Üniversite sınavında ABD sistemi Türkiye’ye uyar mı?

21 Ocak 2014

“Nasıl bir sınav sistemi ve üniversiteye kabul koşulları? Yükseköğrenimde giderek daha yüksek sesle dillendirilen bu soruya verilen cevaplar, mevcut sisteme alternatif sistemleri gündeme taşıyor. Bu alternatiflerden biri de ABD’de uygulanan sat sınav sistemi

 

Öğrencinin bilgisini ölçmekten çok, üniversitede başarılı olacak öğrencileri kabule dayanan ve kriterleri arasında sınavın yanı sıra, öğretmenin değerlendirmesi, sosyo kültürel ilgi ve aktiviteler, yetenek gibi birçok kriteri barındıran SAT (Scholastic Aptitude Test – Eğitim Yetenek Testi) sistemi Türkiye için uygun bir sistem midir? Soruya, İdeal Eğitim Dergisi olarak, akademi dünyasının önemli isimleri ile cevap bulmaya çalıştık.

Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nurcan Baç, ABD’de uygulanan SAT sınavının, mevcut haliyle Türkiye’ye uygulanamayacağını ancak bazı değişikliklerle karma bir sistemin uygulanabileceğini düşünüyor. Prof. Dr. Baç, Türkiye’de 1980 öncesinde bazı üniversitelerin kendi sınavlarını ve yerleştirmelerini yapabildiğine dikkat çekerek, “Bazıları ise merkezi sınavla öğrenci alıyordu. Benzer karma bir sistem yine uygulanabilir. Herkese ayni elbiseyi giydirmeye çalışmak yerine farklılıkların olduğunu kabul edip, daha özgür bir sınav/yerleştirme sistemi uygulamasına geçilebilir” açıklamasında bulundu. Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Özgür Bolat ise Türkiye’de üniversiteye giriş sisteminde reforma ihtiyaç olduğunu savunuyor. Sınavların bilgiden ziyade eleştirel düşünmeyi ölçmesi gerektiğini belirten Bolat ayrıca öğrencilerin sınavlara girdikten sonra, başvuruyu üniversitelere yapmaları ve üniversitelerin de ihtiyaçlarına göre öğrencileri kendilerinin seçmesi gerektiğini belirtiyor. Bolat, ölçütler konusunda, “Mutlaka sosyal, sportif ve sanatsal becerileri içermeli ve öğretmenlerin görüşleri de önemli olmalı. Sadece bu şekilde Türkiye’yi 21. Yüzyıla taşıyacak öğrenci yetiştirilebilir” dedi.

Horizon Yurtdışı Eğitim Kurumu Uzman Eğitim Danışmanı Tuğba Tekmen de son sınıfta tüm öğrencileri tek bir sınava bağlamanın, onları müthiş bir stresin içine soktuğunu bunun yerine, kademeli sınav uygulanmasının daha olumlu olacağını ifade etti.  Tekmen, “Öğrenciler her sene sonunda o yılın konularını içeren genel bir sınava tabi tutulabilir ve 4 senelik performans;  notlar ve yılsonu başarıları olarak ortak bir payda da değerlendirilebilir. Tüm bunların yanı sıra özel becerileri olan sözlü ya da yazılı kendini gösteremeyen öğrencilere doğru yönlendirmeler yapılmalı ve içindeki beceri ortaya çıkarılarak bu alanda ilerleyebilmesi sağlanmalıdır” dedi.

Avrasya Üniversitesi’ne göre ise üniversitelere, lisans düzeyinde öğrenci kabulünde tek çözümün Amerikan sistemi değil. Avrasya Üniversitesi yetkililerine göre Türkiye kendi koşullarına uygun sistemi oluşturmalı. Ayrıca Güney Kore, Japonya, Hindistan Devletlerinin üniversiteye kabul koşullarının ve eko sisteminin tartışılmasında fayda var.

