Seviye Belirleme Sınavı, 2013’te son defa

16 Ekim 2012

Milli Eğitim Bakanlığı, ortaöğretimde Seviye Belirleme Sınavı’nın (SBS) 2013 yılında son kez yapılacağını açıkladı ama bu sınavın yerine uygulanacak sistemle ilgili pek de ipucu vermedi.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Eylül ayında bir televizyon kanalında yaptığı açıklamada, öğrencileri seçme ve eleme usulüyle yapılan Ortaöğretimde Seviye Belirleme Sınavı’nın (SBS) daha çok Milli Eğitim Bakanlığı’nın kendisini test etme sınavına dönüşeceğini açıkladı. Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Emin Zararsız da “2013-2014 öğretim yılının sonunda bir başka şekilde ortaokuldan liseye yerleştirme yürürlüğe girecek” diyerek, önümüzdeki yıl SBS yerine hangi sistemin getirileceği konusunda merak uyandırdı. Ardından Talim Terbiye Kurulu Başkanı Emin Karip ise “SBS kalkacak ama bunun yerine yeni bir sınav gelecek endişesi taşınmasın. Burada yeni bir sınav gelmeyecek” açıklaması yaparak bu merakı daha da artırdı.

Bu açıklamalardan sonra kamuoyunda; MEB’in, 4+4+4 kesintili eğitim modeli kapsamında ortaöğretim kurumlarına geçiş sisteminde seviye belirleme sınavları (SBS) yerine öğrencinin ‘ortaöğretim başarısının ölçüt olacağı’ ve lise tercihinde ‘okul değil, bölüm seçiminin’ esas olacağı yeni bir sisteme geçmeye hazırlandığı konuşulmaya başlandı. Buna göre lise eğitiminde okul çeşitliliği yerine program çeşitliliğinin esas olacağı söyleniyor. Böylece sınavlarda eleme, sıralama ve yerleştirme amaçlı olmak yerine, programlardaki kazanımların ölçülmesi ve değerlendirilmesi amaçlı yapılacak. Tartışılan modele göre, son 10 yıldır sınav başarısının esas ölçüt olduğu geçiş sistemi, ortaokul başarısının merkeze alındığı bir yapıya dönüştürülecek. Buna göre SBS yerine yine bakanlık tarafından düzenlenecek sınavlarla öğrencilerin 5, 6, 7 ve 8. sınıftaki okul başarıları liseye geçişte asıl ölçüt olacak. Yeni modeldeki sınav sistemi öğrencilerin puanlara göre sıralanması yerine kişisel yeteneklerinin tespit edileceği ve ortaöğretim müfredatındaki kazanımları öğrenip öğrenmediğinin belirleneceği bir uygulama olacak. Öğrencilerin lisede güzel sanatlar, spor, fen bilimleri ya da sosyal bilimler alanına ilgi duyup duymadıkları da bu sınavlarla belirlenecek ve öğrencinin hangi alana ilgi duyduğu ortaokul yaşamında tespit edilecek.

SBS’nin kaldırılması, genel liselerin tamamen kaldırılarak Anadolu, mesleki ve teknik liseye dönüşmesiyle birlikte yapılacak. Şu anda genel liseler, Anadolu, fen, sosyal bilimler, Anadolu öğretmen, güzel sanatlar ve spor liseleri eğitimi veriyor. Önümüzdeki öğretim yılı sonunda genel liseler ya Anadolu lisesi ya da meslekî ve teknik liseye dönüşecek. Bu çalışma tamamlandığında hem tür bazında azalma hem de türlerin programları bazında bazı değişiklikler hayata geçirilecek. Böylece okul türleri arasında programlardan kaynaklanan kalite farkları ortadan kalkacak. Bunun sonucunda ise ortaokullardan liselere geçişte seçme ve sıralamaya dayalı merkezi sınavlara gerek kalmayacak. Bunun yerine eğitim sisteminin kalitesini ölçen sınavlar yapılacak. Yeni modelde öğrencilerin lise eğitimini hangi alanda okuyacağını 4 yıllık ortaokul eğitimlerinin yön vermesi amaçlanıyor. Bu doğrultuda öğrenciler SBS’ye hazırlık kursları yerine derslerine önem verecek.

