idealindeki bölümü kazanamayanlar için de olumlu sonuçlar verebileceğini, sınavsız üniversite hakkı konusu iyi uygulanabilirse, bireysel ve toplumsal açıdan çok verimli olabileceğine dikkat çekti.

 

Uygulama örnekleri var, en önemli kriter istek olmalı 

Geçtiğimiz yıllarda bu konunun bir kez daha gündeme alındığını, uygulamanın bir örneğinin Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’yle belli bölümlerde başladığını hatırlatan Dr. Akıngüç Günver, “Ardından belli devlet üniversitelerinde de bu uygulama devreye alındı. Sistemin doğruları ya da geliştirilmesi gereken noktaları elbette tartışılabilir. Ancak başvuru sisteminin oluşturulma sürecinde 30 yaş üstü 38 milyona yakın bir nüfusa sahip olduğumuz göz ardı edilmemeli” diye konuştu.

Sınavın halâ genç nüfusu yoğun olan ülkemizde en önemli kriterlerden biri olduğunu kaydeden Dr. Akıngüç Günver, “Netler, sayısal değerler önemini koruyor. Ancak 30 yaş üzeri olup öğrenciliğe yeniden adım atmak isteyen kişilerin temel motivasyonu ‘istektir’.  30 yaş ve üzeri grup 17- 18 yaşında tercih yapan bir öğrenciden çok daha kararlı ve ne istediğini bilen bir yaş grubu. Bu noktada mevcut sınav sisteminin sonucu olan ‘neresi olursa olsun’ mantığı da bu yaş grubu için geçersiz olacaktır. Dolayısıyla 30 yaş üzeri öğrenci alırken, bireylerin beklentilerini ve akademik eğitim alma nedenleri birer kriter olarak ele alınmalı” diyerek görüşlerini sıraladı. Kriter olarak ayrıca, çalışma durumu, erkekler için askerlik, daha önce akademik eğitimini yarıda bırakma gibi başlıkların da değerlendirilmesi gerektiğini aktardı.

 

Beklentileri karşılayan bir uygulama olmalı 

Öte yandan her girişimin, ancak uygulamayla birlikte yorumlanabileceğini belirten Dr. Akıngüç Günver, “Söz konusu insan yaşamının standartlarını dolayısıyla ülke refahını etkileyen bir konu. Bu nedenle kuralları tutarlı, bireylerin beklentilerini karşılayan bir model olmalı. Uygulama her şeyden önce akademik eğitimin kazanımlarını, bunu talep eden ve isteyen bireylerle her yönüyle buluşturabilmeli. Planlanan sistemin akademik eğitimi; tanımlanmış resmi yükümlülüklerden ya da yaşamın getirdiği sorumluluklardan uzaklaştıran bir çıkış noktası olarak algılanmasına neden olması durumunda mutlaka bir yapılandırmaya ihtiyaç duyulabilir. Ancak her yapılanma da beraberinde yeni bir adaptasyon süreci demek.  Sistem değişikliklerinin ülkemiz gençliğinde ve bireylerde bıraktığı etkileri düşünürsek bu risk uygulama devreye alınmadan öngörülebilmeli ve şimdiden bu başlıklar düşünülerek yapılandırılmalı” açıklamasında bulundu.

 

GÖRÜŞLER

Rifat Sarıcaoğlu 

Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı 

Dünyada 30 yaş üzeri eğitimin örnekleri var. İnsanlar istedikleri yaşta eğitimlerini yapabilmeli. Eğitimin bir hayat boyu devam eden süreç olduğunu kabullenmek gerekiyor.

 

Dr. Mustafa Aydın

İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı 

Bu hak belirli özelliklere sahip kişilere, uygun alanlarda verilmelidir. Bir tarih mezununun sınavsız hakkını kullanarak tıpta okuması da söz konusu olmamalıdır.

 

Dr. Bahar Akıngüç Günver

İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı 

Uygulama her şeyden önce akademik eğitimin kazanımlarını, bunu talep eden ve isteyen bireylerle her yönüyle buluşturabilmeli.

 

Prof. Dr. Emin Karahan 

Beykent Üniversitesi Rektörü 

Hizmeti almak isteyenler, öğrenimi verecek olanlar ve YÖK bu konunun taraflarıdır. Bu konudaki esasları Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenmesi gerekiyor. Ancak beklentiler de karşılanmalı.

 

Yorumlar (1)

 

  1. Kesinlikle yapılması gereken bir uygulama bir çok ülkede bunun orneklerini görüyoruz. Hayat boyu eğitim ülkeyi geriye degil aksine ileri götürecektir. Artık bu uygulamari tartışmak degil hayata geçirilmesi konusunda hareket edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bizlerde 18 yaşın kurbanlariyiz gerek aile baskıları gerekse toplum baskilariyla yapmak istediğimiz meslekleri yapamadığımız icin pişmanlık hissediyoruz. Bizim gibi bir çok insan bunu yaşamakta ve bu insanlara ülkemizin bu destegi gösterip sağduyulu davranmasını büyük umutlarla bekliyoruz. Ayrıca bu konuyu gündeme getiren sayın kıymetli hocalarıma saygılarımı arz ediyorum. Sonsuz tesekkurler elinize emeginize sonsuz saygılar

Yorum yap