 

ABD’deki SAT sınavı uyarlanabilir

Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nurcan Baç’a göre ABD’deki üniversite sınav ve yerleştirme sistemini olduğu gibi Türkiye’ye uygulamak mümkün değil. Çünkü farklar çok fazla. Oradaki sistemin tümüyle öğrenci tercihini özgürce kendisinin yapması ve buna karşılık olarak da üniversitelerin de kendine başvuran öğrencileri seçmesi üzerine kurulu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Baç, ayrıca ülkede merkezi yerleştirme sistemi olmadığını hatırlatıyor. Ancak Prof. Dr. Baç’a göre ABD’deki sistemin bazı uygulamaları Türkiye’ye uyarlanabilir. Böylece mevcut sisteme göre çok daha yararlı bir sınav/yerleştirme sistemi geliştirilebilmek mümkün olur.

 

Merkezi sınav ve serbest yerleşme olabilir

Türkiye’de de yılda bir kaç kez yapılacak bir sınavla öğrencilerin diledikleri üniversitelere kendilerinin başvurmasının sağlanabileceğine dikkat çeken Rektör Baç, “Yani merkezi sınav ve serbest yerleşme bize uygun bir sistem olur. Bunu yapabilecek altyapı bazı üniversiteler de var” diye konuştu. Türkiye’de 1980 öncesinde bazı üniversitelerin kendi sınavlarını ve yerleştirmelerini yapabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Baç, “Bazıları ise merkezi sınavla öğrenci alıyordu. Benzer karma bir sistem yine uygulanabilir. Herkese aynı elbiseyi giydirmeye çalışmak yerine farklılıkların olduğunu kabul edip, daha özgür bir sınav/yerleştirme sistemi uygulamasına geçilebilir” açıklamasında bulundu.

 

SAT yılda 4 kez uygulanıyor 

ABD’de uygulanan SAT sınavı hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Baç şunları söyledi: “SAT sınavı yılda bir kaç kez yapılıyor. Ocak ve Haziran ayları arasında 4 kez sınav uygulanıyor. İsteyen öğrenci, istediğine bir kaç kez girebiliyor. Aldığı en yüksek puanı girmek istediği üniversiteye gönderiyor. ‘Critical Reading’ okuma, genel yetenekli Matematik ve yazma ‘writing’, olarak 800 puanlık 3 bölümden oluşuyor. ‘Toplam 2400 puan’ son yıllarda alternatifi olarak bazı okullar ACT ‘American College Testing’ puanlarına da bakılıyor.”

Öğrencilerin girmek istedikleri üniversitelere ayrı ayrı başvuruda bulunduğunu, bunun için de SAT skorlarını, lise ortalamalarını ve referans mektuplarını girmek istedikleri üniversitelerle paylaşıldığını belirten Prof. Dr. Baç, ayrıca öğrencilerin birden fazla okula başvuruda bulunma imkanları bulunduğunu da ekleyerek, “Hatta birden fazla üniversiteden kabul alabiliyorlar ve istedikleri üniversiteye kayıtlarını yaptırabiliyorlar. Üniversiteler ise kendine başvuranları kendi kriterlerine göre seçiyor. Üniversiteler, Eylül ayında yeni başlayacak öğrencilerini ilkbahar aylarında seçmeye başlıyor” diye konuştu.

 

Üniversiteye girişte reforma ihtiyaç var 

Türkiye’de üniversiteye giriş sisteminin bir reforma ihtiyacı olduğunu söyleyen Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Özgür Bolat, dünyadaki en iyi 100 üniversitesinin 40’tan fazlasının Amerika’da olduğunu, bunun birçok nedeni olduğunu ancak bunun en önemli nedenlerinden birinin öğrenci seçme yöntemleri olduğunun altını çiziyor. Amerika’daki sistemle, Türkiye’dekini karşılaştırdığımızda ortaya çok temel farkların çıktığını belirten, Bolat bu farklara yönelik olarak Nedir bu farklar? En doğru kabul sistemi nedir? Türkiye ABD’den ne öğrenebilir? Sorularını yöneltiyor.

