Ortaöğretimde rekabet eğitime nasıl yansır?

23 Temmuz 2015

1 Eylül 2015 tarihinden itibaren ‘dershaneler’ olmayacak. Dershanelerden dönüşen ‘temel liseler’ eğitim verecek. Temel liseler ve özel liseler arasinda öğrenci kapma rekabeti şimdiden başladı. Peki bu rekabet eğitime nasıl yansıyacak? Uzmanlar, sistemde düzenlemeler yapılması gerektiğini belirtirken öğrenciler sınav kaygısıyla kayıtlarını temel liselere aldırmaya başladı.

Dershanelerin ‘temel lise’lere dönüşüm serüveni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde “Dershaneleri kapatacağız” açıklaması ile başladı. Ardından, dershaneler konusunu da içeren ‘Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapan Kanun’ 14 Mart 2014 tarihinde resmi gazetede yayınlandı. Dönüşüm kılavuzunun yayınlanmasıyla dönüşüm için 7 başvuru döneminden ilki de 2 Haziran 2014 tarihinde başlatıldı. MEBBİS üzerinden ‘Dönüşüm Programı Modülü’ ile yapılan başvurular 1 Eylül 2015 tarihine kadar devam edecek. Bu tarihe kadar başvurularını yapmayan dershaneler kapanacak.

50 yıldır sınav odaklı hizmet veren dershanelerin, bu dönüşüm ile ortaöğretimde lise statüsünde eğitim verecek olması ciddi kaygıların yaşanmasına neden oluyor. Çocuklarının özel okullarda okumasını isteyen veliler ne yapacağını, nasıl bir karar alacağını bilemiyor. Bir yanda eğitimin yanı sıra öğrencinin sosyalleşmesine de fırsat tanıyan aktivitelerle dolu ancak fiyatı biraz daha yüksek özel liseler, diğer yanda üniversite sınavına hazırlayan temel liseler…

Bu ortamda dönüşüm kararı ile hali hazırda var olan özel okullar ve dönüşüm ile gelen temel liseler arasında rekabetin başlaması kaçınılmazdı. Kısa zamanda velileri ikna etmek için indirim, hediye ve promosyon vaatleri havada uçuşmaya başladı.

Bundan sonra ne olacak?

Veliler ve öğrenciler tercihlerini yapacak. Çocuğunu özel bir okulda okutmak isteyen veliler, özel bir lise ya da temel liselerden birinde karar kılacak. Ancak asıl sorun tam olarak burada başlayacak. Bu okullardan birini -özellikle temel liseleri- bitiren öğrencinin eğitim seviyesi ne olacak? Bu rekabet eğitime olumlu mu yansıyacak yoksa olumsuz mu?

“Dershane sorunundan kurtulmamız gerekiyor.”

Dershane sorunundan kurtulmamız gerektiğini belirten TED (Türk Eğitim Derneği) Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu, dershane sisteminin 1970’lerde başladığını ve gittikçe eğitim sistemimizin her noktasını teslim aldığını belirterek, “Maalesef, dershanelerin adı ‘Temel Lise’ye dönüştürüldü ve eğitim işlevi olmayan kurumlar eğitimin görev alanına sokuldu. Eğitimin bütünsel, mekânsal özellikleri vardır. Bugün dershanelerin temel lise olması, dershane vasfında olmadıkları sonucunu doğurmaz. Temel liseler açıkça ‘Öğrencileri üniversiteye giriş sınavına hazırlayacağız’ diyorlar. Öncelikle dershane sorununu ortaya çıkaran gerekçelerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Bununla ilgili orta öğretimden başlayan bir projeksiyon ortaya konulması gerektiğine inanıyoruz” diyor.

Türkiye Özel Okullar Birliği Eş Başkanı Yusuf Tavukçuoğlu da, dershanelerin temel liselere dönüşümüyle ilgili, sistemin bir parçası olan dershanelerin kapatılması kararından önce, dershanelerin ortaya çıkmasının nedenlerinin araştırılması gerektiğini vurguluyor ve “Dershaneler neden ortaya çıktı? Dershanelere neden talep var? Bu soruların üzerine yoğunlaşıp dershanelerin temel liselere dönüşünün uzun vadeli çalışmalarla yapılması gerekirdi diye düşünüyorum. Sürecin bu şekilde olması, eğitim ve öğretimde yıllar sonra ortaya çıkacak zararlar verecektir. Liseye dönüşen dershanelerimizin isminin ‘Dönüşüm Liseleri’ olmasına rağmen ‘Temel Lise’ olarak adlandırılması da doğru değil. Çünkü, ‘Dönüşüm Lisesi’ ile ‘Temel Lise’ sözcüklerinin insanların kafasındaki çağrışımları farklı oluyor. Dolayısıyla dershaneler kapatılabilirdi ama yöntem bu olmamalıydı. Sistem böyle olduğu sürece de ‘Temel Liseler’ adı dershanelerin başka bir adı olacaktır” diyor.

