4+4+4 hayata geçti, şimdi ne olacak?

16 Ekim 2012

Uzun tartışmalardan sonra hızla hayata geçirilen yeni eğitim sistemi 4+4+4, temel eğitimi 12 yıla çıkarması nedeniyle bir reform olarak nitelendirilirken, okula başlama yaşı, müfredat programları ve altyapı konusunda hala eleştiriliyor. Uzmanlar artık ne olursa olsun hayata geçirilen sistemin sabırla izlenmesi, iyi yöne doğru gitmesi için beklemek gerektiği görüşünde.

Bu yıl okulların açılmasıyla birlikte Türkiye’de yeni bir eğitim sistemi uygulanmaya başlandı. Kamuoyunda ‘4+4+4’ olarak bilinen; 6287 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un yasalaşması ile hayata geçirilen bu yeni sistem uygulamaya geçirilmeden önce, ilk olarak 60-66 aylık çocukların okula gitmesinin doğru olmadığı yönünde tartışmaların odağı oldu. Yeni eğitim sisteminin hayata geçirilmesinin ardından sistemin uygulanması için ne fiziki ne de diğer şartların hazırlanmadığı konusunda tartışmalar alevlendi.

Peki hala tartışmaların sürdüğü 4+4+4 ile eğitimimizde ne değişiklikler oldu? Yeni sistemle; zorunlu eğitimin süresi 8 yıldan 12 yıla çıkarıldı. Yeni yapıda okullar, ilkokul 4 yıl, ortaokul 4 yıl ve lise (genel, mesleki ve teknik) 4 yıl şeklinde ayrıldı. İkinci 4 yıllık bölümün bağımsız olması esas ise de imkân ve şartlara göre ortaokulların, ilkokullarla veya liselerle birlikte de kurulabilmesi mümkün oldu, bununla İmam Hatip Ortaokulları açıldı. Okula başlama yaşı 5,5 yaşa indirildi. 60 aylık çocuk ile 82 ay arasında çocuklar aynı anda birinci sınıf olabilecekler.

Bu yıl fazladan toplamda 450 bine yakın ilkokul birinci sınıf öğrencisi okula başlamış oldu.

Eskiden olduğu gibi her kademede diploma verilmeyecek, sadece 12 yıllık eğitimin sonunda diploma alınabilecek. Okul öncesi eğitim programları bu yıl yenilenmek zorunda kaldı. İlkokul ve ortaokul düzeyinde 1. ve 5. sınıf müfredatları bu yıl diğer seviyelerde kademeli olarak değişmesi öngörüldü. Ortaokulda alınacak seçmeli derslerin sayısı ve çeşitliliği artırıldı. Ortaokul bölümünde öğrenciler ilgi duydukları alana göre seçmeli dersler alabilecek ve liseye yönlendirilecekler. Matematik dersinde haftalık 1 saatlik artış, Fen Bilimleri dersinde de artık 3. sınıfta 3 saat 4. sınıfta da 1 saat okutulacak.

Yabancı dil dersi 4. sınıf yerine 2. sınıfta başlamış olacak, demokrasi, insan hakları ve yurttaşlık dersi de 4. sınıfta 2 saat olarak alınabilecek. Program değişiklikleri olduğu için ilk yılda kitap yerine öğretim materyali adı altında uygulama olacak. Öğrenciler ve öğretmenlerin elinde öğretim materyali kullanılacak. Bu materyaller test edilecek, bir sonraki öğretim yılında ders kitabına dönüştürülecek. Zorunlu olarak öğretmen yetiştirme programlarında köklü değişikliklere gidilmesi gerekecek. Haftalık ders saatleri ilkokulda 30 saat ortaokulda 37 saate çıkarıldı. İlkokulda oyun ve fiziki etkinlikler dersi konuldu. Bu arada 30 bin öğretmen norm fazlası konumuna düştü, bakanlık çözüm arıyor.