 

Neden sınav yaparız?

Analize “Neden sınav yaparız?” sorusuyla başlayan Bolat, “ Sınavın asıl amacı, üniversite eğitimi sırasında başarılı olabilecek öğrencileri seçmektir. Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da sınavlar bu amaçla yapılır. Ama bizim ülkemizde sınav sıralama ve eleme amaçlı yapılmaktadır. Bunun için yapılması gereken, “Kimler üniversitede başarılı olur?” sorusunu bilimsel yöntemlerle yanıtlamak ve ona göre yeni bir sınav tasarlamaktır” açıklamasında bulunuyor.

 

Sınav neyi ölçüyor? 

Amerika’nın bu soruyu kendisine sorduğunu ve SAT (Scholastic Aptitude Test) adlı bir sınav tasarladığını anlatan Bolat, bu sınavın da çok eksiklikleri olduğunu ancak Türkiye’den farklı olarak, bu sınavın bilgiyi ve ezberi değil, genellikle eleştirel düşünmeyi ve akıl yürütmeyi ölçtüğünü ancak Türkiye’de sınavın bilgiyi ölçmek için uygulandığını aktarıyor. Sınava karşı olmadığını belirten Bolat, sınavın ezberi ölçmesine karşı olduğunu, Türkiye’deki sınav sisteminin de yaratıcı düşünmeyi, muhakeme gücünü ve akıl yürütmeyi ölçmesi gerektiğini belirtiyor. “Bilgi zaten daha sonra kazandırılır” diye konuşan Özgür Bolat, “Öğrencilerin bu becerilerini ölçer ve ona göre onları üniversiteye kabul edersek, ülkenin geleceğini oluşturacak gençleri doğru seçmiş oluruz ve onlar da üniversitede en üst düzeyde eğitim alabilirler.”

Türkiye’de üniversiteye kabullerin merkezi şekilde yapıldığını ama Amerika’da her üniversitenin kendi öğrencisini seçtiğini anlatan Bolat, bu sistemin eğitimin kalitesini artırdığını çünkü her üniversitenin kendi ihtiyacına ve vizyonuna uygun öğrencileri seçtiğini ve bu nedenle de başarının arttığını aktarıyor ve ekliyor: “Dahası üniversite kendi seçtiği öğrencileri daha çok kabullenmektedir. Merkezi sistemle yapılan yerleştirmede yanlış eşleştirmeler olmaktadır. Öte yandan, Türkiye’deki torpil korkusu ve her üniversitenin seçim komitesi olmaması bu uygulama için bir engeldir. Bunu çok rahat geliştirilebiliriz.”

 

Mevcut sistemde risk yüksek 

Öte yandan üniversiteye girişin sadece bir sınava bağlı olması nedeniyle sınavın riskinin de çok fazla olduğunu, o gün hastalanan ya da bir kaza geçiren çocuğun bir yıl beklemek zorunda kaldığını ya da o gün öğrencinin motivasyonunun düşük olmasının da mümkün olduğunu belirterek, “Bu durumda sınavda stresi yönetmek önem kazanıyor. Ama Amerika’da bir çocuk üniversite sınavına (SAT) birçok kez girip, en iyi skorunu üniversite kabul ofisine gönderebiliyor. Çocuğa birçok şans veriyor sistem. Bizde de öğrenci birçok kez sınava girebilmeli.”

Sistemdeki yanlışlardan birinin birçok bölümün aynı sınava göre kabul alması olduğuna dikkat çeken Bolat, “Ama bölümlerin gerektirdiği beceriler farklıdır. Örneğin, matematik mühendislik ve ekonomi için çok gerekliyken, işletme için daha az gereklidir. Ama matematik her ikisi için de belirleyici olmuştur. Kabulleri üniversitelere bırakırsak, üniversiteler bu ayarlamayı çok iyi yapabilir” diye konuştu.

