Teknolojiyle büyüyen Z Kuşağı yükseköğretim kapısında

7 Kasım 2016

Kimselere benzemeyen genç nesil Z kuşağını onları yakından tanıyan eğitimcilere sorduk, Z kuşağının eğitimle ve özellikle yükseköğretimle olan ilişkisini konunun uzmanları anlattı.

Son yüzyılda tüm dünyada nesillerin X, Y, Z olarak ayrıldığı artık hepimizin bildiği ve kabul ettiği bir gerçek. Hatta öyle ki, bu bilgi uzun zamandır pazarlama stratejilerine bile rehber oluyor. Markalar hedef kitleyi tanımak ve elinde tutmak için uzman desteği alıyor. Ürünler neslin ihtiyaçları doğrultusunda belirleniyor. İşte tam da bu noktada Z kuşağının farkı kendini belli ediyor. Z kuşağına odaklanmadan önce gelin şöyle bir daha evveline hızlıca göz atalım.

Sınıflama, 1927-1945 yılları arasında doğan nesille başlıyor. Bu kuşağa Sessiz Kuşak deniyor. Bu grupta anneannelerimiz, dedelerimiz var. Türkiye için konuşursak bu insanlar Cumhuriyet dönemi çocuklarıdır.

II: Dünya Savaşı sonrası çocukları: Baby Boomer

1946-1964 yılları arasında doğanlar “baby boomer” olarak adlandırılmış. Bu aslında bir Kuzey Amerika-İngiliz deyimi. Bu terim özellikle Amerika’da II. Dünya savaşının bitiminde başlayıp 1960 yılı başlarına kadar süren, yıllık doğum hızındaki büyük artışa karşılık geliyor. Bu olay, “baby boom”, bu dönemde doğanlara da  “Baby Boomer” denmiş. Baby Boomer, teknolojiyi bir türlü benimseyememiş bir nesil, bu yüzden her işini kendi yapmış, hatta diğer kuşaklardan farklı olarak iş yaşamları “çalışmak için yaşamak” olarak tanımlanmış. Sadık ve kanaatkar insanlar nesli.

Adaptasyon harikası: X kuşağı

X kuşağı 1965-1979 arası doğanları tanımlıyor. X kuşağı kurallara uyan, aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygılı, sadık ve çalışkan bir kuşak olarak biliniyor. Bu nesil dünyadaki buluşlara, icatlara hatta uzaya çıkışa tanıklık etmiş ve buna bağlı olarak birçok dönüşüm yaşamıştır. Özellikle teknolojik açıdan pek çok yeniliği hayatına başarıyla uyarlamayı bilmiş bu kuşak için insanlık tarihinin adaptasyonu en hızlı kuşağı diyebiliriz.

Bağımsız ve girişimci ruh: Y kuşağı

Y kuşağı bugün hayatımızı kolaylaştıran pek çok teknolojiyi ve buna bağlı olarak vazgeçemediğimiz nesneleri borçlu olduğumuz kuşak. Onlar 1980-1999 yılları arasında doğan ve kuşak farkının en yoğun hissedildiği topluluk. Y kuşağı üyeleri, teknolojide büyük gelişmelerin gerçekleştiği bir döneme denk geliyor. Y kuşağı kişisel bilgisayarlar, cep telefonları ve internetle büyümüş bir kuşak. Y kuşağı ile bu kuşak ebeveynlerinin arasındaki teknoloji bilgisinin yarattığı boşluk, bu kuşakta yer alan bireylerin daha önceki kuşaklara göre daha güçlü ve etkin bir grup olmalarına imkan sağlamış, bu durum bireylerin daha bağımsız olmasına ve çoğu çalışanın girişimci olabileceği yeni bir iş kültürü oluşmasına olanak vermiş. Y kuşağı üyeleri bir an önce kendi işlerinin sahibi olmak istiyor ve parayı harcayabilmek için kazanıyor. Dolayısıyla örgütsel bağları az ve çok sık iş değiştirdikleri gözlemlenmiş. Onlar, iş hayatını sadece yaşamlarını sürdürebilmek için değil, daha rahat para harcamak için istiyorlar. Y kuşağıyla ilgili son olarak söylenmesi gereken bu nesil kafasına koyduğunu yapacak kadar kararlı ve tüm bireyselliğine rağmen sosyal ağlar aracılığıyla çok hızlı organize olup fark yaratabiliyor.

