Doğru mimari eğitim performansını artıyor

15 Nisan 2016

Ders vermenin çok daha ötesinde bir yapıya sahip olan eğitim kurumları, doğru mimari tasarımlarla öğrencinin performansını artıyor ve öğretimde daha yaratıcı bir potansiyel yakalıyor.

Öğrenmenin ve sosyalliğin gerçekleştiği eğitim kurumları, iyi mimari örnekleriyle eğitim verimini artıyor. Mimariye inovasyon ve çeşitlilik katan tasarımcılar, yeterli seviyede ışık alan, doğal ışık kaynaklarının mümkün olduğunca kullanılmasına fırsat tanıyan eğitim mekânları yaratıyor. Ayrıca kullanılan malzemelerin yapısı ve rengiyle iç mekâna uygun olması gerekiyor. Eğitim mimarisinin inceliklerini PAB Mimari Tasarım’ın Kurucuları Pınar Gökbayrak, Ali Eray ve Burçin Yıldırım ile konuştuk.

 

PAB Mimari Tasarım’ı tanıyabilir miyiz? Üç ortağın yolu nasıl kesişti?

Pınar Gökbayrak: PAB Mimari Tasarım’ı 2007 yılında Pınar Gökbayrak, Ali Eray ve Burçin Yıldırım olarak üç ortak kurduk. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden sınıf arkadaşıyız, dolayısıyla öğrencilik yıllarından beri birlikte çalışmaya başlamış bu nedenle de hem birlikte üretmeye çok alışmış hem de birbirinin dilini iyi anlayan ve tamamlayan bir yapımız olduğunu düşünüyoruz. Yapı ölçeğinden kentsel tasarıma ya da iç mekân projelerine dek pek çok farklı ölçekte tasarım yapan bir ofisiz. Projelerimizi çoğunlukla farklı ölçekleri birlikte barındıran; kentsel tasarım projelerinde yapı diline inen ya da yapı ölçeğinde mobilya ölçeğinden kent ölçeğindeki konumlandırmasına uzanan bir çerçevede ele alıyoruz. Mimari projelerimizin yanı sıra bu üretimi destekleyecek şekilde farklı alanlarda da üretim yapıyoruz; uzun soluklu araştırma projelerimiz, ya da üniversitelerde proje yürütücülüğü anlamında akademik dünyayla yakın ilişkimiz hep ofis üretiminde farklı bir perspektif kazanmamızı sağlayan faaliyetler.

Almış olduğunuz Arkitera Genç Mimar Ödülü için tebrik ederiz. Bu ödülle ilgili neler söylersiniz?

Burçin Yıldırım: Arkitera Mimarlık Merkezi tarafından 40 yaş altı mimarlara verilen Genç Mimar Ödülü bizim için çok değerli. Bu ödülün aralıksız 9 yıldır saygın jüri üyelerinin yoğun çalışmaları sonucunda verilmesi ve bu sene zorlu seçim süreci ardından bizim layık görülmemiz ekibimiz için gurur verici. Jürinin ödülün bize verilmesi ile ilgili yaptığı açıklamada mimarlığın farklı alanlarındaki üretimlerimizi, yaptığımız araştırma ve akademik çalışmalarla desteklememize ve özellikle de eğitim yapıları ile ilgili üretimlerimizde toplumsal katkı sağlama çabamıza vurgu yapılması da bizi ayrıca mutlu ediyor. Bu tür ödüllerin ofisimize kattığı heyecan dışında tüm sektöre de ivme kattığını düşünüyoruz.

Mekân, eğitim ve öğretimi nasıl etkiliyor?

Pınar Gökbayrak: Fiziksel konfor koşullarından ergonomiye, gerekli konsantrasyon süresinin sağlanmasından, öğrencide aidiyet duygusu oluşturmaya değin okul yapılarında pek çok temel ihtiyaç, içinde bulunulan mekanın kalitesine göre sağlanıyor. Ancak bunların ötesinde, dönüşen eğitim modelleri öğrenciyi merkeze alan, teknolojik altyapısı güçlü mekânlarda daha esnek bir araya gelme biçimleri ile sürekli dönüşen mekânlar talep ediyor. Gelişmiş ülkelerde eğitimciler fiziksel mekânın; öğrencinin eğitim sürecine katılımı, ders dışı faaliyetlerde öğrenme sürecinin devamı, ilgisini aktif tutmak, katılımcılığı ve merak duygusunu teşvik etmek üzere önemli bir katalizör olduğunun farkında. Örneğin İngiltere’de tasarımcı ve eğitimciler bir arada çalışıyor; eğitim mekânlarındaki dönüşüm bakanlık düzeyinde ülke gündeminde. Ülkemizde de artık bu bilinç oluşmaya başladı.

