Çocukların Gözünden Okulda Yaşam

1 Kasım 2016

Eğitim Reformu Girişimi (ERG) ve Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) tarafından yürütülen “Çocukların Gözünden Okulda Yaşam” araştırmasının sonuç raporu ve araştırma bulgularına dayanarak hazırlanan politika önerileri yayımlandı.

2014-2015 eğitim-öğretim döneminde 25 ilde 4, 5 ve 7. sınıflarda okuyan toplam 2.072 çocukla yapılan araştırma, ikili öğretim, eğitim ortamları, sosyal etkinlikler, okulda güven ortamı ve şiddet, akademik başarı ve derse katılım, eğitim ve gelecek algısı başlıklarında çocukların öznel deneyimlerine dayanan bulgular sunuyor. ERG ve TEGV bu araştırmayla, çocukların okul yaşamına ilişkin deneyimlerini kendi bakış açılarıyla ortaya koyuyor. İdeal Eğitim Dergisi’nin bu sayısında sizlerle raporun politika önerilerini paylaşıyoruz.

2012 yılında yürürlüğe giren 6287 sayılı kanun ile kısaca “4+4+4” olarak bilinen yeni sisteme geçilmiş; ilköğretim okulları yerini dörder yıllık ilk ve ortaokullara bırakmıştır. “4+4+4” sistemine geçişte aynı zamanda ortaokulda seçmeli derslere ayrılan saatler ve ders seçenekleri artırılmış, okula başlama yaşı düşürülmüş ve ortaöğretim zorunlu hale getirilmiştir. ERG ve TEGV, 2014 yılında temel eğitimin kademelendirilmesi sürecine ilişkin bir araştırma yürütmüş; bu araştırma temelinde hazırlanan politika önerileri eğitim politikası alanındaki karar vericilerin dikkatine sunulmuştu.

ERG ve TEGV geçtiğimiz yıl ikinci bir araştırma yürüttü. Araştırma “4+4+4” sisteminin değerlendirilmesinden ziyade, “4+4+4” sisteminin oluşturduğu koşullarda eğitim görmekte olan çocukların deneyimlerine odaklandı. Elinizdeki belge, sözü edilen araştırmanın sunduğu bulgular ışığında öğrencilerin eğitim deneyimlerinin iyileştirilmesine yönelik politika önerileri sunmak üzere hazırlanmıştır. ERG ve TEGV tarafından yürütülen Çocukların Gözünden Okulda Yaşam araştırması, 2014-15 eğitim-öğretim yılında 4, 5 ve 7. sınıfta okuyan toplam 2.072 çocuktan, nicel ve nitel yöntemlerle elde edilen verilere dayanmaktadır. Araştırma, ikili öğretim, eğitim ortamları, sosyal etkinlikler, seçmeli dersler, okulda güven ortamı ve şiddet, akademik başarı ve derse katılım, eğitim ve gelecek algısı başlıklarında çocukların öznel deneyimlerine dayanan bulgular sunmaktadır.

Bu çerçevede hazırlanan politika notu beş ana politika önerisi sunmaktadır.

“4+4+4” sistemine geçilmesiyle birlikte, okula başlama yaşının düşürülmesi ve okul dönüşümleri sonucunda özellikle ortaokullarda derslik gereksinimi önemli ölçüde artmış, buna bağlı olarak ikili öğretim uygulanan okulların oranı artarak 2012 yılında % 29,2’ye yükselmiştir.1 2014 yılında bu oran % 23,5’e gerilemiş olsa da,2 hala çok sayıda çocuk ikili öğretim uygulanan okullarda okumaktadır. 2014-15 eğitim-öğretim yılında ilkokul öğrencilerinin % 54’ü, ortaokul öğrencilerinin % 47’si ikili öğretim uygulanan okullarda eğitim almıştır.3

Haziran 2016 itibarıyla Türkiye’de okul çağında (5-17 yaş arası) yaklaşık 940 bin Suriyeli çocuk bulunmaktadır.4 Ocak 2016 itibarıyla Türkiye’de eğitime erişimi bulunan çocuk sayısı yaklaşık 324 bindir. MEB’e bağlı okullarda yaklaşık 76 bin Suriyeli çocuk eğitim almaktadır. Yıl sonu itibarıyla Suriyeli çocukların 450 bininin eğitime erişiminin sağlanması amaçlanmaktadır ve MEB’e bağlı okullarda eğitim göreceklerin sayısının 105 bin olması beklenmektedir.5 Suriyeli çocukların eğitimi, derslik gereksinimini artıracak, dolayısıyla tüm okullarda tekli öğretime geçilmesini geciktirebilecek bir durumdur. Derslik yapımına hız verilmesi ve ikili öğretim uygulaması devam ettiği sürece çocukların iyi olma halini olumlu etkileyecek önlemlere odaklanılması bu nedenle de önemlidir.