 

Sınav tek kabul ölçütü mü olmalı? 

“Üniversiteye sınavla girmek ayrı bir kavramdır, sınavın bir giriş ölçütü olarak kullanılması ayrı” diye konuşan Özgür Bolat, Türkiye’de öğrencilerin, üniversiteye sınavla girdiklerini Amerika’da da öğrencilerin benzer bir sınava girmesine karşın sınavın birçok başvuru koşullarından sadece bir tanesi olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Sınavı kötü geçen bir öğrenci, başka alanlarda güçlüyse, o okula kabul alabilir. Örneğin, bir lisenin öğrenci kurulu başkanı üst düzeyde liderlik becerisi gösterdiyse, bir üniversiteye girme ihtimali yüksektir. Biz de sadece sınava bağımlı bir yapıdan kurtulmalıyız.”

Öte yandan, üniversitelerin öğrencilerini seçerken, birçok ölçüt kullandıklarını, bunlar arasında, öğrencinin geçmişi, potansiyeli, sosyal etkinlikleri, liderlik özellikleri, sanatsal ve sportif etkinlikleri, ders notları, sınav notları ve öğretmen görüşleri olduğunu aktaran Özgür Bolat, “Bu durumda lise eğitimi tüm bunlara önem verir. Öğretmenler değer kazanır. Ama bizde sadece sınav ölçüt olduğu için öğretmenler ve okullar değersizleşir. Bizde de çoklu ölçüt kullanılmalı. Sadece sınava bağımlı bir yerleştirme olmamalı” diyor.  Ayrıca üniversiteye kabulde lise öğretmenlerinin görüşlerinin çok önemli olduğunu, öğretmenlerin yazdığı bir referans mektubunun çok etkili olabildiğini anlatan Bolat, bu nedenle öğretmenin değerli olduğunu buna karşın Türkiye’de öğretmenlerin görüşlerinin değerli olmadığını çünkü bir ölçüt olarak kullanılmadığını belirterek, “Öğretmenlerin görüşleri de etkili olmalıdır” diyor. Dershane ihtiyaç mıdır sorusuna da cevap veren Bolat: “ Türkiye’de üniversiteye kabul sınav bazlı olduğu ve sınav da bilgiyi ölçtüğü için, dershaneler bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Amerika’da da dershaneler vardır ama sınav çoklu-ölçüt modeline göre yapıldığı ve sınav daha çok eleştirel düşünmeyi ölçtüğü için, ek ders ihtiyacı azalmaktadır. Öğrenciler kabulü artıracak tüm ölçütleri okul ya da kendi çabalarıyla karşılayabileceklerini düşünmektedir. Onun için dershaneler bizde olduğu kadar yaygın değildir” açıklamasında bulundu.

 

“SAT Türkiye’ye uygun değil”

Avrasya Üniversitesi, ABD’de uygulanan ve üniversitelerin lisans bölümleri için öğrenci kabul etmede kullandığı SAT Sınavının Türkiye için uygun olmadığını düşünüyor. SAT’ın amacının isminden de anlaşılacağı gibi (Scholastic Aptitude Test) öğrencinin yükseköğrenim görmek için gerekli alt yapıya sahip olup olmadığının değerlendirilmesi olduğunu ifade eden Avrasya Üniversitesi yetkilileri şu açıklamayı yaptı: “Türkiye’de uygulanan lisans yerleştirme sınavlarının amacının ise devlet, vakıf, KKTC ve belli oranda yurt dışında bulunan üniversitelere öğrenci seçmektir. Diğer bir ifadeyle Türkiye’de uygulanan üniversitelere lisans yerleştirme sınavlarının amacı öğrenciyi elemek üzerine kurgulanmıştır. Örneğin, ÖSYM’nin verilerine göre, 2011 yılında LYS’ye 1 milyon 934 bin 919 aday girmişken bunlardan ancak 333 bin 428’i üniversitelerde eğitim alma hakkına sahip olabilmiştir.”

