2023 için ortaöğretimde yeni yaklaşımlar

20 Nisan 2014

Türkiye Cumhuriyeti’nin 2023 hedefleri doğrultusunda belirlenen amaçlara ulaşılmasında en belirleyici faktörlerden biri ortaöğretimdeki yeni yaklaşımlar. Zira bugünün ilk-orta öğretim öğrencileri 2023’ün üniversite öğrencileri ve mezunları olacaklar.

Temel eğitimde yakın zamana kadar yapılan ve hala üzerinde çalışılan projeler, cumhuriyetin 100. yıl vizyonu kapsamında meyvelerini vermeye başlayacak. Yapılan iyileştirmeler, özellikle de ortaöğretimdeki yeni yaklaşımlar, eksikliklerin giderilmesi ve daha iyi bir eğitim sistemi ideali hem yükseköğretimde hem de daha kaliteli mezun ve genç nüfus oluşturulmasında büyük rol oynuyor. Türkiye’nin, temel eğitim sistemini geliştirmek adına gerçekleştirdiği en güncel girişim ise geçtiğimiz yıl yaşandı. Kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen 6287 sayılı kanunla, eğitim kademeleri ve okullar arasında sınıfların dağılımı yeniden düzenlendi. Dolayısıyla, temel eğitim sistemimizin gelişme hamlelerini yeni uygulama çerçevesinden bağımsız değerlendirmek artık mümkün gözükmüyor.

İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Bahar Akıngüç Günver’e göre geliştirme hamlelerinin umut veren yanları var, ancak dikkatle ele alınması gereken özellikleri biraz daha fazla. Örneğin 4+4+4, 8 yıllık sistem yerine düzenlendi. Oysa 8 yıllık zorunlu eğitim, sürekliliği garantileyen bir sistemdi. Kademelendirme ile birlikte ilk 4’ten sonra ikinci dörde geçişte az da olsa belli kayıplar yaşandı. Günver’e göre bu, eğitimin kendini geliştirme yolunda ciddi bir risk. “Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde bir senelik eğitimin bile çok önemli olduğunu düşündüğümüzde, kendini geliştirmek isteyen bir sistemin kayıp değil kazanç yaratması gerekiyor. Bununla birlikte ortaokullarda ders saatleri 30 saatten 37 saate çıktı. 5. sınıf ders çizelgelerine 15 seçmeli ders eklendi. Bunlar eğitim sistemini geliştirme konusunda birer hamle. Ancak, mevcut kadrolu öğretmen sayısı ders saatlerini karşılayamıyor. Ders saati artışı geçici öğretmenlerle kapatılmaya çalışılıyor.” diye konuşan Bahar Akıngüç Günver, yapılan yeniliklerin sistemdeki eksiklikleri kapatırken başka dezavantajlar yaratmaması gerektiğine dikkat çekiyor. Bugün yapılan araştırmalarda bu açığın karşılanması için yaklaşık 30 bine yakın öğretmen kadrosuna gereksinim olduğunu belirtiliyor.

Eğitimin kendini geliştirmesi yolunda umut vaat edici pilot uygulamaların da var olduğunu belirten Günver; MEB’in, 2014-2015 yılında 5. sınıflar için başlattığı, pilot oryantasyon programının çok önemli bir girişim olduğunu söylüyor. “Okul değişikliği, branş öğretmenleri ile tanışma ve seçmeli derslere uyum gibi konuları kapsıyor. Aynı programın eğitimciler için de uygulanması, eğitim sistemimizin kendini geliştirmesi yolunda önemli adım olabilir. Sonuç olarak temel eğitim sisteminin geliştirilmesi okulu, öğrenciyi ve öğretmeni kapsayan çok yönlü bir süreç yönetimi. Temel eğitim sistemimiz bir geçiş süreci yaşıyor. Bu noktada geliştirmeye giden yolda henüz başlangıç aşamasında olduğunu söyleyebiliriz.” diyerek iyileştirme hareketlerinin uygulanabilirliğinin de altını çiziyor.

