Daha liberal mi, daha merkezi mi?

16 Ekim 2012

Geçtiğimiz haftalarda Yüksek Öğretim Kurulu’ndan üniversite rektörlerine “Yeni Bir Yükseköğretim Yasasına Doğru” başlıklı bir metin iletildi ve üniversitelerimizin bu metin üzerindeki görüşleri istendi.

Basına “Yeni Yükseköğretim Yasası Taslağı” olarak yansıyan bu metin birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. İçeriği ile ilgili kısaca görüşlerimi aşağıda sizlerle paylaşacağım. Ancak öncelikle şunu belirtmek gerekir ki bu bir yasa taslağı değil bir yasa taslağını şekillendirecek “prensipler manzumesi” olarak algılanabilir. Zira metinde hali hazırdaki yasanın hangi maddesinin nasıl değiştirileceğine dair net ifadeler yer almamaktadır.

 

Uzun süredir değişik toplantılarla hem vakıf üniversiteleri hem de yükseköğretimin diğer paydaşları Yükseköğretim Yasası’nın nasıl değiştirileceği yönündeki görüşlerini defalarca paylaşmışlardır. Eğitim dünyasının yeni yasa ile ilgili temel yaklaşımı üniversite yönetimlerine daha fazla özerklik tanıyan bir yasa oluşturulması yönündeydi. Ancak bu taslakta daha liberal değil daha merkezi bir yönetimi hedefleyen yaklaşımla karşı karşıyayız. Her şeyden önce “üniversite”nin doğası gereği hür bir alan olması yükseköğretimin olmazsa olmazıdır. Bilimsel gelişimi başka türlü sağlamanız mümkün değildir. Dünya üzerinde yükseköğretimde başarılı ülkelere baktığınızda bu ortak noktayı görürsünüz. Bu özgürlük ve serbestlik sadece bilimsel ortamın gelişmesine katkı sağlamıyor ayrıca bu yapıların daha hızlı hareket etmelerini ve daha rekabetçi olmalarını da beraberinde getiriyor. Ayrıca bu metin hazırlanırken Türkiye’nin uluslararası alanda altına imza attığı Lizbon ve Bologna sözleşmelerinin hiçbir şekilde dikkate alınmadığını düşünüyoruz. Zira bu sözleşmelerde belirtilen özerklik yapısı bu metinde görülmemektedir.

 

Buna ek olarak ilgili metinde bugünkü yapıyı daha geriye taşıyacak, örneğin oluşturulması düşünülen “üniversite konseyleri” gibi unsurlar da bulunmaktadır.  Türkiye’de, 12 Eylül dahil, hiçbir dönemde bir üniversite yönetimine Bakanlar Kurulu’ndan üye atandığı görülmemiştir. Bu yaklaşım siyasi iradeyi yüksek öğretime doğrudan müdahale eder noktaya getirme riski taşımaktadır ve bizce çok tehlikelidir. Ayrıca üniversitelerde yürütmeyi üstlenecek bu konseylerin oluşumunda bir üyenin “üniversitenin bulunduğu ilde en çok vergi verenler arasından” seçilmesi de önerilmektedir. Ülkemizde eğitimle ilgisi olmayan yüzlerce vergi rekortmenimiz vardır ve bu insanları eğitim alanına yönlendirmek ne kadar sürdürülebilir bir yöntemdir?

 

Geriye doğru bir gidiş olduğu kanısına vardığımız bir başka nokta da vakıf üniversitelerinde rektör atamasının Yükseköğretim Kurulu tarafından yapılmasının önerilmesidir. Vakıf Üniversitelerinde kiminle çalışacağı her şeyden (mali ve idari) sorumlu olan Mütevelli Heyetine ait olmalıdır.

 

Tüm bu yönleri bir tarafa bıraktığımızda ise metinde ilk defa özel üniversitelerden de bahsediliyor olması bizim açımızdan takdir edilecek bir unsurdur. Ancak bu açılımı sağlarken bu alanda yatırım yapacakların hangi kriterlere göre hareket edeceği eğitim sektörünün geleceği açısından çok önemlidir. Aynı durum yabancı yüksek öğretim kurumları için de geçerlidir.

Tasarının devlet üniversitelerine ağırlık vermesi ve vakıf-özel-yabancı üniversiteleri bu yasanın alt grubu gibi algılamak/göstermek son derece yanlış bir adım olacağından, ayrı ayrı yasaların devreye girmesi en doğru çözüm olacaktır.

 

Yabancı kurumlarından Türkiye’de bu alanda faaliyette bulunabilmeleri için beklenen şartlar, yerli yatırımcılardan beklenecek şartlardan daha az olmamalıdır. Bu konularda da metinde herhangi bir netlik olmadığı için net bir değerlendirme yapamıyoruz.

 

Yükseköğretimimizin geleceği açısından hayati öneme sahip bu konunun daha sağlıklı tartışılmasına katkıda bulunmak amacıyla dergimizin bu sayısında kapak dosyası olarak bu konuyu belirledik. Umarız “ideal” metnin oluşmasında bir katkımız olur.

Yorum yap