Dershanelerin temel liselere dönüştürülmesi konusunda en büyük soru işaretlerinden biri de artan lise sayıları arasında oluşan rekabetin ortaöğretimdeki eğitim kalitesini nasıl etkileyeceği… Sınava hazırlık açığını kapatmak için ister devlet okulu ister özel okul olsun kurslar açılacağını, ancak bu kursların yorgunluk içinde gününü tamamlamış okul öğretmenlerinin sırtına yüklenmesi sonucu verim alınamayacağını anlatan Pehlivanoğlu, devlet okullarının nasıl güçlendirileceği planlanıp kamuoyuyla tartışıp gündeme koyduktan sonra süreç içinde dershanelerin yerini doldurduğu tüm ihtiyaçların ortadan kalkacağını belirtiyor. Bu süre zarfında da özellikle dezavantajlı konumdaki bölgelere yardımcı olunması gerektiğinin altını çiziyor. Bugün yapılan tartışmalarda bu gerekçeleri ortadan kaldıracak yol haritalarının hiç konuşulmadığını, sadece bu yapının nasıl dönüştürüleceğinin konuşulduğunu söylüyor.

“Gerçekçi olmayan sözler kısa vadeli kazanç sağlar”

İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver, rekabetin eğitimin niteliğini geliştiren yapıcı ve kamçılayıcı bir unsur, kurumlar için ise bir motivasyon aracı olduğunu söylüyor. Ancak, rekabet unsurları nasıl kullanılıyor ve sunulan veriler ne ölçüde objektik? Rekabet ortamının geliştirici yönünün ancak bu sorulara verilecek net yanıtlarla mümkün olabileceğini belirterek, “Rekabet, beraberinde reklam konusunu getirir. Niteliği vurgulayan başlıkların kimi zaman agresif reklam ve tanıtım çalışmalarının malzemesine dönüştüğünü görüyoruz. Bu yönde bir yaklaşım, eğitim etiği ve sorumluluğuyla bağdaşmadığı için kurumların özellikle kamuoyu algısındaki itibarını etkiler. Yerine getirilemeyecek, gerçekçi olmayan sözler kısa vadeli bir kazanç sağlar. Uzun dönemde ise kuruma ve aynı zamanda sektöre büyük bir darbe vurur” diyor.

“Bilgi yüklü robotlar yetiştirmiş oluruz”

Tavukçuoğlu ise konuyla ilgili şu açıklamayı yapıyor: “Ortaöğretim alanındaki kurumlarımız,  geleceğimizi ve gençlerimizi yetiştirme noktasında ilkeli ve sadece sayısal verilere bağlı olmayan yöntemlerle çok kaliteli çalışmalara imza atıyorlar. Dershanelerin kapanması ile bu alanda devlet tarafından farklı imtiyazlar verilerek açılan çok sayıda kurumla birlikte, ortaöğretimde ve dolayısıyla yükseköğretimde de önümüzdeki yıllarda her anlamda kalite çok daha aşağılara düşecektir. Evet nicelik artıyor ama nitelik de azalıyor.

Eğitim-öğretim kurumlarımızın değişim-dönüşüm okullarıyla rekabet etmesi, akademik çalışmalarının dışında mümkün değil. Çünkü değişim ve dönüşüm okullarındaki yapı, yine tamamen ezber bilgiye dayalı, sınava odaklı dershane sistemi. Oysa yaşadığımız teknoloji çağında öğrenci, bilgiye her şekilde ulaşabilir. Ancak bu bilgiyi, yaşam mutluluğunu (yaşam başarısını) yakalayabilme adına kullanabilecek beceriyi geliştirebilmesi gerekiyor. Aksi takdirde yetenek alanları keşfedilmemiş, beceri alanlarını geliştirememiş, değerlerinden uzak, bilgi yüklü robotlar yetiştirmiş oluruz.”

Dershanelerin temel liseye dönüştürülmesiyle artan ortaöğretimde rekabet ortamının önümüzdeki yıllarda yükseköğretime nasıl yansıyacağı da büyük merak konusu. Bu konuda Pehlivanoğlu, dershanelerin temel lise tabelasını asması ve mevcut ortaöğretim kurumlarının da dershaneleşmek durumunda bırakılması, yükseköğretime geçiş mantığı ve sisteminin köklü olarak değişmemesi nedeniyle bilinen kronik sorunların devamı biçiminde yansıyacağı görüşünde. Yapısal ve bütünsel bir dönüşüm yerine, eleme ve sıralama sınavına yönelik kurgulanan sistemde ısrar edilerek yapılan düzenlemelerin, sorunların daha da derinleşmesinden başka bir işe yaramayacağını belirtiyor.