 

Sorunları belirlemek, çözmeye yetmiyor

Türk Eğitim Derneği Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu, ilk ve ortaöğretimdeki sorunların genellikle finansman, erişim, eri­şilen hizmetin kalitesi, sınav baskısı, öğretmen niteliği, iller ve okullar arası farklılıklar, dershane sistemi, mesleki eğitimin genel eğitim içindeki oranı gibi konulardan kaynaklandığını belirtiyor. Eğitim sistemimizdeki mevcut sorunları belirlemenin ne yazık ki üstesinden gelmeye yetmediğini düşünen Pehlivanoğlu, “Eğitim sistemimizin temel özelliklerinden birisi iyi niyetle kaleme alınan yol haritaları, projeler ya da programların uygulamada yerini bulmaması ve yapılanlarla uyuşmamasıdır. Yeni bir uygulama veya değişim yapılırken uygulanabilir olana değil, ideal olana yönelme eğilimi bulunuyor. Örneğin, yasa metninde “İlgi ve yeteneklere göre yönlendirme” şeklinde geçen hükmü­n dikkate alınmadığının kanıtını, üniversite giriş sınavı uygula­malarında görüyoruz. Türkiye bir eğitim projesi çöplüğü haline gelmiş durumda. Dünyadaki her türlü projeyi burada deniyoruz. Bir projenin çıktısı alınmadan yeni projelere başlanıyor.” diyerek yeni proje geliştirmekten çok geliştirilmiş projelerin hayata geçirilmesinin daha önemli olduğunu ifade ediyor.

Bugün girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği’nin eğitim başlığındaki temel ilkeleri arasında dünya ile rekabet edebilecek gençler yetiştirilmesine ve eğitimin, piyasanın beklentilerine göre şekillendirilmesine büyük önem verildiğini belirten Türkiye Özel Okullar Birliği Başkanı Cem Gülan ise “Kanunda belirlenen ilkeler çerçevesinde, gerçek yaşam ile iş yaşamının beklentilerine uyum sağlayabilecek ve yükseköğretimin bizden beklentilerini karşılayacak gençler yetiştirmeliyiz.” diyerek 2023 hedeflerine ulaşmada kendi paylarına düşen görevlere hazır olduğunu göstermiş oluyor. Gelecek için öğrenci yetiştirirken karşılaşılan en büyük sorunu, yükseköğretim ile ortaöğretim arasında yeterli ilgi ve irtibatın olmaması olarak gösteren Gülan, “Yükseköğretim sürekli ortaöğretimden gelen öğrenci kalitesinden şikayet ediyor, ortaöğretim ise yükseköğretime öğrenci seçme yöntemlerinin bu sonucu yarattığını ileri sürüyor. Yükseköğretim ile ortaöğretim arasındaki bu sorunun kaynağı MEB, ÖSYM ve YÖK’ün koordineli çalışamaması. Hatta bu kurumlar zaman, zaman karşı karşıya dahi geliyor. Ancak bunun bedelini Türkiye ödememeli” açıklamasında bulunuyor.

 

Yapılandırmacı eğitim anlayışı benimsenmeli

İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver, içinde bulunduğumuz dönemde öğrenciyi merkeze alan; öğretmeni, öğrenme sürecinde bir rehber olarak gören anlayışın söz konusu olduğunu belirtirken dünya genelinde; daha esnek, teknolojiyi eğitime entegre edebilen, okulla çevreyi ve iş hayatını birbirine bağlayan, yaparak öğrenme ilkelerini öne çıkaran bir eğitim anlayışının gittikçe yaygınlaştığını söylüyor. “Yapılandırmacı eğitim” olarak tanımlanan bu yaklaşımda daha yaratıcı, sorumluluk alan, özgüveni yüksek bireyler yetiştirmenin eski sisteme oranla daha etkili olduğunu da ekliyor. “Hedeflenen yaklaşımın okullarımıza yerleşme süreci henüz tamamlandı. Sistemin oturması için görev yapan öğretmenlerin hazır olması gerekiyor.” diyen Günver,  okullardaki fiziki olanakların ve sistemde etkisini hissettiren merkeziyetçi yaklaşımın da “yapılandırmacı eğitim” anlayışının yerleşmesinde birer engel olduğunu ifade ediyor.  Bu nedenle meselenin bütünsel olarak planlanarak şartlar olgunlaştıkça parça parça adımlar atılması gerektiğini söyleyen Selçuk Pehlivanoğlu da  “Büyük ve ani değişiklikler büyük sarsıntılara ve yeni sorunlara yol açabiliyor. Öğrenen merkezli, yapılandırmacı ve çıktıya dayalı yeni eğitim yaklaşımlarının ülkemizde de benimsendiğini görüyoruz. Ancak, önemli olan öğretmenler tarafından nasıl algılandığı ve bu değişimlerin öğrenme öğretme sürecine ne derecede yansıdığıdır.” diyor.