MEB 2015-2019 Stratejik Planı’nda ikili öğretim uygulanan ilköğretim okullarının oranının 2019 yılına dek % 10’a düşürülmesi hedeflenmektedir.6 65. Hükümet Programı’nda da tüm okullarda tam gün eğitime geçilmesini sağlayacak sayıda derslik yapımına devam edileceği belirtilmektedir.7 İkili öğretim uygulanan okulların sayısının azaltılması ve aşamalı olarak tüm okullarda tam gün öğretime geçilmesi için derslik yapımına hız verilmesi; bu amaçla derslik yapımına ayrılan bütçenin artırılması gerekmektedir.

Araştırmalar, ikili öğretim uygulanan okullarda okuyan çocukların tam gün eğitim uygulanan okullarda okuyan akranlarına göre pek çok alanda dezavantajlı durumda olduklarını göstermektedir. ERG ve TEGV tarafından yürütülen Çocukların Gözünden Okulda Yaşam araştırmasının bulgularına göre ikili öğretim uygulamasının çocukları olumsuz etkilediği alanlar arasında beslenme ve sosyal etkinliklere katılım öne çıkmaktadır. Araştırmanın nicel ayağına katılan ve sabahçı olarak okuyan çocukların % 78’inin okulu saat 7.30’da veya daha önce başlıyor. Sabahçı çocuklar, tam gün öğretim veren okullarda okuyan akranlarına göre daha az oranda kahvaltı edebiliyorlar. Öğlenci çocuklar da, tam gün eğitim veren okullarda okuyan yaşıtlarına göre daha az oranda öğle yemeği yiyebiliyorlar. İkili öğretimde okuyan çocuklar daha az oranda kulüp faaliyetlerine katılabiliyorlar. Özetle, ders saatlerinin yeniden düzenlenmesi, okuldaki beslenme ve sosyal etkinliklere katılma olanaklarının iyileştirilmesi öncelikli ihtiyaçlardır.

2014-15 eğitim-öğretim yılı verilerine göre haftalık ders saati genel ortaokullarda 35, imam-hatip ortaokullarında 36’dır. “4+4+4” öncesine göre ders saatlerinde yaklaşık olarak bir okul gününe denk gelecek artış söz konusudur. Bu durum, özellikle ikili öğretim uygulanan okullarda okula başlama saatlerinin çok erken, okulun bitiş saatlerinin çok geç olmasına; ders dışı etkinliklere zaman ayrılamamasına; teneffüs sürelerinin kısa olmasına ve blok ders uygulamasıyla çok uzun ders sürelerine neden olmaktadır.

Çocukların okulda geçirdikleri sürelerin önemli bölümünün ders saatlerine ayrılması ve teneffüslerin kısa olması çocukların okul deneyimini olumsuz etkiliyor. Çocukların Gözünden Okulda Yaşam araştırmasına katılan çocukların pek çoğu, teneffüslerin kantinde sıraya girip yiyecek alması ve sonra da ders başlamadan aldığı yiyeceği yemesi için; tuvalet ihtiyacını karşılaması için ya da bahçede arkadaşlarıyla oyun oynaması için yetersiz olduğunu söylüyor.

Çocukların okulda temel gereksinimlerini karşılayabilmeleri ve sosyal etkinliklere zaman8 ayrılabilmesi için haftalık ders saatlerinin azaltılması bir çözüm olabilir.

Okulların fiziksel koşullarının iyileştirilmesine gereksinim vardır. Okullarda bulunan spor salonu, kütüphane, laboratuvar gibi alanlar, derslerin daha verimli işlenmesi ve çocukların bireysel gelişimlerinin ders dışında da desteklenmesi için büyük önem taşımaktadır. 2014 yılına ilişkin verilere göre Türkiye’de spor salonu bulunan okulların oranı  % 8,4, kütüphanesi bulunan okulların oranı ise % 39’dur.  Bu oranların 2019 yılına kadar sırasıyla % 10’a ve % 50’ye çıkarılması amaçlanmaktadır.9 Bu hedeflere ulaşılması ve uzun vadede tüm okulların fiziksel olanaklar bakımından donanımlı duruma gelmesi için bu alana daha fazla kaynak aktarılması gerekmektedir.