Eğitim yapılarının 21. yüzyılın ihtiyaçlarını karşılaması için ne tür mimari özelliklere sahip olması gerekiyor?

Pınar Gökbayrak: 21. yüzyılın en temel getirisi, öğretmen değil öğrenci odaklı bir eğitim anlayışı sunması. Dolayısıyla sınıf deyince aklımıza ilk gelen tahtaya doğru birbirinin sırtına bakarak sıralanmış öğrenci düzeni. Sınıfı daha esnek ve çeşitlenebilir düzenlerde kullanan, öğrenciyi aktif olarak üreterek öğrenmeye teşvik eden bir eğitim sistemine ve buna uygun altyapıyı sağlayacak bir fiziksel mekâna dönüştürmek gerekiyor. İnternetin günlük hayatın ve eğitimin vazgeçilmez bir parçası haline gelmesiyle her gün gelişen teknolojiye ayak uydurabilecek bir altyapı planlaması zorunlu. Bir diğer konu da, artık eğitimin sınıfın dışına taştığı gerçeği… “Flipped classroom” örneğinde, evden dersi takip edip, okula sadece rehberlik için gelen bir eğitim modeli söz konusu ki bu eğitim mekânlarının ihtiyaçlarını tamamen dönüştürüyor. Bu kadar büyük bir dönüşüm henüz ülkemizde gerçekleşmemiş olsa da eğitimin sınıfın dışına taştığı bir gerçek. Açık alanlar ve kapalı ortak alanların birbirinden görerek öğrenme, merak duyma, sosyalleşme, karşılaşma ve çeşitli etkinliklerle üretme anlamında daha çok üzerinde düşünülmesi gereken mekânlar olduğunu bu nedenle bir koridorun bile artık sadece sınıfların açıldığı bir geçiş alanı değil başlı başına sosyal bir mekân olarak görülmesi gerektiğini savunuyoruz.

Eğitim yapılarında sürdürülebilirliği sağlamak için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? Bu yapılarda yenilenebilir enerji kullanımı sağlanıyor mu?

Burçin Yıldırım: Binaların tıpkı bir canlı gibi doğru ve doğal nefes alıp vermesini sağlamak bizim için önemli bir nitelik. Bu doğal akışı sağlamak içinse ek maliyetler getiren ve gereğinden fazla enerji tüketen sistemler yerine pasif ve kontrol edilebilir havalandırma sistemlerini tasarımın bir parçası haline getirmek mümkün. Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Binası projemizde bir kamu yapısı ölçeğinde uyguladığımız sistem, dersliklerin ve ofislerin etrafında toplandığı galeri boşluğunun hava bacası gibi işlemesini sağlıyor. Böylece her mekânda cepheden alınan taze hava, mekânın koridora bakan duvarında üst kotta yer alan açılır pencerelerden geçerek galeri boşluğuna ulaşıyor ve buradan atmosfere atılabiliyor. Bu tür doğal hava hareketleriyle, eğitim ve ofis yapılarında görülen havasız ortamların yarattığı performans düşüklüğü, dikkat dağınıklığı ve yorgunluk gibi sorunları, ek bir enerji tüketimi ve maliyet yükü getiren sistemler kullanmadan çözebilmek mümkün.

Benzer bir yaklaşımla yola çıktığımız Gökçeada Lise Kampüsü projemizdeyse taze hava ve doğal ışık sorununu parçalı kütle anlayışıyla çözmeyi hedefledik. Birden çok avlu ile parçalara ayırdığımız yapı kütleleri, tüm öğrenim mekânlarının ve hatta koridorların doğal ışık ve hava almasını sağlıyor. Gün ışığının genç bireylerin fiziksel gelişimi açısından olumlu etkileri ve de öğrenimdeki başarıyı artırmayı sağlayan katkıları çeşitli araştırmalarla ispatlanmış durumda. Bu nedenle öğrencinin okulda geçirdiği uzun zaman boyunca gün ışığından maksimum derecede faydalanabilmesi iyi bir eğitim yapısı için ön koşul olarak görülebilir. Sadece öğrenim mekânlarının değil koridorların doğal ışık alması, çıkılabilir teraslarla koridorun bina cephesine temas etmesi binadaki ışık geçirgenliğini artıran kararlardan. Bütün bu yaklaşımlarla yapay aydınlatma kullanımını minimize ederek elektrik tasarrufu sağlandığını ve sürdürülebilir bir sistemin kurulduğunu söylemek mümkün.

Eğitim mimarisi alanında da çok önemli projeler gerçekleştirdiğinizi biliyoruz. Bu kapsamda gerçekleştirdiğiniz projelerden aldığınız dönüşleri okurlarımızla paylaşabilir misiniz?