 

Hızlı adımlar yanlışlara götürür

Bir yandan bir yıl sonra kaldırılacak SBS’nin yerine nasıl bir sistem uygulanacağı yönünde yorumlar yapılırken bir yandan da uzmanlar bu konuda doğru adım atmak gerektiğini dile getiriyor. Öncelikle seviye belirleme sisteminin değiştirilmesi gerekip geremediği sorusunun cevabının iyi düşünülmesi gerektiğini söyleyen Eğitim Danışmanı, Psikolog Ferahim Yeşilyurt, “Eğer düşünmezsek hızlı adımlarla yanlış kararlar alabiliriz. Özellikle eğitimin öncü akademisyenleri ve uygulamacıları ile ele alınmalı. LGS, OKS, SBS, adı ne olursa olsun genel amaç okul müfredatının öğrenciye kazandırılması, sınav baskısının azaltılması, dershanelere olan talebin azaltılması. Birçok bakanın açıklamalarında bu düşünceler anlatılıyor. Ve iyi niyetle sınav sisteminde bir değişikliğe gidiliyor. Ancak bu amaca ulaşılamamış ki aynı hedefle yeni bir sistem arayışı içine giriliyor. Neden gerçekleşemediği çok açık olmadığı için sonuçların sorgulanması gerekir. Sınavın eksiklerini sadece son sınava yönelik düşünmememiz gerekir. Diğer sınavlar nasıl sorunu tamamen çözemediyse, bu sınav da yeterli olamamıştır” diye konuşuyor.

SBS yerine gelecek seni sistemle ilgili henüz yeterli bilgiye sahip olmadıklarını belirten Yeşilyurt, konunun henüz taslak halinde olduğunu ancak açıklamalarda süreç yerine, sınavda elemenin olmaması, yerleştirme amacının güdülmemesi, dershanelere gerek olmaması gibi sonuçlardan bahsedildiğini ifade eden Yeşilyurt, “Fikir olarak kulağa çok hoş geliyor ama esas sır bu işin nasılında. İlk SBS’de bu fikirle oluşmamış mıydı?” diye soruyor.

Bu konu ile ilgili ülkemizde çok sayıda eğitim bilimci ve 100 yıllık bir eğitim birikimimiz olduğunu düşünen Yeşilyurt, bu birikimler doğrultusunda bir sistem arayışına gidilmesi, Amerika’daki bir sistemin farklı kültürel birikimlerimiz olduğu için bizim sorunumuzu çözemeyeceğini düşünüyor.

 

“Yenisi değişim yaratamaz”

Yeni sistemle, kısa vadede büyük değişimlerin olacağını söylemenin çok doğru olmayacağını ifade eden Yeşilyurt, bununla ilgili şunları söylüyor: “Uzun vadede düşünülen gerçekleştirilebilirse katkı sağlayacaktır. Ancak tek başına sınavla milli eğitim sisteminin sorunlarını çözebilmek mümkün değil. Milli eğitim sisteminin sorunlarının çözülmesi sınavlar üzerinden tartışılıyor. Esas sorun herkesin çocuğunu iyi okullarda okutmak istemesi. Bu durum okullar arasında niteliksel ve niceliksel farklılıklardan kaynaklanıyor. Bu sorunu engelleyemezsek sınavlarla ilgili sürekli bir uğraşı içerisinde olmamız kaçınılmaz olur. Sınavın sayısını ya da adını değiştirerek reform yapamazsınız. Yeni sistemde özel okulların kendi sınavlarını kendilerinin yapmaları düşünülüyor. Bu uygulama doğruysa neden daha önce özel okullar sınavından vazgeçildi?”

Bu yeni seviye belirleme sisteminin Türkiye’de üniversite eğitimine etkileri ve katkıları ile ilgili de görüş bildiren Ferahim Yeşilyurt, Türkiye’de üniversitelerin özellikle vakıf üniversitelerinin kurulmasıyla birlikte çok büyük bir atılım içine girdiğini, kendisini hızla yenilediğini, teknolojiyi çok iyi kullandığını ve öğrenciler için olağanüstü faydalar yarattığını düşünüyor. Orta öğretim sisteminin uzun vadede sürece dayalı biçimde ele alınmasının; öğrenci niteliğinin gelişmesi ve sadece ders çalışarak ve sınav başarısına endeksli bir deneyimle yaşama hazırlanan öğrenci profilinin değişerek düşünen, sorgulayan ve fikir üretebilen gençlerin oluşumuna katkı sağlayabileceğini belirten Yeşilyurt, üniversite hocalarının öğrencilerin hayatı tanımadan ve dersleri dışında başka alanlarla ilgilenmeden yaşamalarından sıklıkla şikayetçi olduğunu vurguluyor. Bu yüzden uzun vadede sınav baskısının azaltılmasının öğrenciye bu konularla ilgilenecek daha fazla zaman yaratacağını belirtiyor.