Z kuşağı sokakta oynamıyor, ipad’leriyle sosyalleşiyor…

Z kuşağı çocuklarının 2000 yılından itibaren doğmaya başladığı kabul ediliyor. İnternetin kullanımı ve teknolojinin yaygınlığının insanlık tarihinin zirvesinde olduğu bir dönemde doğup büyüyen bu gençlik için farkındalık çok önemli. Bilgiye ilk elden ve hızlı erişen Z kuşağı için ifade özgürlüğü, yaratıcılık ve öznellik vazgeçilmez, dolayısıyla onların dünyasında sıradanlığa yavaşlığa ve engellere yer yok. Sosyal mecralar aracılığıyla iletişim kuran, sözden çok metni tercih eden, içe dönük dünyalarında arkadaşa yer açmakta zorlanan bu çocuklar için -önceki kuşakların aksine- teknoloji bir lüks değil, ihtiyaç. Hal böyle olunca da, teknolojiyle iç içe büyüyen bu çocuklar, bilginin ve zamanın hızına çok kolay adapte olurken aileleri onların bu hızlı gelişimine ayak uydurmakta sıkıntı yaşayabiliyor.

Z kuşağı üniversite yolunda

Önümüzdeki seneden itibaren üniversitelerde boy göstermeye başlayacak olan bu kuşak üyeleri için yükseköğretim ne ifade ediyor?

Bu soruyu İstanbul Bilgi Üniversitesi Tanıtım Daire Başkanı Murat Saydam şöyle yanıtlıyor.”Z Kuşağı eğitime ve statüye çok önem veren bir kuşak. Bu nedenle önceliklerine baktığımızda Z kuşağı için eğitim ilk sıralarda yer alıyor. Eğitime, sadece kitaplardan alınacak bir ders veya gelecekte işini kolaylaştıracak bir amaç olarak görmekten ziyade hem ailesi hem de kendisi için bir oluşumun parçası olarak görmekte. Statüye önem veren bir kuşak oldukları için üniversiteli ve/veya üniversite mezunu olmak onlar için gerekli. Ayrıca analitik düşünce yetenekleri gelişmiş olan bu kuşak için üniversite bu yeteneklerini sergileyebilecekleri bir alan. Aileleri ve kendileri için ise bir network girişimi de diyebiliriz. Hem aileler hem gençler için baktığımızda üniversite öğrencisi/mezunu olmak kadar hangi üniversiteden nasıl bir eğitim alarak mezun oldukları da büyük önem taşıyor. Aileler, çocuklarının hem hedeflenen network’ün parçası olması ve hem de o atmosferi fikir önderleriyle birlikte yaşamaları konusunda beklenti yaşıyorlar. Z kuşağı aldığı eğitimin, aktüel hayatın ve teknolojideki gelişimi ne kadar takip ettiğine oldukça önem vermekte.”

Tartışmasız gerçek: eğitim şart

Görüşlerine başvurduğumuz uzman Akın Başal’ın tespitine göre yükseköğretim Z kuşağı için bir zorunluluk. “Eğitim Z kuşağı için bir zorunluluk. Bundan 40 yıl önce lise mezunu olmak, seçilerek işe girmek ve kariyer yapmak için yeterliydi. 20 yıl önce üniversite mezunu olmak yetiyordu. Şimdiyse üniversite eğitimi üzerine doktora yaparlarsa seçilebileceklerini, aksi takdirde gelecekte iş bulmakta zorlanabileceklerini, yenidünya düzeninde ayakta kalamayacaklarını görüyorlar. O yüzden üniversite onlar için eski kuşaklardaki ortaöğretim gibi bir zorunluluk. Ülkemizde isteyen her gence bu şansı veremiyor olmamız ise çok üzücü bir durum.”