 

Çözüm yolu öğretmenlerden geçiyor

FMV Işık Eğitim Kurumları Genel Müdürü Erdoğan Özdemir yukarıda bahsedilen sorunların öğretmen yetiştirme konusunda yapılan ihmallerden kaynaklandığını savunuyor. “Bizler özel okullar olarak kadrolarımıza aldığımız öğretmenlere her yıl binlerce saat hizmet-içi eğitimler yaptırıyoruz. Buna rağmen çok uzun zamanda sonuçlarını almamız mümkün oluyor.

Zamanında devletin şanslı bir öğretmeni olarak yine devletimizin sağladığı imkanlarla yurt dışında öğretmenlik konusunda tahsil görmüş ve gördüklerimi üstelik başka bir dilde uygulamış birisi olarak söylüyorum ki öğretmen yetiştirme konusunda çok iyi örnekler var. Hollanda’nın bu konuda yaptıkları çok iyi incelenmeli. Yetişen öğretmenlerin özellikle ortaöğretimdeki başarıları şaşırtıcı seviyede.” diyerek çözümün büyük bir kısmını öğretmenlerin yetiştirilmesine bağlıyor. Cem Gülan da “Öğretmen eğitimin vazgeçilmez ve en önemli unsurudur. Öğretmen gelişen ve değişen zamana uyum sağlamalı, teknolojiyi takip edebilmeli ve kullanabilmeli, sınıfta eğitim liderliği yapabilmeli, her şeyi bilen değil ama bilgiyi birlikte arayabilen bir kişi olduğunu hissettirmeli, öğrencileriyle birlikte öğrenebilmeli ve bunu yaparken karizmasını korumalı kısaca “sihirbaz” olmalıdır.” diyerek bu savı destekliyor. Selçuk Pehlivanoğlu da konuya farklı bir bakış açısı kazandırarak öğretmen eğitiminde finansman sorununu ele alıyor ve ekliyor: “Bütçede öğretmen eğitimi için kişi başına on altı lira ayrılabiliyor.  Dokuz lirası yolluklara gidiyor. Öğretmen eğitimi bu kalan parayla yapılamıyor. O halde sorun kaynak yaratmak için gerekli iradenin olmamasından kaynaklanıyor.”

 

Türkiye’de yoğun bir müfredat yüklemesi var

Müfredatın, dünya ülkeleriyle uyumu hem devlet hem de özel okulların gündeminde yer alan bir konu. Müfredat sınırlayıcı mı, bağlayıcı mı, içinde mi kalmalıyız, dışında mı olmalıyız, yeterince geliştirici mi, güncel mi? Bu soruların etrafında pek çok tartışma dönüyor. Bahar Günver’e göre dünyaya uyum çerçevesinde her şeyden önce güncelleme konusunda ülke olarak eksiklerimiz var. Ders ismi programa koyuluyor ancak dersi verecek öğretmen, sınıf ortamı, ölçüm ve değerlendirmeler yeterli düzeyde değil. Ülkenin eğitim panoramasına bakıldığında müfredatta dünya ile uyumu yakalama konusunda özellikle PISA ve benzeri uluslararası sınavların sonuçları doğrultusunda alınacak daha çok yol olduğunu düşünüyor. Selçuk Pehlivanoğlu da Amerika ve Avrupa ile örtüşen son yaklaşımların yer aldığı müfredatımızda bazı iyi örnekler dışında uygulamada ve sonuçlarda istenilen düzeye ulaşılamadığını belirtiyor. “Dünyanın gelişmiş ülkelerinde uygulanan müfredatları kopyala yapıştır yöntemiyle almak, her ülkenin ve bölgenin durumsallığını ve iç dinamiklerini göz ardı etmek, kağıt üzerinde kalmaya mahkum bir başka projenin ötesine geçemiyor.” diyen Pehlivanoğlu, dünyadan kopyalanarak eğitim sistemimize yapıştırılmaya çalışılan müfredat uygulamalarının verimsiz olacağını vurguluyor. Türkiye Özel Okullar Birliği Başkanı Cem Gülan da konu ile ilgili “Ülkemizde çok yoğun bir müfredat yüklemesi yapılmaya çalışılıyor. Son dönemde azaltmaya gidildiği halde, hala yük fazla. Yükseköğretime geçişte yapılan sınavların baskısı ve yoğun müfredat nedeni ile öğrenciler pek çok özellikten uzak, sadece bilgi yüklenmiş kişiler olarak yükseköğretime geçiyor ve ne yazık ki uyum sağlamaları bir ya da iki yıl alıyor. Bu nedenle çok özel öğrenciler hariç, mezunların büyük kısmı yükseköğretimin beklentilerini karşılayamayarak sanattan ve spordan uzak sadece akademik başarı odaklı çalışıyor.” açıklamasında bulunuyor.