SAT Sınavı’nda ise başarı ya da kontenjan belirleme gibi bir kaygı olmadığını tek amacın öğrencinin ortaöğretim ve lise boyunca elde ettiği bilgileri kullanmada eleştirel bir bakış açısına sahip olup olmadığının ve bazı temel bilgilere sahip olup olmadığının kontrol edilmesi olduğunu kaydeden Avrasya Üniversitesi yetkilileri, ayrıca SAT Sınavında baraj puanı olmadığını aktardı. Yetkililer ayrıca öğrencilerin, Community College denen okullarda da lisans eğitimi alabildiklerini ve bu durum nedeniyle arz-talep dengesinde, yani, mezun olan öğrenci- var olan üniversite dengesinde ibrenin mezun öğrenci lehine olduğunu aktarıyorlar.

 

ABD’de üniversite prestij anlamına geliyor 

Öte yandan, ortalama bir Amerikalı için üniversitenin, toplumsal prestij anlamına geldiğini ifade eden yetkililer, “Hâlbuki ortalama bir Türk için üniversitenin ifade ettiği şey toplumsal sınıf atlamaktır, meslek sahibi olmaktır. Bu nedenle, ABD’de üniversite sayısı ile mezun öğrenci sayısı karşılaştırıldığında üniversitelerin sayısının mezun öğrenci sayısından daha fazla olduğu görülecektir. Şöyle bir şey söylesek yanlış olmaz sanırım: Üniversite, Amerikalı bir öğrenci için lüks iken bir Türk için gerekliliktir.” Avrasya Üniversitesi’ne göre ise üniversitelere, lisans düzeyinde öğrenci kabulünde tek çözümün Amerikan sistemi değil. Avrasya Üniversitesi yetkililerine göre  “Türk toplumu ve devleti, Cumhuriyetin erken dönemlerinde oluşturduğu Köy Enstitüleri gibi eğitim kurumlarını kendi ihtiyaç ve beklentilerine göre yeniden oluşturabilir. Böyle bir durumda, hangi öğrencileri, hangi kriterlere göre seçeceğinin cevabını da kendiliğinden bulmuş olacaktır”. Avrasya Üniversitesi yetkilileri Güney Kore, Japonya, Hindistan Devletlerinin üniversiteye kabul koşullarının ve eko sisteminin tartışılmasında fayda olabileceğini savundu.

 

SAT dışında seçenekler de var 

ABD’de yer alan üniversitelerin genel anlamda öğrenci kabul ederken SAT Sınav Sonuçlarını kullandığını ve özellikle “Community College” denen okulların daha çok o bölgedeki liselerden mezun öğrencileri mezuniyet not ortalamasına göre kabul ettiği bilgisini veren Avrasya Üniversitesi yetkilileri, ayrıca ABD’de farklı dini grupların özellikle Hristiyan kurumların “Seminary” olarak adlandırdıkları yüksek öğrenim okullarının da öğrenci kabul koşullarında farklı seçenekler sunduğunu bunlara ek olarak, Ivy League gibi dünyanın en iyilerinin yer aldığı Harvard, MIT, Stanford, University of Chicago gibi üniversiteler ise bu kriterlere ek olarak lise öğrencileri için oluşturdukları yaz okulları vasıtasıyla bilgi, yetenek ve beceri noktasında kendi değerlendirmesini yapabileceği öğrenciyi bu şekilde seçtikleri bilgisini paylaştı. Ayrıca Amerikan üniversitelerinin bir değil birçok kritere göre lisans programlarına öğrenci seçebildiklerini ve SAT’ın bunlardan yalnızca biri olduğunu kaydeden Avrasya Üniversitesi yetkilileri, “Türkiye’de ise hiçbir üniversite Türk vatandaşları için LYS puanı haricinde başka bir kriterle öğrenci seçememektedir. Amerikan üniversiteleri, zorunlu olmamakla birlikte SAT puanının yanında, öğrencinin lise genel not ortalaması, öğrencinin lise hocasından aldığı referans mektubu, öğrencinin daha önce katıldığı akademik toplantılar, spor alanında gösterdiği başarılar, sivil toplum kuruluşlarındaki aktif katılımı gibi değerlendirmelerle öğrenci kabul edebilmektedir. Amerika’da üniversite daha çok bilginin kaynağı noktasına eğilirken, aynı zamanda üniversiteyi üniversite yapan özerklik ile kürsü hakkının kullandırılmasında farklı fırsatların sunulmasında çeşitliliğe sahiptir.”