Başarılı bir kariyerin ilk adımı üniversite eğitimi

Nişantaşı Üniversitesi Yeni Medya Bölümü Yrd. Doç. Dr. Ceyda  Deneçli ve yine Nişantaşı Üniversitesi’nden Halkla İlişkiler ve Reklam Bölümü Yrd. Doç. Dr. Sevda Deneçli de yükseköğretimin Z kuşağı için bir zorunluluk olduğuna değindi. “Günümüzde artan rekabet ortamında bireylerin diğer bireylerden sıyrılarak öne çıkması için özellikle eğitimin ne derece önemli olduğu ortadadır. Son yıllarda devlet üniversitelerinin yanı sıra vakıf üniversitelerinin de sayısının artışıyla birlikte gelişen eğitim olanakları Z kuşağının, Baby Boomers, X ve Y kuşaklarına nazaran daha yüksek oranda eğitim öğretim alma olanağına sahip olmalarını sağlamıştır. Z kuşağı bireylerinin büyük çoğunluğu yaşları itibariyle halen eğitim hayatında bulunmaktadırlar. Üniversite çağında olan bu Z kuşağı öğrencilerinin, günümüzdeki ekonomik şartlar ve iş hayatındaki rekabet ortamının farkında oldukları ve bu nedenle de bu kuşağın üniversite eğitimini başarılı bir kariyere sahip olmak için bir gereklilik olarak gördüklerinden söz edilebilir. Onlar için üniversite eğitimi “başarılı bir kariyere yönelik atılan ilk adım” olarak nitelendirilebilir. Z kuşağı ile ilgili Northeastern Üniversitesi tarafından 16-19 yaş arası 1000’den fazla öğrenci üzerinde gerçekleştirilen bir araştırmada öğrencilerin çoğunun üniversiteyi başarılı bir kariyere sahip olmak için bir gereklilik olarak gördükleri saptanmıştır.

Öğretmenler X ve Y, Öğrenciler Z ise =?

Kuşak farklarının hiç olmadığı kadar derinden hissedildiği bu dönemde eğitimin temel sorunlarından biri öğreten ve öğrenenin farklı kuşaklara mensup olması sonucu yaşanan çatışma. Bu sorun eğitimde yıllardır yaşanıyor olmasına rağmen, hiç bu kadar bariz hissedilmemişti. Teknolojinin önce ceplerimize sonra sınıflarımıza girmesiyle eğitim gündemi baştan sona değişti. İhtiyaçlar, zorunluluklar ve hatta yasaklar teknoloji ekseninde belirlenir oldu.

Kuşaklar arası farklar eğitimde de sorun yaratıyor

Eğitimde yaşanan sıkıntıları ve Z kuşağının kendinden önceki kuşaklara mensup eğitmenleriyle yaşadığı uyuşmazlıkları değerlendiren Akın Başal: “Kuşaklar arası fark çok fazla olduğu için, konu üzerinde çalışmamış eski kuşak eğiticilerle uyuşmazlık yaşanması çok doğal değil mi? Eğer eğitimcileri bu konuda özel olarak eğitimden geçirmezseniz, 2000 yılı sonrası doğan bir üniversite öğrencisinin 50 yaş üstü bir eğitimciyle sağlıklı bir iletişim kurması her geçen gün daha zor olur. Teknoloji ve beraberinde getirdiği “teknoloji dili” katlanan bir hızda ilerliyor. En temel sorun kuşakların iletişim tercihleri ve değerleri. Eski kuşaklar saygı, disiplin, sabır, azim gibi konulara önem veriyorken yeni kuşaklar için bu kelimeler birer facebook görseli kadar sıradan. Hatta üzerine mizahi bir cümleyle caps bile yapabilirler. Ödevlerini kopyala yapıştır yaparak 30 saniyede yapan, her türlü bilgiye birkaç tuşla her an ulaşabilen bir nesilden bahsediyoruz. Bu noktada eğitimci, yeni kuşakların saygısını uyandırabilecek, ilgisini çekebilecek bir dil kullanabiliyor olmalı.”