 

Eğitimde teknoloji amaç değil araç

Günümüz teknolojisinin hızına baktığımızda yeterliliğin tek bir ölçüsü var ki o da güncellik ve efektif kullanım kabiliyeti. Bugün akıllı telefon ve tabletler, lise öğrencilerinin yaşamının merkezi. Tüm iletişim süreçleri internetin sunduğu hızla yaşanıyor. Bu gerçekler göz önüne alınarak eğitim teknoloji entegrasyonu için belli yatırımlar yapılıyor. Ancak Bahar Günver’e göre sınıf ortamında, iletişim süreçlerinde özetle eğitim verimlerinde teknolojiyi temin etmek yetmiyor. Teknolojinin daha efektif kullanımı için de stratejilerin geliştirilmesi şart. “Stratejisiz teknoloji, yalnızca cihaz kullanımı düzeyinde kalır.” diyen Günver, teknoloji becerileri üstün öğretmenlerin en az eğitim teknolojileri kadar önemli bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor. “Akıllı öğretmenlere ihtiyacımız varken, akıllı tahta kuruyoruz. Sistemdeki sorunları akıllı tahta kullanarak çözemezsiniz. Türkiye’de yıllar önce Kocaeli’nde merkezde bütün öğrencilere tablet dağıtıldı. Tabletle gelen öğrencileri sınıflara almadılar. Teknoloji araçtır. Amaç haline geldiğinde iyi niyetli uygulamalar karşılığını bulamıyor.” diyen Selçuk Pehlivanoğlu ise bilinçsiz eğitim teknolojilerinin yararsız olacağını savunuyor. Cem Gülan da “2023 yılına uzanan süreçte eğitimde teknoloji kullanımı anlamında dikkat edilmesi gereken husus uzaktan eğitimdir. Her geçen yıl uzaktan eğitim olarak sunulan imkanların, canlı veya bant kayıt derslerle eğitim hatta bire bir uzaktan eğitim gibi pek çok alanda çeşitlendirilmesi gerekir.” diyerek farklı bir çözüm yolu ortaya koyuyor.

 

Meslek eğitimi ortaöğretimde mi yükseköğretimde mi verilmeli?

Meslek okullarını lise diye tanıtan tek ülkenin Türkiye olduğunu belirten FMV Işık Okulları Genel Müdürü Erdoğan Bozdemir, “Meslek okulu meslek okuludur. Belirli seviyede meslek öğretir ama mühendis seviyesinde hiçbir zaman olmaz. Ancak mühendislik seviyesinde eğitim görebilecek kapasitede öğrencinin önü hep açık olmalıdır. Bu öğrencinin geliş kaynağı mutlaka lise olmamalıdır.” diyerek ülkemizdeki meslek okulu kavramının yanlış anlaşıldığına dikkat çekiyor. “Öncelikle toplum algısını değiştirmeye ihtiyacımız var. Özellikle büyük kentlerde meslek okullarına sanki kötü öğrenciler gidermiş algısı maalesef çok yaygın. Bu anlamda işveren kesimine de çok iş düşüyor.” diyerek meslek eğitimi konusunda sorunu dile getiriyor. Öte yandan Cem Gülan ise “Dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde de olduğu gibi mesleki eğitimin çok erken yaşlarda başlatılmaması tercih edilmelidir. Hatta mesleki eğitim tamamen meslek yüksek okullarına ve üniversitelere bırakılıp bunun yerine değişime ayak uydurabilecek, öğrenmeyi bilen öğrenciler yetiştirilmelidir.” diyerek bu eğitimin yükseköğretime bırakılması gerektiğini savunuyor.