Öte yandan, Çocukların Gözünden Okulda Yaşam araştırmasının bulguları, okullarda var olan olanakların her zaman amacına uygun olarak kullanılmadığını göstermektedir. Örneğin kütüphane ve bilgisayar laboratuvarının ders saatleri dışında çocukların erişimine kapalı olduğunu; okulundaki kütüphaneyi hiç kullanmadığını; kütüphanenin okulda dağıtılan sütler için depo olarak kullanıldığını dile getiren çocuklar olmuştur. Dolayısıyla okulun fiziksel olanaklarının nasıl kullanıldığının da üzerinde durulması gerekmektedir.

Okulun temizlik ve ısınma koşulları da çocuğun iyi olma hali için büyük önem taşıyor. Araştırma bulguları, çocukların önemli bölümünün okulu yeterince temiz bulmadığına, ısınma ve temizlik koşullarının ikili öğretim uygulanan okullarda daha olumsuz olduğuna işaret ediyor. Bu sorunların aşılması için okullara ayrılan kaynakların miktarının artırılmasına ve öğrencilerin sosyoekonomik durumları da dahil olmak üzere çeşitli etmenler göz önüne alınarak dağıtılmasına gereksinim vardır. Güncel bir uygulama olan okul bazlı bütçelemenin bu bakış açısıyla geliştirilmesinde yarar vardır.

Temel eğitimin kademelendirilmesi sürecinde, ortaokulda seçmeli derslere ayrılan saatler ve ders seçenekleri artırılmıştır. 2014-15 eğitim öğretim yılında, ortaokulda 21 seçmeli ders sunulmuştur.10 Derslerin seçiminde öğrencilerin ve ailelerin görüşlerine öncelik verilmesi öngörülmektedir. 2014-15 eğitim-öğretim yılıyla birlikte seçmeli derslere not verilmeye başlanmıştır. MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğü (TEGM) tarafından Mayıs 2014’te il milli eğitim müdürlüklerine gönderilen yazıda,11 öğrencilerin ve velilerin seçmeli derslerle ilgili olarak bilgilendirilmesi gerektiği belirtilmekte, aynı ifade Şubat 2015’te gönderilen yazıda da yinelenmektedir.12 MEB TEGM tarafından il milli eğitim müdürlüklerine gönderilen, seçmeli derslerin seçimiyle ilgili yazılarda “ilgili alanda öğretmen yokluğu gerekçesiyle okul yönetimlerince öğrenciler ve veliler belli derslere yönlendirilmeyecektir” denilmektedir.13 Ancak Çocukların Gözünden Okulda Yaşam araştırması öğrencilerin bir bölümünün seçmeli derslerle ilgili yeterli bilgiye erişemediğini ve okul yönetimi tarafından yönlendirmenin farklı biçimlerde sürdüğünü göstermektedir. Seçmeli dersler konusunda öğretmenlerin çocukların ilgi alanlarını temel alarak rehberlik ve yönlendirme yapmaları yararlı olsa da, çocukların isteklerini dikkate almayan yönlendirme biçimlerine başvurulmaması gerekmektedir. Okul idarecilerinin seçmeli dersleri sınırlandırmak istemelerinin derslik veya öğretmen yetersizliği gibi nedenleri olabilir. Nedenlerin ortaya çıkarılıp eksikliklerin giderilmesi seçmeli dersler konusundaki yönlendirmenin sonlanması için gereklidir.

Çocukların Gözünden Okulda Yaşam araştırmasının nicel boyutuna katılan çocukların % 55’i okul başlamadan önce seçmeli derslerde ne yapılacağıyla ilgili bilgi almadığını, % 35’i seçmek istediği dersleri belirtmek için form doldurmadığını dile getirmektedir. Nitel araştırma kapsamında görüşülen çocukların bir bölümü kendi istedikleri seçmeli dersi alamadıklarını belirtmektedir.