 

“İki temel ayrım yapılmalı”

Türkiye’de sınavlarla ilgili tartışmaları iki ayrı zeminde yapmamızda yarar gören Yeşilyurt, “Birinci zemin daha akademik ve planlayıcı bakışla felsefi zemin, ikinci zemin ise öğrenci, öğretmen ve velinin uygulamalar esnasındaki yaklaşımlarının yer aldığı uygulama zemini olmalı. Bu iki temel ayrımı yapmadan durumu ele aldığımızda genellikle toptan iyiler ya da topyekün kötüler ortaya çıkıyor. Yani her sınavda sınavı isteyenler ya da sınava karşı çıkanlar gibi ayrımlar oluyor. Sınava karşı çıkmak mümkün değil. Bu kaçınılmaz bir durum” diyor.

“Felsefi olarak baktığınızda daha önceki uygulamalarla şimdiki uygulamalar arasında temelde çok büyük farklılıklar yok. Ancak bütünü değerlendirirsek ilk hali ile SBS’yi ayrı tutmak gerekir. Belki de son dönemlerdeki en büyük reform oydu. Çünkü hem müfredat odaklıydı, hem sonuçtan önce sürece yayılan bir başarıyı değerlendiriyordu, hem de milli eğitimin genel durumu ve okullar ile ilgili veriler vermesi amaçlanıyordu” diye konuşan Ferahim Yeşilyurt, uygulamalarda yaşanan sıkıntının ise her kesimin yaşadığı sorunlar olduğunu dile getiriyor. Yeşilyurt bu sorunları; öğretmenlere not artırılması için baskı yapılması, veli ile not pazarlığının yapılması, bazı okulların notlarının sürekli şişirilmesi, çocukların dershanelere gitmezlerse başarılı olamayacaklarına inanmaları, velilerin her türlü fedakarlığı yaparak çocuklarını okutmak istemeleri, halen üniversite eğitiminin sınıf atlama için önemli bir hedef olması diye sıralıyor.

 

SBS ideale yakın bir sistem

Final Dergisi Dershaneleri Rehberlik Koordinatörü Mehmet Arslan ise SBS’nin aslında ideale yakın bir sınav sistemi olduğunu düşünüyor. Geçmiş yıllarda 500 puanlama sisteminin içine yedirilen okul başarı puanı uygulaması olduğunu ve öğrencilerin hiçbir zaman okuldan kaç puan geldiğini bilemediğini belirten Arslan, “Hatta SBS puanları anlamsız bir şekilde düşüyordu. Yıllardır bizim söylediğimiz okuldan gelen puanın (YBP) SBS puanın içine yedirilmesi değil. SBS puanının üzerine eklenmesi gerektiğini söylemiştik. Nitekim 2013 yılında yapılacak sınavda, SBS puanın üzerine eklenen bir YBP (Yıl Sonu Başarı Puanı ) uygulaması olacak. Dolayısıyla öğrenciler diplomalarına bağlı olarak okuldan kaç puan geleceğini bilecekler. Belki tek sıkıntı okullar arasındaki not verme standardının bir olmaması. Dolayısıyla öğrencilere okuldan gelecek puanlarda adil olmayan durumlar ortaya çıkabilir” diyor.

MEB yetkililerinin açıklamalarına göre yeni sistemde sınavın liselere yerleştirmede kullanılmayacağını söyleyen Arslan, okulların ve öğretmenlerin performanslarını ölçmek için bu sınavın yapılacağını, liselere yerleştirmede ise öğrencinin ders notları, öğretmen görüşleri, rehberlik servisinin görüşleri gibi kriterlerin devreye gireceğini düşünüyor. “Tabii bu kriterler, son derece sübjektif verilerdir. Bu ölçütlerle sağlıklı bir yerleştirmenin yapılabilmesi de mümkün değildir. Geçmişte süper liseler okul notlarına göre öğrenci aldılar. Ve o günün şartlarında yüz binlerce 5.00 ile mezun olan öğrenciler türemişti. Maalesef bu durum yine aynı manzarayı önümüze koyacak. Bu durumda belki de birçok okul kendi sınavını yapmak isteyecek. Galatarasay Lisesi, İstanbul Lisesi gibi. Bu durum tek sınav sistemini kaldırırken aslında birden fazla sınavın çıkmasına da sebep olacak” diyerek kaygılarını dile getiren Arslan, yeni sistemin önümüzdeki yıl devreye girmesinin çok doğru olmadığına inanıyor.