Teknoloji bağımlısı Z kuşağının temel sorunu iletişim

Z kuşağının teknolojinin olmadığı bir hayattan bihaber olduğunun altını çizen Yrd. Doç.Dr. Ceyda ve Yrd. Doç.Dr. Sevda Deneçli’ye göre “Z kuşağı karakter özellikleri açısından diğer kuşaklara göre oldukça farklılık göstermektedir. Z kuşağının teknoloji ile doğan bir kuşak olması, bu kuşağı diğer kuşaklardan ayıran en temel özellik olarak nitelendirilebilmektedir. Diğer kuşaklar teknolojinin olmadığı bir hayatın varlığından haberdarken, Z kuşağının teknolojinin çevrelemiş olduğu bir hayata göz açmaları onların teknolojisiz bir hayatın varlığından bihaber olmalarına sebep olmaktadır. Yüksek içerikli medya ve bilgisayar ortamında büyüyen Z kuşağına ait bireylerin her konuda kendi yolunu kendisi şekillendirmek isteyen bireyler olduğu görülmektedir. Teknolojinin, hayatlarının merkezinde yer almasından ötürü yaşam tarzları da bu doğrultuda şekillenmektedir. Örneğin, önceki kuşaklar alışveriş yapacakları zaman alışveriş merkezleri ya da mağazaları gezerek ve görerek seçimlerini yaparken, Z kuşağının alışverişlerini online olarak yaptıklarını; iletişim kurarken yüz yüze iletişimden çok yeni medya ortamlarını tercih ettikleri ve hatta çeşitli ikonlar, semboller ve imgelerle bu iletişimi gerçekleştirdikleri görülmektedir. Teknolojiyle iç içe olmaları nedeniyle ortaya çıkan bu örnekler daha da arttırılabilir.”

Önceki kuşakların Z kuşağını anlama sorunu

Yrd. Doç. Dr. Deneçli, değerlendirmesine şöyle devam etti. “Doğal olarak X, Y ve Baby Boomer vb. değişik isimlerle adlandırılan diğer kuşaklara mensup bireyler için Z kuşağı bireylerinin davranışlarını ve beklentilerini anlamak kimi zaman oldukça zor olmaktadır. Bu durum aynı şekilde eğitim ortamında da zorluklara ve uyuşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Diğer kuşaklara mensup eğitmenler ile öğrenci konumunda olan Z kuşağının temel probleminin iletişim kurmada yaşandığı söylenebilir. İnternetle bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu, sosyal medyaya olan bağımlılıkları sebebiyle günümüzde genellikle kısa ve sınırlı bir iletişim gerçekleştiren Z kuşağı için basitlik ve esneklik önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra daha statik ve durağan olmak yerine aktifliği ve katılımcı olmayı tercih eden bir kuşaktan söz ediyoruz.  Öğrencinin dersin içinde aktif olarak yer alabilmesi, diğer bir deyişle uygulamalı dersler ya da proje yaparak aktif olarak yer aldığı dersler bu kuşak için daha ilgi çekici olabilmektedir. Aksi takdirde öğrenci ders esnasında aktif olmadığı durumda dikkatinin kısa süre içerisinde dağılması ortaya çıkabilmektedir.”

Saydam: “Kurumların kadroları da teknolojileri kadar önemli”

Murat Saydam da konuyu teknoloji ekseninde değerlendirdi ve eğitim kurumlarının kadrolarının önemine dikkat çekti. “Kuşaklar arası uyuşmazlık geçmişte de var olan, olağan bir durum. Geçmişte de BB kuşağı X ve Y’yi eğitti, yönetti. Şimdi de X ve Y, Z için eğitim veriyor. Eğitim açısından en büyük farkları, Z kuşağının her şeyi dijital mecralar üzerinden takibe alışık olması. Bu durum Y kuşağı için büyük sorun değil. Sadece X ve ondan önceki kuşaklarla Z arasında, teknoloji kullanımı açısından uyuşmazlık görülebilir. Z kuşağından maksimum verimi almak istiyorsak onları eğitim ve iş gibi alanlarda Y kuşağına emanet etmek en doğru hareket olacaktır.