Ek olarak, araştırmanın nicel boyutuna katılan çocuklar arasında aldıkları seçmeli dersleri “düzenli olarak işledik” diyenlerin oranı hiçbir ders için % 81’i geçmemektedir. Bu konunun ayrıca incelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Çocukların Gözünden Okulda Yaşam araştırmasının bulguları, okullarda yaşanan akran zorbalığı sorununun devam etmekte olduğunu göstermektedir.

Araştırmanın hem nicel hem nitel bulguları, öğretmenlerin de çocuklara şiddet uyguladıklarını ve bu durumun kimi çocuklar için olağan bir durum haline geldiğini gösteriyor.

Sözü edilen bulgular okullarda şiddeti önleme ve izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Rehber öğretmenler bu alandaki kilit kişilerdir. Türkiye genelinde, rehber öğretmen başına yaklaşık 650 öğrenci düşmektedir. Bu sayı, olması gerekenin (200-250 öğrenci) oldukça üzerindedir. 2014 yılında öğretmen atamalarının önemli bir bölümünün bu alandan yapılması olumlu bir adımdı; 2014 yılı içerisinde Şubat, Eylül ve Aralık aylarında toplam 3.043 rehber öğretmen atandı. 2015 yılında ise atama sayısı geriledi; Şubat ve Eylül aylarında toplam 2.173 rehber öğretmen atandı. Şubat 2016’da 1.606 rehber öğretmen daha atandı. Rehber öğretmen ataması artırılarak rehber öğretmen başına düşen öğrenci sayılarının azaltılması temel bir ihtiyaç olarak öne çıkmaktadır.

Okulların şiddetten arındırılması için rehber öğretmenlerin yanı sıra, sınıf ve branş öğretmenlerinin de bu konuda güçlendirilmeleri, izleme ve önleme çalışmalarının bir parçası haline getirilmeleri önemlidir. MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından Mart 2013-Mayıs 2015 arasında yürütülen “Çocuğa Yönelik Şiddetin Önlenmesi Projesi” bu konuda yakın zamanda atılan önemli adımlardandır. Proje kapsamında rehber öğretmenleri desteklemeye yönelik çalışmalar gerçekleştirildiği gibi politika önerileri de hazırlanmıştır. Bu bağlamda okul ortamlarını ilgilendiren en kapsamlı belge Eğitim Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi İçin Politika Önerileri belgesidir. Belgede eğitim ortamlarında şiddetin önlenmesi için öğrenci, öğretmen ve veli boyutlarını kapsayan politika önerileri geliştirilmiştir. Belgede öğrencilerin çocuk haklarına ve şiddetten korunma haklarına ilişkin farkındalıklarının artırılması önerilmektedir. Ailelerin farklı şiddet türleri konusunda bilgilenmelerine; öğretmen ve yöneticilerin hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim yoluyla güçlendirilmelerine vurgu yapılmaktadır. Belgede eğitim ortamlarında şiddete ilişkin veri toplanmasının ve şiddeti önlemeye yönelik erken uyarı sisteminin kurulmasının öne çıkarılması oldukça değerlidir.14 Politika önerilerinin yaşama geçmesi pek çok alanda olumlu sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir.

Son olarak, eğitim sisteminin sorunlarına çocuk odaklı çözümler geliştirilmesi için çocukların deneyimlerini merkeze alan çalışmaların artması gerekmektedir.

 

DİPNOTLAR

1 MEB SGB, 2015.

2 A.g.e.

3 Kalkınma Bakanlığı, t.y.

4 UNHCR verileri kullanılarak hesaplanmıştır.

5 Sayılar, 11 Mart 2016’da İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen “Türkiye’de Çocuk İşçiliği Sorunu: Suriye’den Gelen Mülteciler Sonrası Mevcut Durum ve Çözüm Önerileri” başlıklı konferansta Başbakanlık Göç ve İnsani Yardımlardan Sorumlu Başmüşavirliği tarafından yapılan sunumdan alınmıştır.

6 MEB SGB, 2015.

7 Başbakanlık, 2015.

8 Alıntılarda yer verilen isimler görüşülen çocukların gerçek isimleri değildir.

9 MEB SGB, 2015.

10 ERG, 2015.

11 MEB TEGM, 2014.

12 MEB TEGM, 2015.

13 MEB TEGM, 2014; MEB TEGM, 2015.

14 Çocuğa Yönelik Şiddetin Önlenmesi Teknik Destek Projesi: Eğitim Ortamlarında Şiddetin Önlenmesi İçin Politika Önerileri, 2015.

Comments are closed.