Bu dönüşüm ve rekabetin eğitime olumlu yansıması amacıyla neler yapılması gerektiği üzerine ise, “Bu dönüşüm ve rekabetin daha doğrusu haksız rekabetin eğitime, eğitimin kalitesine olumlu yansıması söz konusu değil kuşkusuz. Koyacağımız her çözümün bilimsel dayanaklarının, mantıksal evrelerinin ve sonuç itibariyle bu milletin fertlerine yarar getirebilecek mantık çerçevesinde olması gerekir. Bugün dershane binalarının üzerindeki tabelaları değiştirmekle sorunu çözemezsiniz. Sorunun kaynağına ve temel eksikliklerine odaklanmak zorundayız. Eğitimde adaleti sağlamadıkça, dezavantajlı kesimlere pozitif ayrımcılığı hayata geçirmedikçe çözüm bulmamız mümkün değil. Çocuğun yararına, eğitim sisteminin merkezine okulu koyan bir program çerçevesinde sistemin bütün kademelerinin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. Bundan sonra yapılacak olan da liselerin üç yılda ‘lise’, dört yılda ‘ileri lise’ diploması vermesi. Üç yıl sonunda öğrenciler açık öğretime, meslek yüksek okullarına gitsin. Dört yıl lise okuyanlar ise gireceği fakültenin derslerini alarak hazırlansın üniversiteye” önerilerinde bulunuyor Pehlivanoğlu.

“Etik en önemli çıkış yolu”

Günver, eğer temiz rekabet anlayışı eğitim kulvarına damga vurursa, okullar niteliklerini rekabetin kamçılayıcı gücüyle geliştirirlerse elbette olumlu etkileri ve dönüşleri olacağını, ortaöğretim kurumları rekabet unsurlarını ve ortamını kısa vadeli ve yalnızca kar odaklı bir yaklaşım ile sunarlarsa öğrencinin gelişimi, verimi, eğitimin birey üzerinde hedeflenen olumlu çıktıların zedeleneceğini söylüyor.

Çözüm yolu için etiğin en önemli çıkış yolu olduğunu belirterek, “Eğitim kurumları işletme biliminin ilkeleriyle eğitimin toplumsal misyonu arasındaki dengeyi iyi ayarlamalılar. Rekabet ortamında ve dönüşüm sürecinde belli temel ilkelerle, öğrenci-ailelere sunulan niteliklerin ve vaatlerin de denetlenmesi ve arka planlarının araştırılması çok önemli. Şeffaflık, hesap verebilirlik, standartlara sadakat, denetim dönüşüm süreci ve rekabet ortamından en iyi performansın alınması için çok önemli” diyor.

“Kısa vadeli ve bireysel kararlar alınmamalı”

Yükseköğretimde görev yapan arkadaşlarıyla zaman zaman bir araya geldiklerinde ortaöğretimdeki sıkıntıların yükseköğretime de yansıdığını anlattıklarını söyleyen Tavukçuoğlu, “Ortaöğretimdeki bu ortamın sonucu yaşanacak olan nitelikteki düşüklük,  yükseköğretimi de büyük ölçüde etkileyecektir. İleriki dönemlerde, yükseköğretimden mezun olup iş hayatına atılan gençlerimizin de bulundukları iş alanlarındaki kalite kaybının ülkemize, toplumumuza nasıl geri döndüğünü hep birlikte yaşayıp göreceğiz. Önce zemini sağlamlaştırmalıyız” diyor ve önerilerini sıralıyor: “Eğitim – öğretimde ilkeli, değerlerine bağlı, alanlarında başarılı, yaşam mutluluğunu yakalamış bireyleri yetiştirebilmek için kim olursa olsun kısa vadeli ve bireysel kararlar almamalıdır. Eğitim – öğretimde süreçler ve sonuçlar çok iyi değerlendirilmelidir. Bu alandaki değişiklikler, bu alana hizmet veren geniş kitlelerle tartışılmalı, doğru stratejilerle hareket edilmelidir. Aksi takdirde ok yaydan çıktıktan sonra ‘Eyvah!’ demenin bir anlamı olmuyor.”

Sınav kaygısı temel liselere yöneltiyor

Al Jazeera’dan Umay Aktaş Salman’ın haberine göre, üniversite sınavına hazırlanmak zorunda olan öğrenciler, sınav kaygısıyla kayıtlarını dershaneden dönüşen temel liselere aldırıyor. Öğrenci kaybı yaşayan okullar arasında puanları çok yüksek, köklü Anadolu liseleri bile var.