 

Farklılıklar ekonominin ötesinde

Bu temel farklılıkların sadece ekonomik sebeplerle açıklanamayacağını, Amerikan ulusunun gerek siyasal gerekse ekonomik anlamda ulaştığı demokratik ve liberal değerlerle de çok sıkı ilişkisi olduğunu aktaran yetkililer, “Türkiye’de yukarıda ifade etmeye çalıştığımız ön kabuller hiç kuşkusuz gelişmekle birlikte bazı sorunları da bünyesinde barındırdığı bir gerçektir. Bu alt yapıyı oluşturmak, bir eko- sistemi yaratmakla ilişkisi olduğunu düşünmekteyiz. Dolayısıyla, sözü edilen eko sistemin oluşması siyasi, ekonomik ve toplumsal dönüşümle ilgilidir. Diğer bir ifadeyle, bu dönüşümü tek başına bir kurum yapamaz. “

Türkiye’deki bir üniversitenin, lisans programlarına öğrenci kabul ederken Amerika’daki gibi kriterlerle öğrenci kabul edebilmesi için olması gereken kriterleri şöyle sıralıyor: Devlet ve Vakıf Üniversitelerinin tam anlamıyla ve her alanda özerk olması gerekir, üniversitelerin meslek okulu olmadığının toplumca bilinmesi gerekir, kürsü hakkının yani söz hakkının üniversiteler için elzem olduğu bilincinin toplumun tüm katmanlarınca benimsenmesi gerekir, ayrıca kürsü hakkının sadece üniversite mensupları için değil, aynı zamanda, aday öğrenciler için de gerekli olduğunun anlaşılması gerekir, Üniversitelerin merak duygusuyla ayakta kaldığı, akıl ve duygu-deneyimle evrene ait sorunları çözmeye çalıştığının bilinmesi gerekir, araştırma yapmak üniversiteler için sadece parasal kaynak yaratmak için değil aynı zamanda merak duygusunun hizmetini de gerçekleştirmek için yapılması gerekliliğinin toplumca anlaşılması gerekir, mezun öğrenci ile üniversite oranının mezun öğrenci lehine çevrilmesi gerekir, bu yapılırken üniversiteyi üniversite yapan değerlerden (merak, akıl, her türlü özerklik) ne pahasına olursa olsun uzaklaşılmaması gerektiği unutulmamalıdır, Felsefe, Sanat, Edebiyat disiplinlerinin öneminin kavranması gerekir, üniversitelerin, tek tip tarzda öğrenci kabulünün sebeplerinin ve sonuçlarının siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak tartışılması gerekir. Bunu yaparken de aklıselimle hareket edilmesi zorunluluğu evrensel ve ulusal menfaatle ilişkisi bir an akıldan çıkartılmamalıdır, üniversitelerin mali özerkliği konusunda farklı seçenekler sunulmalıdır.