Ali Eray: Genellikle çok olumlu geri dönüşler aldığımızı söyleyebiliriz, çalıştığımız işverenlerin diğer projelerinde de bizimle çalışması bu memnuniyeti yansıtıyor sanırım. Son dönemde Çanakkale’de bir lise kampüsü üzerindeki çalışmalarımızı tamamlamak üzereyiz. Aynı zamanda İstanbul ve Türkiye’nin birçok üniversitesinde tamamladığımız fakülte yapıları, spor yapıları ve yurt binaları mevcut. Bir eğitim yapısını projelendirirken eğitim modellerini sorgulamak ve orada hayat bulacak yaşamı da kurgulamak yaklaşımımızın temelini oluşturuyor. Tasarım aşamasında işveren ve diğer tüm aktörlerle iletişime çok önem veren bir yapımız olduğu için son kullanıcılar oluşan mekânlarda çalışmaktan ve bu alanlarda zaman geçirmekten oldukça memnunlar, çünkü arzuladıkları ihtiyaçları karşılayan bir model öneriyoruz kendilerine. Yapı kullanıma açıldıktan sonra, kullanıcılardaki aidiyet duygusunun oldukça güçlendiğini ve içinde bulundukları kuruma olan sevgi ve ilgilerinin arttığını gözlemliyoruz.

Oluşturulan mekânın, yapının içinde gerçekleşen eğitim aktivitesini doğrudan etkilediğini, hatta dönüştürdüğünü düşünüyoruz. Olumlu geri dönüşler aldığınızda da, eğitim faaliyetine ve genç beyinlerin şekillenmesine katkıda bulunmak ayrıca büyük bir mutluluk kaynağı.

Türkiye eğitim mimarisi sizce nasıl bir görünüme sahip? Eğitim yapılarının gerekli fiziki koşulları sağlaması yönetmeliklerce destekleniyor mu?

Ali Eray: Eğitim yapılarının çoğu maalesef tip projeler ile elde ediliyor. Bu yapılar da günümüz eğitim anlayışı ile örtüşmeyen özelliklere sahipler. Doğal ışık almayan koridorlar, yeterli olmayan akustik özellikler, yetersiz açık alanlar maalesef eğitim yapıları dediğimiz zaman aklımıza gelen ilk olumsuzluklardan bazıları. Eğitim yapılarının birçoğunun eğitim fonksiyonu amacıyla inşa edilmemiş, dönüştürülmüş mekânlar olması fiziksel yetersizliklerin başlıca sebebi olsa da, toplum olarak genel anlamda eğitim yapılarının mimarisi alanında ciddi bir açığımız ve ilgisizliğimiz olduğunu düşünüyoruz.

Yönetmelikler tabii ki bazı standartları sağlamak için mevcut ancak yönetmeliğin tanımlamalarının ötesine geçerek mekânların daha nitelikli olması için projenin tüm paydaşları ile birlikte, bütüncül bir şekilde akıl yürütülmesi gerekiyor.

Biz projelerimizde, eksikliğinden bahsettiğimiz temel fiziksel ihtiyaçları ve özellikleri karşılama durumunun ötesine geçerek, artık çağdaş eğitim modellerinin gerektirdiği geçirgenlik, birbirinden öğrenme, etkileşim, aidiyet gibi kavramları oluşturmaya yönelik düzenlemeleri de hayata geçirmeye çalışıyoruz.

Eğitim mimarisi için farkındalık portalı

PAB Mimarlık, eğitim mimarisi alanında farkındalık yaratmayı amaçladıkları disiplinlerarası bir portal kurmuş. Gökbayrak portalı şu ifadelerle anlatıyor:

“Dönüşen eğitim modelleri, gelişen teknolojik altyapı ve fiziksel üretimler; eğitimciler ve tasarımcıları daha çok bir araya gelmeye teşvik etmeli. Hem eğitimcilerin mimarlarla birlikte çalışmaya hem de mimarların eğitimcilerin öngörülerine ihtiyaçları olduğu şüphesiz. Ne yazık ki bu işbirlikleri kısa sürelerde, uzun soluklu projeksiyonlar olmadan, proje çözümü düzeyinde ortaya çıkıyor. Oysaki bir eğitim mekânı içeriği, kullanıcısı, mekânı ve eğitim modeli ile birlikte kurgulanmalı. Biz sadece projelendirme değil, eğitimcilere bu noktalarda danışmanlık da veriyoruz. Mevcut okullarını inceleyip fiziksel mekâna bağlı problemleri tespit ediyor ya da kullanmadıkları gizli potansiyelleri ortaya çıkaracak öneriler sunuyoruz. Genel bir farkındalık uyandırmak adına da www.ogrenimmekanlari.com adlı bir portal oluşturduk. Burada mimarlar dışında, eğitimcilere ve genel kamuoyuna, fiziksel mekânın neden eğitimde başat bir figür olduğunu anlatabilmek, ortak bir bilgi havuzu oluşturmak niyetindeyiz.”

Yorum yap