Bu durumda aileler çocukları için tercihte ve/veya yönlendirmede bulunacaksa, eğitim kurumlarının kadrolarına bakmalılar. Eski usul disiplin ve kuralları körü körüne uygulayan kurumlarda Z kuşağına mensup çocukların gelişiminin doğru olmayacağı inancındayım.”

İş hayatında Z kuşağı

Z kuşağı bireyselliğiyle öne çıkan bir kuşak. Saklambaç oynamamış, ağaçtan meyve çalmamış, mahallede değil, sitede büyümüş çocukların ekip ruhuyla nasıl çalışacağı bir diğer soru ya da henüz iş hayatına atılmadıkları için bir başka deyişle kuluçkada bir sorun. Zira Z kuşağını fazla zaman alan, yaratıcı olmayan ve takım çalışması gerektiren işlerde çalıştırmak pek kolay olmayacak gibi görünüyor.

Murat Saydam’a göre Z kuşağı bir ekibe dahil olup, onun bir parçası olmayı öğrenebilir, yapılması gereken, öğrenci destek merkezleri ve kariyer merkezlerinin yenilikleri takip edip Z kuşağı için yeni yöntemler geliştirmeye çalışması. “Z kuşağı, eğitim hayatında ekip olmayı öğrenebilir. Üniversitelerdeki ortak proje çalışmaları, kulüp çalışmaları, STK çalışmaları, ekip olmayı öğretmek adına verimli alanlar. Kilit formülse yönlendirme. Çoğu öğrenci ne seviyede olursa olsun iyi takip edilmediği için eğitim hayatında kayboluyor ve sıradanlaşıyor. Yapılan kişisel ve genel eğitim yatırımlarının en kötü sonucu da bu olsa gerek. Çocuklarımızı doğru okullara yazdırdığımızı düşünüyoruz, eğitim kurumları da nasıl olsa öğrenci artık bizim diye düşünmemeli. Sürekli olarak öğrenci izlenilmeli ve eğitim yolunda asla yalnız bırakılmamalı. Bir önceki kuşaklarda kendi başlarına iş yapma ve zorluklarla mücadele gibi bir durum söz konusuyken bunu Z kuşağından beklemek pek anlamlı bir beklenti olmayacaktır.”

Başal: “Z kuşağı bir parça narsist”

Uzun yıllardır iş hayatının içinde eğitimler veren ve halen eğitim danışmanlığını sürdüren Akın Başal’ın konuyla ilgili öngörüsü görece negatif, Başal’ın görüşleri şöyle: “Z kuşağı okullarda/evlerde yürütülen  -artık aşırı ve yararsız olduğu kabul edilen- öz saygı programları nedeniyle bir parça narsist oldu. Gideceği anaokulunu seçmek için ailelerin 2 ay, 10 farklı okul gezdiği, sadece yarışmaya katıldığı için madalya alan, düşük not aldığında öğretmen değiştiren, canı sıkılmasın diye her dakikası programlanan çocuklardan bahsediyoruz. O yüzden de eleştiri almayı sevmiyor, dayanamıyor hatta hakaret sayıyorlar. Kurumsal bir firmada takım liderliği yapmış ve takım çalışması eğitimleri vermiş bir eğitmen olarak şunu söylemeliyim; takım çalışması hesap verebilir olmayı gerektirir. Gerektiğinde diğer takım üyeleri için hesap vermeniz, özveride bulunmanız gerekebilir.  Oysa kendini aşırı seven (sadece kendini seven) birisinden bunu beklemek mümkün değil. O yüzden takım çalışması bana uygun değil diyerek eski kuşakları inandırmaya çalışıyorlar. Çünkü buna evet derlerse olumsuz geri bildirim almaya da evet demek durumunda kalacaklar. Bu noktada konfor alanlarından çıkıp diğerleri için de özveride bulunmaya evet demeleri gerekebileceğini de sezebilecek kadar zekiler. Takım çalışması bana uygun değil demek aslında kimse bana karışmasın demek. Bu da özünde kimse beni eleştirmesin demek anlamına geliyor.