 

Liselere girişte sınav sadece ön eleme niteliğinde olmalı

Ortaöğretim eğitim sisteminde birçok sorun ve çözüm önerisi bulunuyor. İşin temeline bakıldığında ise daha en başında yani ortaöğretime girişte çok büyük eksikler mevcut. Dr. Bahar Akıngüç Günver, “Ülkemizde Seviye Belirleme Sınavı mantık olarak doğru bir noktadan çıktı, gidişat öğrenci elemeye dönüştü, süreç de orada zedelendi. Bu sınav, objektif değerlendirmelere olanak sağlayarak bilgiyi ve ilgiyi ölçecek bir ön eleme mekanizması şeklinde çalışmalı. Seçim ve karar sürecini de öğrenci ve okulun beraber belirleyeceği bir sistem geliştirilmeli. Okul, öğrenci adayını önceden tanımaya çalışmalı, yüz yüze görüşme, yetenek ve eğilimlerini tanıyacak bir objektif değerlendirme sistemi oluşturmalı.” diyor. Selçuk Pehlivanoğlu da ortaöğretim kurumlarının diploma alma koşulunu yerine getirmek için mecburen katlanılan mekânlar haline geldiğini ve yüz binlerce öğrencinin rapor alarak liseye olabildiğince az devam etmeyi hedeflediğini belirtiyor. Pehlivanoğlu’na göre öğretim kademeleri arasındaki geçişlerde sadece merkezi bir sınava değil, birden fazla kaynağa dayalı bir geçiş prosedürü oluşturulması gerekiyor. Türkiye Özel Okullar Birliği Başkanı Cem Gülan ise devletin Anadolu liselerini kaldırarak farklı başarı guruplarından öğrencileri aynı sınıflarda bir arada okutacak okullara dönmesi gerektiğini ve ortaöğretim seviyesinde genel öğrenci seçme sistemlerinin kaldırılmasını savunuyor. Gülan’a göre sadece yüzde 3 oranında üstün zekalı öğrenci seçilerek, bu öğrenciler için özel eğitim verilmesi gerekiyor. “Öğrenci alımı konusunda, devletten hiçbir yardım almayan özel okullara serbestlik tanınmalı ve kendi öğrencilerini bulmalarına fırsat verilmelidir. Eğer vakıf üniversiteleri de bu konuda serbestlik talep ediyorsa, devlet özel kurumların öğrenci alımına karışmamalı sadece eşitlik ve genellik ilkelerine saygı gösterilmesini talep etmelidir.” diyerek ortaöğretime girişte özel okullara ayrıcalık tanınması gerektiğini söylüyor.

 

“Koçluk Sistemi” ile doğru yönlendirme yapılabilir

Türk Eğitim Derneği Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu ortaöğretimde daha kaliteli bir eğitim anlayışına kavuşabilmek için bazı önerilerde bulunuyor. Pehlivanoğlu’na göre öğrencilere geniş bir kariyer yelpazesi sunularak zorunlu ve seçmeli derslerin içeriklerini anlamala­rı ve daha bilinçli seçim yapmaları sağlanabilir. Diplomalar çeşitlendirilebilir. Standart Diploma üç yıllık lise eğiti­minden sonra 11. sınıf sonunda alına­bilir. İleri Lise Diploması ise, dört yıllık bir lise eğitimi gerektirdiğinden 12. sınıf sonunda alınabilir. Seçmeli dersleri yürütecek olan öğretmenlerin akredite diploma veya sertifikalara sahip olmaları sağlanabilir. Her bir seçmeli ders ortaokul, lise ve üniversite ile ilişkilendirilip, öğrencinin yükseköğretimde yöneleceği alana göre seçmeli ders modülleri oluşturulabilir. Öğretmenlerin Bireysel Birikimli Kararları sayesinde bir öğrencinin ortaokul sonuna kadar 25-30 öğretmenle karşılaştığı düşünülürse, bu öğretmenlerin birbirinden bağımsız yıllar içinde oluşturacakları kanaatlerin işlevsel olması sağlanabilir. Etkin bir Koçluk sistemi ile “Öğrenme Merkezleri” bünyesinde görev yapan koçların okulları yönlendirme, destek olma gibi görevleri olabilir. Anadolu liselerine öğrenci alımı, adrese dayalı olarak ya da Paylaştırılmış Okul Bölgesi plan­lamasına göre yapılabilir. Her bölge içerisinde, bölgenin eğitim talebi ve sektörel ihti­yaçlarını karşılayacak programların ol­duğu ortaöğretim kurumları oluşturulabilir.

