Vakıf üniversitelerinin yükseköğretimdeki payı artıyor

15 Nisan 2016

Vakıf üniversitelerinin yükseköğretimdeki payı artıyor. 2010 yılında yükseköğretimdeki payı yüzde 11 olan vakıf üniversiteleri, bu oranı yüzde 19′a yükseltti.

2010’da 76 bin 242 ile toplam kontenjanlarda yüzde 11’lik paya sahip olan vakıf üniversiteleri, kontenjan ve sayılarının artmasıyla bu payı yüzde 19’a yükseltti. 2010’da tüm üniversitelerin lisans programlarında toplam 360 bin 968, ön lisans programlarında 310 bin 836 ve genel toplamda 671 bin 804 kontenjan mevcutken, 2015’te yüzde 23 artarak lisans programlarında 436 bin 484, ön lisans programlarında 387 bin 255 ve genel toplamda 823 bin 739 olarak gerçekleşti.

Günümüz Türkiye’sinde yükseköğretim sisteminin üç milyonu örgün olmak üzere açıköğretim ile birlikte 5 buçuk milyonu aşkın öğrencisi bulunduğunu söyleyen İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, “Yükseköğretim geleceğimiz açısından önemli bir yer teşkil etmektedir” dedi.

Bilgiyi taşıyan değil üreten merkezler

400 bine yakın öğrencisi olan vakıf üniversitelerinin mevcut örgün eğitim sisteminde önemli bir sorumluluk aldığını vurgulayan Aydın, şöyle konuştu:

“Gelinen noktada Vakıf Üniversiteleri hem kendi niteliksel gelişimlerini planlarken hem de dolaylı olarak ülkemiz yükseköğretim sisteminin kalite algısını yukarı taşımaktalar. Sadece bilgiyi taşıyan değil, bilgi üreten merkezler haline gelen, gelmek zorunda olan vakıf üniversiteleri bu misyonları ile reel sektör ile işbirliği içinde hareket etmektedirler.

Eğitimde rekabeti, akademik alana taşıyan, ARGE yatırımlarına ciddi kaynak ayıran vakıf üniversiteleri bu şekilde mezunlarını dünya standartlarında bir eğitim ile iş dünyasına hazırlamak zorundalar. Diğer taraftan çağımızın en önemli kavramlarından olan inovasyonu, amfilere, laboratuvarlara, atölyelere, genç zihinlere aşılamak için farklı türden projelere destek sağlamak ve motivasyon kaynağı olmak da vakıf üniversitelerinin başarı ile var oldukları alanlardır.”

Study in Turkey ile Türkiye’yi tanıtıyor

Yükseköğretimin uluslararasılaşma sürecinin en önemli itici güçlerinden birinin vakıf üniversiteleri olduğuna dikkat çeken Aydın, uluslararasılaşmanın küresel dünyada bir üniversite için varoluş şartı olduğuna vurgu yaptı. Aydın, “Dünyanın her yerinde bilgi üretilmekte, farklı alanlarda uzmanlaşmalar gerçekleşmekte. Bu bilgi ve üretimi üniversal merkezler olarak bünyemize çekmek için büyük çaba sarfediyoruz. Study in Turkey çatısı altında dünyanın dört bir tarafında ülkemizi tanıtıyor, yükseköğretim sistemimizi cazibe merkezi haline getirmeye çalışıyoruz” dedi.

Aydın, adım adım inşa edilmesi gereken ve süreklilik arz eden kalite sürecini şöyle anlattı: “Vakıf üniversiteleri olarak bahsettiğimiz konularda Türkiye’de yükseköğretimin kalitesinin yukarı çekilmesi konusunda çalışmalarımızı hem Mütevelli Heyeti Başkanı olduğum İstanbul Aydın Üniversitesi olarak hem de Vakıf Üniversiteleri olarak sürdürmekteyiz.”