 

Eğitimde köklü değişim oldu

Saydığımız tüm bu yeniliklerin uygulanması hedeflenen yeni eğitim sisteminde, reform niteliğinde köklü değişimlerin olduğunu herkes kabul ediyor. Ama sistem hayata konurken ön hazırlık yapılması, bunun için en az iki yıllık bir hazırlık süresinin konması, okullarda alt yapı çalışmalarının oturtulması gibi konularda eleştiriler de devam ediyor. Uzmanlar yine de artık ne olursa olsun hayata geçirilen sistemin sabırla izlenmesi, iyi yöne doğru gitmesi için beklemek gerektiği görüşünde. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği İstanbul Şube Başkanı ve Terakki Vakfı Okulları Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisi Koordinatörü Alparslan Dartan, yeni sistemi değerlendirirken, Türkiye’de zorunlu eğitim süresinin 8 yıldan 12 yıla çıkarılmasının önemli bir adım olduğunu vurguluyor. Dartan, okula başlama yaşının bir yıl öne alınmasının ise artıları ve eksileri olan üzerinde daha fazla düşünülüp ön hazırlıklarının yapılmasını gerektiren acele verilmiş bir karar olduğuna dikkat çekiyor.

Bu yaş grubundaki çocuklara esnek öğrenme ortamlarının sağlanması,  öğretmenlerin de çocukların gelişimsel özelliklerini dikkate alarak bilgiyi eğlenceli yollarla vermeleri gerektiğini belirten Dartan, hazırlıksız, tartışılmadan ve aceleyle gerçekleştirilen bu değişimin ileride büyük sıkıntılar yaratmasının muhtemel olduğuna inanıyor. Sistemin iyi ve olumsuz yanlarını değerlendiren Dartan; “Zorunlu eğitim süresinin 8 yıldan 12 yıla çıkarılması, çocukların fiziki gelişimleri nedeniyle ilkokul ve ortaokulların mekansal olarak farklı binalarda açılması olumlu. Matematik ve Fen Bilimleri derslerinin saatlerinin artırılması bu alanda zayıf yönümüzü güçlendirebilir. Yabancı dil derslerinin 4. sınıf yerine 2. sınıfta başlayacak olması önemli. Demokrasi, insan hakları ve yurttaşlık dersi 4. sınıfta 2 saat olarak konulması, seçmeli ders olarak ortaokul ve liselerde seçimlerin çeşitlendirilmesi iyi olumlu bir adımdır” diyor.

 

“Öğretmen eğitimleri yetersiz”

Dartan, sistemin sorunlu yönleri ile ilgili; “Okul öncesi eğitimi almamış, sosyal, duygusal ve bilişsel olarak hazır bulunmayan öğrenciler için ciddi sorunlar yaratması muhtemel. İkili öğretim sorunu aşılmadan getirilen yenilikler istenen etkiyi sağlamayabilir. Bu yıl 1. sınıfa başlayan öğrencilerin sayısının beklentilerin üzerinde artması kalabalık sınıflarda eğitime başlanmasına neden oldu. Bu kalabalık sınıflarda eğitim doğal olarak önümüzdeki yıllarda da devam edecek ve eğitimin sağlıklı verilmesini engelleyecek. İlkokul 1. sınıf programlarının basitleştirilmesi ve kademeli olarak değiştirilmesi epey zaman alacak bir uygulama olduğundan öğretmen ve veli açısından sıkıntı yaratacak. İlkokulda birinci sınıfa başlayan öğrenciler yılsonunda belki mekanik okuma yazma öğrenecek ama anlamlı okuma gecikecek ve eğer ileride sınav baskısı devam edecekse erken okula başlatılan çocuklar kayıp bir kuşak olacak. Seçmeli derslerin çeşitlendirilmesi üniversite seçme sistemleriyle ilişkilendirilmeden, alan uzmanı öğretim kadrosu ve zaman yaratılmadan bir anlam ifade etmeyecek. İlkokul bir okutacak öğretmenlerin eğitilmesi çok hazırlıksız ve çok yetersiz oldu. İnternet yoluyla bir hafta gibi kısa bir zamanda ‘öğretmen eğitimini gerçekleştirdik’ demek hayalciliktir” diye bilgi veriyor.