Bir diğer soru: Bununla nasıl başa çıkacaklar? Bu sorunun yanıtını da yakında göreceğiz. Ya eski kuşaklar yeni kuşaklara takım çalışmasını zorunlu bir beceri olarak öğretecek ya da yeni kuşaklar takım çalışması olmayan bir iş dünyası kuracaklar. Ya da her kurum kendi kültürüne göre bir seçim yapacak. Herkes bir yetişkin olduğu ve ağaç yaşken eğildiği için bu noktada uzlaşabileceğimiz bir asgari müşterek göremiyorum.”

Sorunun çözümü takım çalışmasında

Yrd. Doç. Dr. Deneçli’ye göre bireysellikten ötürü yaşanacak problemler üniversitede takım çalışmasına yönelik projeler ve ödevlerle aşılabilir. “Z kuşağının teknoloji ile bu kadar iç içe olması onların toplumdan soyutlanarak daha bireysel olması sonucunu doğurmaktadır. Ancak her ne kadar günümüz gençliği bireysel olsa da çoğu çalışma ortamı takım çalışmasını gerektirmektedir. Bu nedenle bireysel olan bu kuşak üyelerinin iş ortamında bireyselliklerinden ötürü problemlerle karşılaşabilecekleri öngörülmektedir.  Bu problemlerin kendini doğru şekilde ifade edememe, takıma uyum sağlayamama, görevleri doğru şekilde gerçekleştirememe, zamanında işi yetiştirememe vb. birçok şekilde ortaya çıkabilme durumu söz konusudur. Bu sorunların üstesinden gelinmesi adına üniversitelerde derslerde takım çalışmasına yönelik projeler ya da ödevler verilmektedir. Bu şekilde öğrenciler takım ruhunun ne olduğunu, bireysel farklılıklara sahip olunması durumunda bunun çalışmaya yansıtılmadan çalışmanın nasıl gerçekleştirileceğini, anlaşmazlık olması durumunda bunun üstesinden nasıl gelinebileceğini, işbölümünün nasıl gerçekleştirileceğini vb. birçok konuyu deneyimleme şansına sahip olmakta ve böylece ileriki iş yaşamlarında biraz da olsa yaşayacakları sorunların üstesinden gelme becerisine sahip olmaktadırlar. Bunun yanı sıra üniversitelerde yer alan kulüpler de bireylerin sosyalleşmesine ve toplulukla uyum içinde yaşamasına yardımcı olan araçlar olarak düşünülebilir.”

Üniversiteler Z kuşağını bekliyor

Yeni dönemde üniversitelerin öğrenci adayları büyük oranda Z kuşağına mensup olacak. Üniversitelerin tercih edilmek için bu gençlerin ilgisini çekmesi şart. Teknolojiyi kullanmak elbette önemli fakat yeni nesil ifade özgürlüğü istiyor, gideceği üniversitenin iç ve dış bağlantılarını önemsiyor ve teknolojik altyapıyı tüm bu özelliklere ek olarak talep ediyor. Yeni nesil biz adını ne koyarsak koyalım genç insanlardan oluşuyor ve ilişkileri her zaman birinci planda tutuyor.

Bu konuda İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Murat Saydam, üniversitelerin yapması gerekenleri ve buna ek olarak kendi üniversitelerinin farklarını şöyle anlattı. “Üniversiteler, Z kuşağının ilgisini çekebilmek için; genel geçer kurallar ve metotlar dışında, yaratıcılığı sergileyebilen alanlar yaratmalı, ifade özgürlüğüne önem vermeli, teknolojik altyapısı sağlam ve kullanışlı olmalı, yeniliklere hızlı ayak uydurmalı, öğrenci ile empati kurmalı. Herkesin yaptığı yanlışa düşerek Z kuşağını teknoloji ile yakalayıp sürdürülebilirliği de sadece teknoloji ile gerçekleştirmek en büyük yanlış olacaktır. Çünkü asıl olan insan ilişkileridir ve bu kuşağı olduğu gibi kabul etmektense bir önceki kuşakların en doğru yanları olan doğru insan ilişkilerinin değerini ve devamlılığının katacağı önemi vurgulamalıyız. Bu bağlamda şunu net ifade etmek isterim, BİLGİ öğrencinin ifade özgürlüğünü rahatlıkla kullandığı, demokratik bir ortam sağlıyor. Derslerde sadece geleneksel metotlar uygulanmıyor. Pratiğe yönelik, dış dünyayla ilişki halinde ve son teknolojiyi kullanan bir eğitim sistemimiz var. Üniversite yaşamında pek çok süreç, Z kuşağının alışık olduğu, dijital ortamda da yürütülüyor. Hem genç çalışanlarımız hem de genç öğrencilerimiz için teknolojinin yanında bireysel bir destek anlayışımız var. Bireyselden kitlesele dönüşmek için her bir çalışanımız ve öğrencimiz bizim en önemli zenginliğimiz. Bu doğrultuda dünyada gelişen ve değişen her konuyu kendi dinamiklerimizle izliyor ve bunu kendi DNA’mıza uygun hale getiriyoruz.