“Büyümenin ve var olmanın birinci koşulu muhakkak ki verdiğiniz hizmetin ve kalitenin sürdürülebilir olması” diyen Aydın, “Günün gereklerine uygun hareket etmek, beklentileri karşılamak, yeni yollar açmak vakıf üniversiteleri için de elzemdir. Mevcut Yükseköğretim sistemimizde önümüzdeki yıllarda yıllık 2 milyona yakın gencin yükseköğretim sistemine dâhil olması bekleniyor. Elbette bu talebi karşılamak için üniversitelerimizde ellerinden geleni yapacaktır. Ancak her halükarda kendini geliştiren, durağan olmayan, yeniliklere açık ve hatta yeniliklerin öncülüğünü yapan kurumlar daha fazla talep göreceklerdir. Bunun için de inovatif düşünen, üretimle ve kendi toplumu ile içiçe, aynı zamanda global düşünen tarafta olmak şarttır. Kendiliğinden bir şeylerin gerçekleşmesini beklemek, fazlası ile hayalperestlik olacaktır” ifadelerini kullandı.

Şeffaf, ölçülebilir bir kalite anlayışı

Aydın, vakıf üniversiteleri özelinde akreditasyon çalışmalarını çok önemsediklerini ve Bologna, MÜDEK, FEDEK gibi fakülte bazlı akredite kurumları ve kriterlerini dikkate alarak kalite konusunda sürekli ve düzenli bir iyileşme sağlanabileceğini belirtti ve şöyle dedi: “Şeffaf, ölçülebilir bir kalite anlayışı, sağlıklı ve kalıcı kurumlar için günümüzde olmazsa olmazdır. Dolayısı ile her konuda denetime açık olmak, uzman kurullar ile birlikte çalışmak, uluslararası standartları yakalamak açısından son derece önemlidir.”

Artış, gelişim için güçlü bir motivasyon

Vakıf üniversitelerinin yükseköğretimdeki payının artışını İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver İdeal Eğitim’e değerlendirdi. Günver, “Türkiye’de vakıf üniversitelerinin kuruluş aşamalarını da hesaba katarsak yaklaşık 20 yıllık bir geçmişleri var.  Bu son yirmi yılda, vakıf üniversitelerinin Türkiye Yükseköğretimi adına akademik ve fiziki açıdan ciddi bir yükselme eforu sergilediklerini söyleyebiliriz. Kontenjan sayısındaki yüzde artışı da vakıf üniversitelerinin yükselme eforunun bir çıktısıdır. Kontenjan artışını aynı zamanda Türkiye yükseköğretiminin kalitesine etki edecek, üniversiteleri gelişim için yüreklendiren güçlü bir motivasyon ve bir rekabet unsuru olarak da değerlendirilebilir. Dolayısıyla kontenjan artışı gerçekçi hedefler doğrultusunda belirlenir ve yönetilirse yükseköğretim kalitesine de olumlu şekilde yansır” dedi.

Genç nüfusun artması kontenjan artışı sağlıyor

Türkiye’nin, yükseköğretim hizmetini talep eden genç nüfus oranı yüksek bir ülke olduğunu belirten Günver, “Vakıf üniversiteleri de gerek akademik ve fiziksel alt yapı yatırımları gerekse burs olanakları ile bu talebi karşılamak için ciddi bir rekabet içinde. Buna ek olarak vakıf üniversiteleri artık yalnızca Ankara ya da İstanbul merkezli değil. Türkiye’nin farklı illerinde de açılıyor. Dolayısıyla önümüzdeki yıllar içinde hem genç nüfusun artışı hem de vakıf üniversitelerinin ülke genelinde yaygınlaşmasıyla kontenjan oranlarında artış yaşanması kuvvetle muhtemel” ifadelerini kullandı.