Milli Eğitim Bakanı’nın bile ‘bizimle ilgisi yok parti grubunun önerisi’ dediği ve sonrasında sahiplenmek durumunda kaldığı bu yasa tasarısının çok kısa zamanda Meclis’ten geçtiğinde, 5 N 1 K kuralını uygulamaya koyacak herhangi bir zaman dilimi kalmadığını dile getiren Alparslan Dartan, akademisyenlerin neredeyse tamamen karşı olduğu bu yasanın gerçekten alel acele uygulamaya konduğunu söylüyor. Hiçbir eğitim fakültesinin görüşü alınmadan gerçekleştirilen bu oldubittinin, belki bugün değil ama ileride 2007 doğumlu çocukları ve onların anne babalarını derinden etkileyeceğini düşünen Dartan, uygulamada ortaya çıkan sorunlarla ilgili çözüm paketlerinin il ve ilçelerde okul yönetimlerine bırakıldığını belirtiyor.

 

Sistemin oturması dört yıl sürer

Bu sorunlara rağmen beklenenin aksine velilerin büyük bir çoğunluğunun çocuklarını okula yazdırdığını dile getiren Dartan, bunun sonunda; ikili öğretim yapmak durumunda olan pek çok okulda giriş çıkış saatlerinin düzensizliği, aynı sıralarda eğitim görecek birbirinden yaşça büyük çocuklara göre dizayn edilmemiş sınıf ortamları ve en iyimser rakamlarla 50-60 kişilik kalabalık sınıf ortamları, yaklaşık 4 veya 5 yıldır 1. sınıf çocuğunu okutmamış sınıf öğretmenlerinden oluşan öğretmen grubunun oyun ağırlıklı hazırlanan birinci sınıf programlarına yeterli hazırlıkta ve donanımda olmaması, oyun çağı çocuğunun sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimine yönelik eğitim almamış ve bu programlar üzerinden eğitilmemiş öğretmenler gibi sorunların ortaya çıktığını sözlerine ekliyor. Bu sistem için öngörülen sürenin 4 yıl olduğunu belirten Dartan, bu 4 yılın fiziki koşulların iyileştirilmesi, insan gücü planlamalarının gerçekleştirilmesi ve program bazında düzenlemelerin olması için yeterli bir süre olarak görüldüğünü söylüyor.

Dartan konuyla ilgili sözlerini şöyle sürdürüyor: “Aslında bu süre hazırlık olarak planlansaydı hem erken çocukluk eğitimi adına bugüne kadar atılmış adımları desteklemiş hem de eğitim programlarıyla onların yürütücüsü öğretmenlerin hazır olmalarını sağlamış olurduk. Bakanlık fiili olarak bu yasayla program düzeyinde 1 ve 5. sınıflar düzeyinde değişikliğe gitti ve diğer sınıflar düzeyinde gerçekleştirilecek plan ve programlamaları zamana yaydı. İlkokulun ikinci, üçüncü ve 4. sınıf düzeylerinde mevcut programlar uygulanmaya devam edecek. Teori ve pratiğin uygulamada birleşmesi için bilim insanlarının görüş ve önerileri ile bakanlığın ekonomik gücünün katkısı fiilen başlamış olan uygulamanın daha az sorunla hayatımızda yer almasına neden olabilir.”