Yrd. Doç. Dr. Deneçli: “Üniversiteler öğrenci odaklı eğitim gerçekleştirmeli”

Akademisyenler Yrd. Doç. Dr. Ceyda ve Yrd. Doç. Dr. Sevda Deneçli’ye göre üniversitelerin öğrenci odaklı bir eğitim gerçekleştirmeleri son derece önemli. “Teknoloji merkezli bir hayata sahip olan Z kuşağının kendi için yüksek bir çalışma arzusuna sahip bir kuşak olduğu söylenebilir. Belirtmiş olduğumuz üzere genellikle kısa ve öz bir iletişim gerçekleştiren, basitlik ve esnekliği tercih eden, görsellere oldukça ilgisi olan ve özellikle aktif katılımı tercih eden bir kuşak olması nedeniyle üniversitelerin eğitim ve öğretimde Z kuşağının bu özelliklerini dikkate alarak bir eğitim sistemi oluşturmaları önem taşımaktadır. Bu bağlamda üniversitelerin gerekli eğitim sistemini kurabilmek adına eğitim alınan bölümle ilgili olarak gerekli teknolojik altyapıları kurmaları ve öğrencinin ön planda olduğu, diğer bir deyişle öğrenci odaklı bir eğitim gerçekleştirmeleri önem taşımaktadır. ”

Duygusal  zeka da eğitilmeli

Akın Başal, yükseköğretime ilişkin yaptığı değerlendirmede, üniversitelerin çocuklukta eksik bırakılan duygusal zeka becerisi üzerine de dersler vermesi gerektiğine vurgu yaptı.”Üniversite olarak sadece mühendislik/hukuk vb. bilimleri değil aynı zamanda “Anlam ve ustalık” kavramları üzerine dersler / seminerler verdiklerini de söylemeliler. Öğrencilerine sadece ders değil aynı zamanda çocukluk dönemleri boyunca eksik bırakılan duygusal zeka becerileri üzerine de dersler verdiklerini,  gençlere ve onların seçimlerinde etkisi olan anne babalarına anlatabilmeliler. Sadece öğretim kadrosuyla ya da şöhretli ünlülerle değil, kurumsal bir firmanın bölge yöneticisinden de iş hayatının zorluklarını dinleyebildikleri ortamlar olacağı bilgisi ön plana çıkarılabilir.  Üniversite süresince, öğrencilerinin yarı zamanlı işlerde çalışabilecekleri organizasyonları olduğunu söyleyebilirler. 6 yaşında bir oğlum var, işte o zaman benim gönlümü kazanacaklardır. Ben oğlumun üniversite yaşamı boyunca evdeki konforlu hayatından sıyrılarak, kabuğunun dışını da görebilmesini, yetişkinliğe sağlam bir adım atabilmesini de isterim.

Gençlik büyük bir pozitif potansiyel mi?