Artış dengeli ve denetlenebilir olmalı

Günver, kontenjanın yalnızca bir öğrenci olarak değerlendirmenin doğru olmadığını söyledi. Her kontenjanın bir meslek insanını, bir uzmanlaşmayı temsil ettiğini belirtti.  Günver şöyle devam etti: “Dolayısıyla kontenjan artışı güçlü bir akademik kadro, nitelikli bir fiziki alt yapı, iyi planlanmış uluslararası olanaklarla beslenirse yükseköğretim kalitesine olumlu şekilde yansır. Burada en önemli kriter kontenjanlarda dengeli artışı sağlayabilmek ve denetleyebilmek. Bu noktada sağlıksız artış ve bunun yaratacağı sıkıntıların önüne ancak YÖK’ün kontenjan ve vakıf üniversitesi sayısının artışına yönelik belirlediği belli kriterlerle geçilebilir. ”

Vakıf üniversitelerinin sayısının artması her şeyden önce yüksek öğretimde bir rekabet yarattığı için toplam kalitenin yukarıya çekilmesine önemli bir katkı sağlıyor. Vakıf üniversiteleri diğer üniversitelere nazaran yabancı dilde eğitim, uluslararası bağlantıları, gelişmiş altyapı olanakları ile Türkiye’de yüksek öğretimin ihtiyacı olan yüksek standartları yaygınlaştırıyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Rifat Sarıcaoğlu, vakıf üniversitelerinin kontenjanlarının artmasının yükseköğretime erişim anlamında demokratikleşme sağladığını söyledi.  Sarıcaoğlu, “İlk zamanlarında vakıf üniversiteleri yüksek gelirli az sayıda öğrencinin erişebildiği kurumlardı. Bugün farklı oranlarda burs imkânlarıyla farklı gelir gruplarındaki ailelerin çocukları aynı çatı altında eğitim alabilmektedir.”

Vakıf üniversitelerinin gelişim dönemi diyebileceğimiz 1990’lı ve 2000’li yıllarda kalite açısından çok sorgulandığını hatırlatan Sarıcaoğlu, bugün dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamalarına Türkiye’den giren 7 üniversiteden 4’ünün vakıf üniversitesi olduğuna dikkat çekti. Sarıcaoğlu, “Bu şüphesiz vakıf üniversitelerinin kalite anlamında diğer üniversitelerin ilerisinde olduğunu ve artmasının da sisteme olumlu yönde fayda sağlayacağını göstermektedir” dedi.

Bugün vakıf üniversitelerinin yüksek öğretim sistemi içerisinde % 20’ye yaklaşan bir paya sahip olmasına rağmen bu payın gelişmiş batı ülkelerindeki oranların çok altında olduğunu belirten Sarıcaoğlu, şöyle konuştu: “Devletin yüksek öğretimde önemli bir hizmet sağlayıcı birkaç gelişmiş batı ülkesi dışında devlet dışındaki kurumların açtıkları yüksek öğretim kurumları en az devlet okulları kadar yaygınlık göstermektedir. Benim de beklentim vakıf üniversitelerinin toplam pazardan aldıkları payın önümüzdeki 10 yıl içerisinde % 30’ların üzerine çıkması yönündedir.”

Uluslararasılaşma kaliteyi yukarı çekiyor

Vakıf üniversitelerinin uluslararasılaşmayı arttırdığını ifade eden Sarıcaoğlu, “Yüksek öğretimin uluslararasılaşması kesinlikle kalitesini de yukarı çeken en önemli unsurların başında geliyor. Bugün vakıf üniversitelerinin öğrencilerine verdiği en büyük vaat onları birer dünya vatandaşı yapabilmektir. Yurt dışına açılmak, eğitiminin bir kısmını orada sürdürmek veya dilini geliştirmek isteyen öğrenciler; üniversitelerin sundukları uluslararası işbirlikleri sayesinde bu konularda pek çok imkâna kolaylıkla ulaşabilmektedirler” ifadelerini kullandı.

Vakıf üniversitelerinin önemli bir kısmı İstanbul’da toplanmış olmasına dikkat çeken Sarıcaoğlu, “İstanbul, Ankara ve İzmir dışında Anadolu’da ekonomisi gelişmiş birkaç şehirle sınırlı kalmaktadır. Vakıf üniversitelerinin kuruldukları il dışında kampüs açmalarının önündeki resmi engel vakıf üniversitelerinin coğrafi olarak yaygınlaşmasını engellemektedir” dedi.

Yorum yap