 

Yeni sistemin artıları ve eksileri var

Eğitim yazarı Sait Gürsoy de yeni sistemle ilgili görüşlerini paylaşarak, 4+4+4 sisteminin artı ya da eksilerinin hala masaya yatırıldığını söylüyor. Bu sistemde en büyük sorunun, sınıf mevcutları olduğunu açıklayan Gürsoy, bununla ilgili şunları düşünüyor: “Eğer sınıf mevcutları bu rakamlarla devam ederse o zaman bu sınıflarda eğitim almak son derece güçleşir. Yaptığımız araştırmalara göre sınıf mevcutlarının 24’ü geçmemesi lazım. Bir de 60-66 aylık öğrenciler daha önce okul öncesi eğitim almamışlar ancak hemen yan tarafta daha büyük olan ve okul öncesi ya da ana okul eğitimi alan çocuklar olacak. Bu çocuklara aynı eğitimi verdiğinizde bir süre sonra sıkılabilir ve uzaklaşabilirler. Bir tarafı düzeltelim derken bir tarafı köreltmenin bir anlamı yok.”

Aslında sistemin AB normlarına göre hazırlanmış mükemmel bir sistem olduğuna dikkat çeken Gürsoy, özellikle de okul öncesi eğitime ağırlık verilerek hazırlanmış bir program olduğunu belirtiyor. Ancak her yeni sistemde olduğu gibi bunda da eksikler olacağını ama bu eksikliklerin belli bir sürede tamamlanacağını düşünen Gürsoy, “Benim şahsi görüşüme göre bu süre en erken bir ya da iki yıl içinde tamamlanacak. Şu an fiziki şartlarla ilgili hiçbir düzenleme yok. Ben olsaydım demek istemem ama keşke bu sistemi pilot bir bölgede deneselerdi, orada artıları ve eksileri ortaya çıksaydı ondan sonra uygulansaydı. O zaman çok daha rahatlıkla sistem oturabilirdi. Bana göre çok aceleye getirildi. Bir de buna İstanbul gözüyle bakmamak lazım, Türkiye geneline bakmak lazım. En uç köşedeki okullara baktığımızda o kadar kolay oturur mu bilemiyorum” diye konuşuyor.

Seçmeli derslerle ilgili de tartışmalar olduğunu hatırlatan Gürsoy, Hz. Muhammed’in Hayatı, Kura-i Kerim dersini seçen öğrenci ile seçmeyen öğrenci okul ortamında ayrıma uğrarsa bunun çok büyük olumsuzluk getireceğini dile getiriyor. “Öğrenci bu dersi seçmeyebilir, okul yönetimi sen bu dersi seçmedin diye çocuğun üzerine giderse, ya da deşifre ederse o zaman bu çocuk geride kalır. Yapılan araştırmalar şu an en çok Hz. Muhammed’in Hayatı, Matematik ve Din Bilgisi dersinin seçildiğini gösteriyor. Ancak seçmeli mi zoraki seçmeli mi buna çok iyi karar vermek lazım. Yani okul belirli dersleri seçmeli diye veliye diretiyorsa o zaman bu sistem yürümez. Buna MEB’in çok dikkat etmesi lazım” diye konuşan Gürsoy, İmam Hatip Ortaokulları’nın açılmasının, bu ülkenin muhafazakar yapısı nedeniyle, dini bilgi almak isteyenlerin çok olmasına bağlanabileceğini ancak bunun işin pembe tarafı olduğuna dikkat çekiyor.

Gürsoy, “Esas olan 28 Şubat kararlarına karşılık verilmesidir. Benim gönlümden geçen meslek liselerinin de ortaokul kısmının açılmasından yana. İmam Hatip Liseleri toplam okulların yüzde 5’ini oluşturuyor ancak bir soru var bunun cevabını 4-5 yıl sonra vereceğiz. İlerde acaba bütün okullar İmam Hatip Lisesi mi olacak ya da klasik liseler ya da genel liseler imam hatipleştirilecek mi? İlerde imam hatiplerin cazibesi kalır mı kalmaz mı? Bu soruların cevabını gelecek gösterecek” diyor.