Ayrıca, gençliğin içinde her zaman büyük bir potansiyel taşıdığı düşüncesine katılmayan Başal, bu enerjinin üretim ve faydaya dönüşeceğine inanmıyor. 2000 sonrası gençliğinin yüksek pozitif potansiyeli cümlesine kuşkuyla bakan Başal’ın konuyla ilgili görüşleri şöyle:

“Gençler sadece genç oldukları için büyük bir pozitif potansiyel taşır mı? Yoksa genç olana kadar çocukluk yıllarında aldıkları eğitimler (aile ve okul) ve geleceğe dair dünya görüşüyle gençlik enerjilerini birleştirince mi birer potansiyel olurlar? Bir araştırmaya göre günde ortalama 3,38 saat sosyal ağlarda komik video, makyaj sırları ve futbol maçı gol tekrarlarını seyreden bir gençlik, içinde bizi güneş sisteminin dışına götürebilecek kadar zengin bir bilim açlığı ve felsefi yaklaşım büyütebilir mi?  Gece yarıları mesaiden baş ağrılarıyla gelen anne babaları ve yabancı uyruklu bir bakıcıyla, ellerinde tabletlerle büyütülerek büyük bir potansiyelleri olabilir mi? Hafta sonu AVM’lerdeki otel animasyonlarıyla, oyun parklarıyla ve hamburger yiyerek mi üretime, bilime karşı büyük bir potansiyel oluştu içlerinde? Son 20 yılda reality show’lardan, yarışma programlarından, toplumun kanaat önderleri ve siyasetçilerden ne öğrendiler? Üretmek ve faydalı olmak için “ Anlam ve ustalık” kelimelerini içselleştirmiş olmak gerekmez mi? Hangi konuda yetenekliyim sorusu kadar “Neden üretmeliyim”, “ Nasıl faydalı olurum ”ve “Nasıl bir işte usta olurum?” soruları da kıymetli değil mi? İşte tam bu noktada üniversitedeki hocalarımıza çok iş düşüyor. Üniversite eğitimi boyunca bu konuları onlara öğretebiliyor muyuz? Çünkü üniversite sonrası verilen iki günlük seminerlerle bu açıkları kapatmak, en azından süre yetersizliği yüzünden çok zor. “2000 sonrası gençliğinin yüksek pozitif potansiyeli” cümlesine biraz kuşkuyla bakıyorum.”

Z kuşağı aslında “Şımartılmış Çocuklar Kuşağı”

Bugünün bebekleri, çocukları ve ergenleri olan, en büyüğü 16 yaşındaki Z kuşağı üyeleri gün gelecek dünya düzeninde söz sahibi olacak. Şimdi bulunduğumuz yerden bu kuşağın ardından gelen nesillere dair bir şey söylemek zor, zira teknoloji dur durak bilmiyor, ancak uzman Akın Başal yazdığı kitapla Z kuşağını mercek altına almış ve yeniden adlandırmış: “Ş nesli”. Yani şımartılmış çocuklar kuşağı. Başal değerlendirmelerini aktardığı kitabı için ” Türkiye için Türkçe yazılmış bir kitap” diyor ve ekliyor: “Eski ve yeni kuşaklar arasında köprü olabilecek ve işe yarayacağını umduğum önerilerimi paylaşıyorum.”

Akın Başal gençlere ilişkin bilgi, gözlem ve tecrübelerini paylaştığı kitabından bir alıntıyla değerlendirmesini noktalıyor:

“…bana sorarsanız, henüz bu kuşak için geç değil. 2000 yılından sonra doğan çocuklar ailelere (ve tabii ki bü­yükanne, dede, teyze, dayı gibi çocuğun çevresindeki her­kese) öğretilecek doğru bakış açısıyla, yeniden ele alına­cak eğitim metotları ve öğretmen yetiştirme yöntemleriyle, en baştan yazılacak ders programlarıyla, hem yenidünyanın onlara sunduğu teknolojik nimetlerden faydalanıp hem de geleceklerini ve geleceğimizi doğru biçimde kurgulayabilir.

Yeterince çaba gösterirsek çocuklarımız sınavlardan yüksek not almakla kalmaz, kendilerini sağlam bir karak­terle yetişkinlik dönemlerine de hazırlayabilirler.

Ancak öncelikle bizi yönlendirecek bağımsız uzmanla­ra, bağımsız bilim insanlarına, onların yüksek perdeden seslerine ihtiyacımız var.

Tabii bir de onların sesine kulak kabartacak siyaset ve medya otoritelerine…”

 

Comments are closed.