Haberde yer alan bilgiler şöyle: 2014-2015 eğitim öğretim yılında 117 dershane temel liseye dönüşmüş ve eğitime başlamıştı. Temel liseler 2018-2019 eğitim öğretim yılı sonuna kadar, diğer okulların bağlı olduğu standartlarda özel okula dönüşmek zorunda. Geçiş süresi boyunca temel liselerde bahçe ve müstakil bina şartı yok.

Temel liseler sabahçı-öğlenci olmak üzere ikili eğitim yapılabilecek. Yüz yüze eğitimin dışında uzaktan eğitim de yapabilecekler. Yani sınavlara hazırlık için öğrencinin vakti kalacak. Dolayısıyla dönüşen dershanelerde fiziki bir değişiklik yok. Öğretmenleri de dershanelerin öğretmenleri.

Dershanelerin yüzde 60’ı dönüştü

MEB’in son rakamlarına göre 3 bin 145 dershaneden yüzde 60’ı okula dönüşmek için başvurdu. 2 bin 36 dershanenin dönüşüm başvurusu kabul edildi.

Dershaneler okul olsa da pek çoğu “Hem okul, hem dershane” diyerek tanıtım yapıyor. Bu yıla kadar okul ve dershane arasında mekik dokuyan öğrenciler için okul ve sınava hazırlık hizmetini tek çatı altında almak cazip geliyor.

Özellikle gelecek sene lise son sınıfa başlayacak öğrencilerin bazıları okudukları Anadolu ve meslek liseleriyle özel okulları bırakarak temel liselere geçiyor. Öğrencilerin anlattıkları sınav sisteminin lisede yarattığı sorunların da kanıtı.

“Rapor alıp sınava hazırlık yapanlardan farklı değilim”

Kadıköy Anadolu Lisesi öğrencisi S.K gelecek sene temel lisede eğitimine devam edecek. Bugüne kadar 12. sınıfların rapor alıp günlerini dershanede geçirdiğini söyleyen S.K kendi yaptığının da ondan farkı olmadığını söylüyor. Sınav sistemi böyle oldukça sınava hazırlanma mecburiyetlerinin olduğunu anlatan S.K şöyle konuşuyor: “Çevremde benim gibi bu kararı alan 15 kişi var. Okulumuz çok köklü bir okul, getirisi çok fazla. Manevi açıdan bu kararı vermek zor oldu. Bana çok şey kattı okulum. Yabancı dil öğrendim, kültürümü genişlettim. Ancak gelecek sene okulda kalsam bile, okulumu yaşayamayacağım. Sınava hazırlıkla geçecek yine. Bir şey tam olmuyorsa, temel liseye geçip iyi bir üniversite kazanmayı garantilerim ben de. Bu okula girmek için çok çabaladım. Şehir dışından geldim. Burada eğitim almasaydım şu an olduğum kişi olamazdım. Keşke böyle olmasaydı.”

Ne dedİler?

İELEV Eğitim Kurumları tarafından 19 Nisan 2015 günü gerçekleştirilen “Okullar mı dershane, dershaneler mi okul oluyor?” panelinde katılımcılar konuyla ilgili şunları söyledi:

Prof. Dr. Ali Baykal (Bahçeşehir Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi): “Eğitim bir tasarımdır. Eğitimle ilgili dönüştürme işleri teknik, etik ve titizlik prensipleri ile yapılmalıdır.”

Nazmi Arıkan (Fen Bilimleri Okulları Kurucusu): Dershanelerin mevcut yapı ve kadrolarının sürece uyumundan söz ederek liseden mezun olup üniversite sınavına girecekler için henüz bir formül oluşturulmadığını belirtti.

Cem Gülan (Türkiye Özel Okullar Birliği Eş Başkanı): Temel liselerin de artık ‘özel okul’ statüsüne sahip olacağından bu süreçte birlik olarak kaliteli bir eğitim için çalışmaya devam edeceklerini ifade etti. Velilere ‘uygun fiyatlı eğitim’ vereceğini söyleyecek kurumların olacağını ancak bu kurumların ‘uygun fiyat’ yaklaşımı ile ‘eğitimden’ feragat edeceklerini unutmamalarını söyledi.

İbrahim Taşel (TÖDER Yönetim Kurulu Başkanı): Süreçte Anadolu’nun uzak illerinde yaşayan öğrencilerin gözünden bakıldığında eğitimde fırsat eşitliğinin yeniden hatırlanması gerektiği üzerinde durdu.

Prof. Dr. Erhan Erkut (MEF Üniversitesi Rektör Yardımcısı): Üniversitelerin test çözen değil, çözüm üreten hayata hazır öğrenciler istediğini hatırlatarak, “Ülkemizin ana okuldan başlayarak çocukların sınavlara değil hayata hazırlayan bireyler olarak yetiştiren okullara ihtiyaç var” dedi.

Yorum yap