Sistem uygulanmaya konmadan önce hocaların bir hafta eğitim aldıkları, 10 Eylül’de başlayan görsel eğitimin 14 Eylül’de sona erdiğinin bilgisini veren Gürsoy, ancak bu eğitimin hocaları hiç tatmin etmediği, daha uzun süreli tekrar eden, görsel değil dokunmaya yönelik eğitimler verilmesi gerektiği düşüncesinde. Gürsoy ,“Hocalar sınıfta ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar” diyerek bu konuyu özetliyor.

 

“Daha planlı uygulanmalıydı”

Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ayla Oktay da konuyla ilgili görüşlerini paylaşarak, yeni sistemin uygulamaya geçtiği bu yıl, ilkokul ortamlarının büyük bir kısmında fazla değişiklik yapılmadığını söylüyor. “60-72 ay genelde okul öncesi eğitim çağı iken birden bire okul başlama yaşının indirilmesi ve uygulamaya hemen bu yıl başlanmış olması pek çok yönden sorunlu gibi görünüyor. Sınıf öğretmenlerinin eğitim programları onları 72 ay ve üstü çocuklarla çalışacak şekilde hazırlanmış” diye konuşan Oktay, birden bire daha küçük yaş grubu ile karşılaşan öğretmenlerin sorun yaşayacağını dile getiriyor. Bu çocukların diğerlerinden daha kısa dikkat süresine, öz bakım konusunda daha fazla yardıma ihtiyaç duyduğunu belirten Prof. Oktay, yaşın erkene alınmasından doğan kalabalık sınıflarda öğretmenlerin her öğrenciyi yakından takip edebilmesinin zor olduğu gibi, onlara uygun etkinlik ve oyun oluşturmada da bazı sıkıntılar yaşanacağını vurguluyor.

Bununla ilgili önceden yeterli çalışma yapılmadığını düşünen Oktay, “Böyle bir karar alırken bunun olası sonuçları üzerinde de çalışmalar yapılması gerekirdi. Bu nedenle sistem yürürlüğe konulsa bile hiç değilse yaş açısından yapılan değişikliğin ertelenmesi kanımca daha doğru olurdu. Bu sürede okul öncesi eğitimde okullaşmanın arttırılması sağlanabilir, okulların fiziki imkanları bu çocukların ihtiyaçlarına göre düzenlenir ve öğretmenlerin yalnızca uzaktan eğitimle değil yüz yüze eğitim almaları da sağlanabilirdi. Okulların farklı okullara dönüştürülmesi de daha planlı şekilde yapılabilirdi” diyor.

Sistemin tam olarak ne zaman oturacağını bugünden kestirmenin oldukça zor olduğuna inanan Ayla Oktay, ancak alt yapı eksiklikleri, öğretmenlerin eğitimi, çocukların hazır bulunuşluklarının sağlanmasının zaman ve planlı çalışma gerektirdiğini dikkate almak gerektirdiğini, bazı çocukların ilk üç aydaki uyum dönemi sonunda yeterli hazırlığa ulaşamamış olabileceğini ifade ediyor. Oktay bununla ilgili, “Bu da onların başarılarını olumsuz olarak etkileyebilir. Bu çocuklar için de şimdiden bazı destekleyici önlemlerin düşünülmesi gerekiyor. Burada ailelerin çocuklarının erken eğitimi konusunda daha dikkatli davranmalarının, okulların ailelerle yapacakları işbirliğinin önemli olacağını düşünüyorum. Bu sistemle ilgili alınan sonuçların mutlaka bu alanda uzman akademisyenler tarafından ölçülüp değerlendirilmesi gerekiyor. Bu tür çalışmalar, ileride atılacak adımlar açısından da yol gösterici olabilir” diye bilgi veriyor.