Yeni sistemin ya kademeli bir şekilde ya da açıklandıktan en az üç yıl sonra uygulanması gerektiğini ifade eden Arslan’a göre bu süre, öğrenciler, veliler ve öğretmenler hazırlıksız yakalanmasın diye konmalı. Oluşacak sınav sisteminin bütün detaylarıyla biran önce açıklanması gerektiğini savunan Arslan, değişiklikle birlikte yaşanacak sorunlarla ilgili ise şunları söylüyor: “Bu sistemin 2014 yılında uygulanması beraberinde çok ciddi tartışmalar getirecek. Öğretmenler, okul idaresi ve rehberlik servisi, velilerle karşı karşıya gelecek. Okul ile velinin bu kadar karşı karşıya gelmesi eğitim ve öğretimin sağlıklı yürümesi açısından son derece sakıncalı. Ayrıca bu sistem çok ciddi manipülasyonlara gebe olacak. Sanal not patlamaları yaşanacak. Dolayısıyla liselere akademik başarısı oldukça düşük, sağlıksız notlarla beslenmiş bir nesil gelecek. Doğal olarak bu durumun, mevcut Anadolu liselerinin de başarısını düşüreceği muhakkak.”

 

Merkezi sınavlar yapılmalı

Ülkemizde öğrencilerin bireysel başarılarına dayalı not sisteminin sağlıklı olmadığını söyleyen Arslan’a göre bu sistem devam ettiği müddetçe Anadolu ve fen liselerinin öğretim kalitesi düşecek. Üniversite sınav sistemi, kendi içinde bir dinamiği olan bir puanlama sistemi olan bir mekanizma ve ayrı bir süreç olduğu için SBS sistemindeki değişiklikler üniversiteler açısından ciddi değişikliklere yol açmayacak. Yüksek puanlı öğrenciler yine istediği üniversiteye yerleşecek.

Liselere, üniversitelere, devlet kadrolarına yerleştirmede mutlaka merkezi sınavların yapılması gerektiğinin altını çizen Mehmet Arslan, “Çünkü en hakkaniyetli sistem sadece merkezi yapılan bir sınavdan geçiyor. Şu aşamada sınavları kaldırmanın, faydasından daha çok zararları olacağı muhakkak. Sadece öğrencilerin bireysel başarılarına dayalı bir not sistemi ile asla sağlıklı bir yerleştirme yapılamaz. Bu noktada sadece öğretmenlerimizin verdiği notlarla yerleştirme yapılması çok doğru olmayacak. Böyle bir sistemde öğretmenleri ve okul idarecilerini veliler ile karşı karşıya getirmek sağlıklı bir iletişim, sağlıklı bir öğretim açısından son derece sakıncalı” diye sözünü bitiriyor.

 

Değişkenlik önemli bir eksiklik

Bu sınav sisteminin en önemli eksiğinin ‘değişkenliği’ olduğunu vurgulayan Okyanus Kolejleri Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölüm Başkanı Bora Serhat Çelik, ortalama iki yılda bir değişen bir ölçme sistemimiz olduğunu, ya sınavın adının ya da uygulanışı ve ölçütlerinin değiştiğini belirtiyor. Bazen, sürekli değişen bir sınav sistemi yerine, eksikleri de olsa; tanınan, bilinen bir sistemin tercih edilebileceğini düşünen Çelik, konuyla ilgili şunları söylüyor: “Eğitim-öğretim sistemimiz sınavlara ihtiyaç duyuyor. Kontenjanların sınırlı olması, kaliteli eğitim hizmetlerinden her öğrencinin faydalanamaması, öğretmen yeterliliklerinin tüm okullarda aynı olmaması, öğrencilerin kendileri için ve velilerin çocukları için çizdikleri kariyer planına her okul türünün uygun olmayışı gibi nedenlerle sınavlara ihtiyaç var.”