 

Sorun sınavla sınırlı değil 

Yükseköğrenimde sınav sistemi konusunun genel bir çerçevede tartışılması gereken bir konu olduğunu düşünen Horizon Yurtdışı Eğitim Kurumu Uzman Eğitim Danışmanı Tuğba Tekmen, Amerika’da uygulanan SAT sisteminde sonuçlar kadar öğrencinin lisedeki başarı notlarının ve hatta bunların dışında öğrencinin eğitim hayatı boyunca yaptığı sosyal, kütürel vb. aktivitelerin de değerlendirildiğini hatırlatıyor. Ezbere dayalı bir sistemde öğrencilerin yaratıcılığının gelişmediğine dikkat çeken Tekmen şunları söyledi: “Halbuki lise notları düşük,  SAT’da çok yüksek not alamamış bir öğrenci bile sosyal hayatında yaptığı bazı projeler, yaratıcı tasarımlar, spor alanlarındaki performanslarıyla bir üniversite programına yerleşebilmektedir. Görsel, işitsel, kinestetik gibi pek öğrenme stili olduğunu göz önünde bulundurursak, öğrencilerin yükseköğrenimlerini tamamlamak için yaptıkları başvurularda sadece sınav gibi ya da sadece lise notları gibi tek bir kritere bağlı kalmak oldukça yanlış bir yoldur.”

 

SAT 3 bölümden oluşuyor 

ABD’de uygulanan SAT sınavları hakkında bilgi veren Horizon Yurtdışı Eğitim Kurumu Uzman Eğitim Danışmanı Tuğba Tekmen şu bilgileri paylaştı: “Üniversitelere girmeyi hedefleyen öğrenciler Early Application (Erken Başvuru yapmak için, 12’inci Sınıfın başındayken en geç Ekim Ayı’na kadar tüm gerekli belgeleri getirmelidir. Program isteklerine  göre öğrencilerin yerleşebileceği ön görülen üniversiteler, SAT skor istatistiklerine göre öğrenciye sunulur. 3 bölümden oluşan sınavda 1600 puanlık ilk iki kısma göre öğrencilerin alması gereken puanlar, önceki istatistikler göz önünde bulundurularak öğrenciye iletilir. Bunun dışında öğrencinin istediği bölüme göre konu testi olan SAT2’nin de alınıp üniversiteye sunulması gerekebilmektedir. 3 bölümden oluşan SAT1 sınavı; sözel (Reading- 800 puan, Writing-800 puan) ve sayısal (Mathematics-800 puan) toplamda 2 bin 400 puan olarak sonuçlandırılır. Üniversitelerin Admission (kabul) şartlarında Reading ve Mathematics bölümlerinin toplamı olan bin 600 puan üzerinden değerlendirme yapıldığı gözlenir. Bunun dışında SAT2 sınavını isteyen bölümler de olduğu gibi hiç SAT istemeyen ve kabulün çok daha kolay olduğu üniversite ve Community College’lar da bulunmaktadır.”

 

Sadece SAT puanları değerlendirilmiyor 

ABD’de öğrencilerin üniversite başvurularında 4 yıllık lise eğitimleri boyunca aldıkları notların okullar tarafından değerlendirilmek üzere istendiğini ancak, sadece öğrencinin lise performansına göre olumlu ya da olumsuz yanıt verilmediğini hatırlatan Tekmen, “Alınan ACT ya da SAT sınav sonuçlarına göre okulların istedikleri puanlar da etkendir. SAT sınavının değerlendirilmesinde ilk 2 kısım önceliklidir. Başvuru esnasında öğrenciye okulların 1600 puanlık ilk 2 kısmından, geçen senelere oranla istediği puanların bir istatistiği yapılıp sunulur ve tercihler buna göre sıralanır. Bazı bölümler SAT1 sınavının yanında konuya yönelik SAT 2 (subject test) sınavını da almalarını istemektedir”  açıklamasında bulundu.  Öte yandan el becerileri ya da özel yetenek gerektiren bölümler de öğrencilerden Portfolio çalışmaları beklendiğini, tüm bu belgelerin yanı sıra öğrencinin ne düşündüğü, hayattan ne beklediğine de önem veren okulların varlığına dikkat çeken Tuğba Tekmen, öğrencilerden istenen niyet mektubu ile bunların ortaya koyulduğunu ve de niyet mektupları kadar kabullerde önemli rol oynayan diğer iki kriterin de öğrencinin hocalarından aldığı Referans yazıları ve CV olduğunu belirtti Tekmen,  “CV’lerde öne çıkan sosyal, kültürel, sportif ya da kişisel gelişime gösterilen önemi yansıtan tüm diğer çalışmalar öğrenci değerlendirilmelerindeki diğer kriterleri oluşturur” dedi.