Prof. Oktay sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kanımca burada özellikle üzerinde durulması gereken temel konular; ilköğretime başlama yaşının indirilmesine bağlantılı olarak okula kaydolan çocukların sayısındaki artış, küçük çocukların ihtiyaçları, ilkokulun gerektirdiği yeterliliklere sahip olup olmamaları ve okulların fiziki imkanlarının ve okulları birbirinden bağımsız okullara dönüştürürken ortaya çıkabilecek bina ihtiyacının yeterince öngörülememiş olmasıdır. Kanun çıkmasından okulların başlamasına kadar geçen süre içinde bu soruların büyük ölçüde giderilebildiğini söyleyemeyiz.”

 

60-66 grubu eğitim için küçük

Doğa Koleji CEO’su Uğur Gazanker ise bu sene geçiş evresinde olduğunu düşündüğü 4+4+4 sistemi ile “Teknik olarak baktığımızda, 60 aylık bir çocukla 84 aylık çocuğun aynı sınıfta olabilme ihtimali bulunuyor. Ancak 72-84 ay arasındaki çocuğun fiziksel, psiko- sosyal özellikleriyle, 60-66 ay arasındaki çocuğun fiziksel, psiko-sosyal özellikleri arasında ciddi gelişim farkları var. Bunun yanında, bu iki grubun teneffüste birlikte oyunlar oynayacağını düşünelim, iki grubun oyun ihtiyaçları bile birbirinden çok farklı. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, çok özel durumlar olmadığı sürece (üstün zekalılık gibi) biz 60-66 aylık gruba birinci sınıf eğitimini önermiyoruz” diyor.

Doğa Koleji olarak 1. sınıf öğrenci yerleştirmelerini yaparken öğrencinin içinde bulunduğu yaş gelişim özelliklerini göz önünde bulundurduklarını söyleyen Gazanker, buna bağlı olarak, 2006 yılı doğumlu öğrenciler ve 2007 yılı doğumlu öğrencilerin ayrı sınıflarda eğitim alacaklarını ifade ediyor. Yeni eğitim yasasından önce de çoğu Doğa Koleji Kampüsü’nün farklı yaş gruplarına göre farklı bölümlerde yapılandırıldığına dikkat çeken Kazanker, bu konuda şu bilgileri veriyor: “Bu yasa nedeniyle 1.sınıfa başlayacak olan öğrencilerimiz 30 Nisan 2012 tarihinden itibaren başlatılan “İlkokula Oryantasyon Programı” kapsamında sosyal ve akademik anlamda 1. sınıfa hazırlandılar. Bu öğrencilerimiz 1. sınıfa geçtiklerinde 2006 doğumlu öğrencilerle aynı sınıflarda eğitim almayacaklar. Sınıftaki kız-erkek dağılımı, öğrencinin sosyo-duygusal gelişimi, öğrenciyle ilgili özel durumlar belirleyici faktörler arasında olacak. MEB’in belirlemiş olduğu 1. sınıf müfredatı tüm öğrenciler için aynı. Bizim Doğa Koleji olarak yaklaşımımız ise ay olarak küçük öğrencilerimizin yoğunlaştığı sınıflarda kazanımlara ulaşılan sürelerde farklılıklar olması yönünde.”

 

“Rehberlik desteği veriyoruz”

Çocuklarını 1. sınıfa gönderip göndermeme konusunda kararsızlık yaşayan 60-66 ay arasındaki öğrencilerin velilerinin Doğa Koleji Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi’nden destek isteyebileceğine dikkat çeken Uğur Gazanker, yeni eğitim sisteminin ilk senesi olması sebebiyle kaygıları normal karşılamak gerektiğini vurguluyor. “Bu sene öğrenci, öğretmen ve veliler için pek kolay geçmeyecek elbette.  Veli, öğretmen ve eğitim yöneticilerinin uyum içinde çalışması, çocuklarımızın bu geçiş dönemini daha verimli ve başarılı geçirmesini sağlayacaktır” diye konuşan Gazanker, velilerin metropolitan okul olgunluğu testini mutlaka yaptırmaları ve çocuğunun ilkokula hazır olup olmadığını görmeleri gerektiğine dikkat çekiyor.

Yorum yap