“Beş dersin testlerinden oluşan bu sınav, bir öğrencinin ‘seviyesini’ ölçmek için elbette yetersiz. Öğrenciyi diğer yönleriyle tanıyacak, onun yeteneklerini ölçecek başka uygulamalar gerekir. Ancak bu sınav sisteminin adil bir yanı da yok değil. Öğrenciliğin gerektirdiği görev ve sorumlulukları yerine getiren, bilgiyi öğrenmek için çaba harcayan ile ders çalışma alışkanlığı kazanamayan öğrenciler arasında bir farkın belirlenmesi önemli” diye konuşan Serhat Çelik’e göre resmin tamamına bakmak ve onu görmek, anlamak gerekiyor. Öğrencinin SBS ile bir liseye yerleşememesinin, üniversite eğitimi alamayacağı anlama gelmediğine dikkat çeken Çelik, meslek liselerinin üniversite sınavlarında, seçeceği alana göre avantajlarının da dezavantajlarının da olabildiğini, meslek liseleri ve sonrasındaki yüksek öğrenim imkanları konusunda öğrenciler ve velilerin bilgili olmadığını ifade ediyor.

Ülkemizdeki tüm okullar aynı nitelikte eğitim veremediği için sınavların uygulanmaya devam edileceğini vurgulayan Çelik, “O halde mümkün olduğunca objektif olması için, okuldan gelecek başarı puanlarının standartlara bağlanması gerekir. Okuldaki tüm dersler için objektif değerlendirme sistemleri oluşturulsun” diyor. Henüz öğretim yılının başlangıcında olduğunuzu ve yapılacak değişiklikler konusunda, yalın, basit, anlaşılır açıklamalar yapılırsa insanların neyle karşılaşacaklarını bileceklerini söyleyen Çelik, bununla ilgili görüşlerini söyle dile getiriyor: “Geçtiğimiz yıllarda 6. ve 7. sınıfta SBS kalktı diye ilan edildi. Bunu herkes biliyor ama bu sene sınava girecek olanlar şunu bilmiyor; 6’da ve 7’deki ders başarınız yüzde 10’ar etkili. Ve bu etkiler küçücük etkiler değil. Belirleyici olabiliyor. Bir de genel liseler hızla Anadolu lisesi oluyor. Birkaç yıl sonra meslek liseleri ve Anadolu liseleri (ki bu Anadolu lisesi ismi de değişecek) lise eğitimini oluşturacak. Çocuklarımızın öğrenim ve meslek geleceği hakkında ilkokulda kafa yormaya başlamalıyız. İnsan sürekli değişip, geliştiği için sınav başarılarına bakarak, sınav sonucunu kader haline getirmemeliyiz. Özel okulların öğrencilere sunduğu sosyal, akademik, fiziki imkanlarını veliler bilmeli. Sınav başarısı olan öğrenciler önemli burslarla okuyabiliyorken, imkanı olan aileler de çocuklarının kaliteli eğitim görmesini sağlayabiliyor.”

 

Sınavlara yanlış isim konmasın

Emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Baykal ise; “Bilimsel süreçlerde adlandırma önemli ve kurallı bir iştir. Her kavramın ismiyle müsemma olması gerekir. Biyolojide yeni bir bitkiye, yeni bir fosile rastgele ad verilmez. Kimyada moleküllerin adlandırmanın da teamülleri vardır. Fizikte ısı ile sıcaklık, erk ve güç kavramları birbirine karıştırılmaz. Günlük dilde de kuş öttü, kedi havladı denmez. Zaten adlandırma sınıflama düzeyinde işlev gören bir ölçme (ölçek) düzeyidir. Sınavları adlandırırken en azından evcil hayvanlarımıza ad verirken olduğu kadar özen göstermeliyiz. Karabaş adı verilmiş bir kanarya bundan zarar görmez” diyor. Sınavların adını değiştirmekle amaçları veya işlevlerinin değiştirilemediğini, ama sınavlara yanlış adlar koyanlardan da doğru işler beklenemediğini düşünen Baykal’a göre, sınavların adını değiştirerek işlevlerini kasıtlı olarak gizlemeye çalışanlar ise ya bilgisizdirler ya da kendilerini kurnaz sanan ve başkalarını bilgisiz yerine koyanlardır. Prof. Baykal ÖSS’nin adının YGS, ÖYS’nin adının LYS yeni olduğunu ama eleme ve sıralamanın ortadan kalkmadığını söylüyor. Baykal sözlerini şöyle sürdürüyor: “LGS’nin adını OKS; OKS’nin adını SBS yaptılar ama ne dershaneler kapandı, ne de ezberci eğitim bitti. Sınavların adını değiştirerek kitleleri oyalayanların yüzleri hiç kızarmıyor mu acaba?”

Yorum yap