 

Sürekli değişen bir sistem öğrenciyi olumsuz etkiliyor 

Eğitimde sürekli değiştirilen bir sistemin varlığının öğrencileri son derece olumsuz etkilediğini aktaran Tekmen, bir eğitim fakültesi mezunu olarak sisteme öğretmen yetiştirilen kurumlardan başlanması gerektiğini düşündüğünü belirterek şunları söyledi: “Bu meslek, aklımıza gelen tüm meslekleri yetiştirecek ve temeli oluşturacak bireyleri şekillendiren insanlar tarafından icra ediliyorsa, gerçekten kendini bu mesleğe uygun hisseden kişiler tarafından tercih edilmeli ve bence eğitim fakültelerine kabullerde mülakatlar yapılmalıdır.”

Türkiye’de eğitim sisteminde özellerden devlet okullarına kadar bilinçli olmak gerektiğini ifade eden Tuğba Tekmen, eşit bir eğitimin sunulması ve öğrencilerin eşit şekilde not verilmesinin önemli olduğunu belirterek, “İşimiz gereği çok çeşitli liselerden,  çok fazla sayıda öğrencinin Transcriptini gözlemleyebiliyoruz.  Yurtdışı yerleştirmelerinde öğrencilerin not dökümleri ilk kriterdir.  Malesef bu noktada bazı öğrencilerin notları performanslarına göre oldukça düşüktür ve bu durum iyi kalitede üniversiteler için başvuru şansını düşürebilmektedir. Eğer genel bir değerlendirmeyle Türkiye’nin her yerinde bulunan öğrenciye eşit bir eğitim ve notlama sunulduğu düşünülürse öğrencilerin sınav performansları ve bunun dışındaki ders katılımları hesaplanarak ikisinin ortalaması olan bir dönem notu belirlenebilir. Çünkü bazı öğrenciler kendilerini sözlü olarak ifade edebilirken bazıları yazılı olarak performansını ortaya koyabilmektedir. Bu öğrencilerimiz için önemli bir handikabı ortadan kaldıracaktır.”

 

GÖRÜŞLER

Prof. Dr. Nurcan Baç 

Yeditepe Üniversitesi Rektörü 

Türkiye’de de yılda bir kaç kez yapılacak bir sınavla öğrencilerin diledikleri üniversitelere kendilerinin başvurması sağlanabilir. Yani merkezi sınav ve serbest yerleşme bize uygun bir sistem olur.

 

Özgür Bolat 

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi 

Merkezi sistemle yapılan yerleştirmede yanlış eşleştirmeler olmaktadır. Ayrıca Türkiye’deki torpil korkusu ve her üniversitenin seçim komitesi olmaması bu uygulama için bir engeldir.

 

Tuğba Tekmen 

Horizon Yurtdışı Eğitim Kurumu Uzman Eğitim Danışmanı 

Amerika’da uygulanan SAT sisteminde sonuçlar kadar öğrencinin lisedeki başarı notları ve hatta bunların dışında öğrencinin eğitim hayatı boyunca yaptığı sosyal, kütürel vb. aktiviteler de değerlendirilir.

Yorum yap