Bilgi değil inovasyon çağındayız

Türkiye’nin gelecek için dünyanın en gelişmiş ilk 10 ekonomisi arasına girmek gibi bir hedefi olduğunu belirten Cem Gülan, bu hedefe ancak eğitimde, gelişmiş ülkeler ile rekabet edebilecek şekilde gençler yetiştirilecek şekilde reform yapılması ile ulaşılabileceğine inanıyor. “Mevcut eğitim sistemimiz ile sözü edilen hedefe ulaşmamız mümkün değildir. Yeni yöntem ve yaklaşımların denetimli fakat özgürce kullanımı konusunda özel kurumlara fırsat tanınmalı ve bizlerin tecrübelerinden yararlanılmalıdır.” diyerek bu süreçte etkin rol oynayabileceğinin altını çiziyor. Erdoğan Bozdemir ise eğitim sorunlarına dair çözümlerin ilk olarak ilkokuldan itibaren çocuklara okumayı sevdirilmesiyle başlaması gerektiğini söylüyor. Okuma alışkanlığı sonrasında da Türkçe ile birlikte mutlaka yabancı dil eğitiminin kalitesinin artırılması gerektiğine inanıyor. “Liseye devam edecek öğrencinin mutlaka üniversite okuyacağına inandırılması ve özendirilmesi gerekiyor ama liseye gidemeyene de aynı özeni göstererek onun da vazgeçilemez bir insan olacağını hissettirmeliyiz. Üniversitelerin inovasyon merkezi olmalarını, bu konuda çalışamayacak öğrencinin ağırlıklı olarak teknoloji eğitimini desteklemeliyiz. Çağ artık bilgi çağı değildir. İnovasyon çağına girdik. Bilgiye ulaşmak artık çok kolay, bundan sonra yeni bir şey yapan, inovasyon yapanlar kazanacaktır.” diyerek yükseköğretime de farklı bir anlam yüklüyor.

 

Dr. Bahar Akıngüç Günver

İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı

Temel eğitim sisteminin geliştirilmesi okulu, öğrenciyi ve öğretmeni kapsayan çok yönlü bir süreç yönetimi. Temel eğitim sistemimiz bir geçiş süreci yaşıyor. Bu noktada geliştirmeye giden yolda henüz başlangıç aşamasında olduğunu söyleyebiliriz.

 

Cem Gülan

Türkiye Özel Okullar Birliği Başkanı

Kanunda belirlenen ilkeler çerçevesinde, gerçek yaşam ile iş yaşamının beklentilerine uyum sağlayabilecek ve yükseköğretimin bizden beklentilerini karşılayacak gençler yetiştirmeliyiz.

 

Selçuk Pehlivanoğlu

Türk Eğitim Derneği Başkanı

Türkiye bir eğitim projesi çöplüğü haline gelmiş durumda. Dünyadaki her türlü projeyi burada deniyoruz. Bir projenin çıktısı alınmadan yeni projelere başlanıyor.

 

Erdoğan Bozdemir

FMV Işık Eğitim Kurumları Genel Müdürü

Liseye devam edecek öğrencinin mutlaka üniversite okuyacağına inandırılması ve özendirilmesi gerekiyor ama liseye gidemeyene de aynı özeni göstererek onun da vazgeçilemez bir insan olacağını hissettirmeliyiz.

 

 

Yorum yap