Üstün Yetenekli Çocuklara Özel Çocuk Üniversiteleri

7 Kasım 2016

Çocuk üniversiteleri tüm dünyada çok yeni kurumlar. Türkiye’de de kısa bir zaman önce açılmaya başlanmış olmasına rağmen sayıları gittikçe artıyor.

Hızla dönen yaşlı dünyamızda gün geçmiyor ki yeni bir keşif yapılmasın. Özellikle iletişim ve ulaşım olanaklarının kolaylaşmaya başladığı 19. yüzyıldan bu yana insanlık yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen kendini aşmaya devam ediyor.

Yaşanan savaşlara ve insanın insana yaptığı tüm insanlık dışı muameleye rağmen dünya baş döndürücü bir hızla dönmeye devam ediyor. Bu dönüşe en büyük olumlu katkı da yine insandan geliyor. Eğitimli insanlardan… Bir zamanların küçük çocukları büyüyor ve keşfediyor. Elbette bu kendi kendine olmuyor, iyi bir eğitim şart.

Eğitim herkese lazım kuşkusuz. Ancak eğitimin varlığı kadar kalitesi de çok önemli. Donanımı eksiksiz eğitim kurumlarında, konusunda uzman eğitmenlerden alınacak kaliteli eğitimin kişiye ve topluma katkılarını bugün baktığımız her şeyde görüyoruz, tıpkı kötü eğitimi gördüğümüz netlikte.

İlk çocuk üniversitesi Birmingham’da

Eğitimin ilk şartı herkes için olmasıysa ikinci kural için de eğitime erken yaşta başlanması gerektiğidir. Yakın zamanda açılmaya başlanan çocuk üniversitelerinden ilki 90′ların başında Birmingham’da açıldı. İlk olarak Prof. Sir Tim Brighouse ve Sir David Winkley tarafından ”Cumartesi okulları” şeklinde kuruldu. Cumartesileri bir okul projesi olarak başlatılan bu eğitimler zaman içinde kurumsallaşmış bir eğitime dönüştü ve tüm dünyada yaygın olarak verilmeye başlandı. 2000′li yıllar boyunca da çocuk üniversiteleri İngiltere’de 70 bölgede, İskoçya’da, Galler’de, Almanya’da, Belçika’da, İtalya’da, Kanada’da, Kıbrıs’ta ve ülkemizde kurulmaya başlandı.Türkiye’de ilk olarak 2009 yılında Ankara Üniversitesi’nde hayat bulan ilk çocuk üniversitesi, geçen zamanda hızla yaygınlaştı ve şimdi artık birçok üniversitenin çocuk programı var. Çocuk üniversitelerinde farklı eğitim modelleri uygulanıyor. Bazı üniversiteler sadece özel yetenekli çocukları kabul ederken bazıları sosyal sorumluluk faaliyetleri kapsamında eğitimde yeterli imkan bulamayan çocuklara yönelik eğitim veriyor.

Türkiye’nin ilk çocuk üniversitesi Ankara Üniversitesi’nde

Türkiye’de çocuk üniversitesinin ilk olarak Ankara Üniversitesi’nde 17 Haziran 2009 tarihinde kurulduğunu söyleyen Ankara Üniversitesi Çocuk Bilim Merkezi (Çocuk Üniversitesi) Koordinatörü Prof. Dr. Neriman Aral, koordinatörlük kapsamında üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocuklarla ilgili çalışmalar da yürüttüklerini belirtti. Çocuklara matematik, fen, yaşam bilimleri alanlarında farklı yöntem ve teknikler kullanarak eğitimler verildiğini kaydeden Prof. Dr. Aral, yılda ortalama iki bin çocuğa eğitim verdiklerini, ancak bu sayıya Bilim Panayırları dahil edilince sayının on binleri aştığını söyledi. Her programın kendine özgü kontenjanının bulunduğunu dile getiren Aral, “Programın etkililiği için kontenjan önem taşıyor. Genellikle programlarımıza programın özelliğine göre 15 ila 35 çocuk katılabiliyor” dedi. Koordinatörlüklerinde 5-14 yaş aralığındaki çocuklara eğitim verdiklerini kaydeden Aral, her programın kendi özelliğine bağlı olarak farklı yaş gruplarıyla çalıştıklarını ifade etti. Eğitim sürelerinin programlara göre değiştiğini söyleyen Aral, yarım günlük eğitimler ve 10 günlük kamp programlarının bulunduğunu belirtti.

Üniversite eğitiminin temelleri çocuk yaşta atılır

Öğrencileri yükseköğretime özendirmenin yolu onları erken yaşlarda ”üniversite” ile tanıştırmaktan geçiyor. Hele ki, söz konusu sosyo-ekonomik, kültürel vb. açılardan dezavantajlı olan öğrencilerse durum daha da önem kazanıyor. Nitekim SIS Catalyst (Science in Society, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen, Liverpool Üniversitesi üzerinden yönetilen ve resmi / sivil eğitim kurumları ve organizasyonlarını, kültür / bilim kurumlarını ve uzman danışmanları bir araya getiren, Avrupa Birliğinin “Mobilisation and Mutual Learning” karşılıklı öğrenme ve seferberlik programı niteliğinde bir yapılanmadır) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, sosyo-ekonomik açıdan iyi durumda olan bir bölgede 10 çocuktan 8′i yüksek öğretime devam ederken, sosyo-ekonomik açıdan iyi durumda olmayan bir bölgedeyse 100 çocuktan sadece 8′i yüksek öğretime devam edebiliyor. Bu durumun sebeplerine baktığımızda yaşanılan yer, ailenin geliri, cinsiyet, anne-baba eğitim düzeyi gibi birçok sebep sıralayabilmemiz mümkün, fakat psikolojik açıdan ele aldığımızda tüm bu sebeplerin temelinde ”tutum” olduğunu söyleyebiliriz. Eğer bizler bireylerde 11 yaşa kadar derslere, bilime ve üniversiteye karşı sağlıklı bir tutum oluşturamazsak, sonrasında dış etkenlerle oluşturmaya çalıştığımız motivasyon maalesef ya çok az etkili olmakta, ya da aynı şekilde dış odaklı bir tutum oluşturmaktan ileriye gidemiyor.

Türk öğrenci için keşifler ve ödüller birer hayal mi?

Ülkemizde bireyler maddi güç ve sermaye gibi dışsal kaynakları hayatın her aşamasında birinci plana koyuyor ve içsel, bireysel gelişimlerinin önemini maddi güce oranla daha geride tutuyor. Yapılan birçok araştırma gençlerin yaşam amaçlarının daha çok maddi özelliklerle ilişkilendirildiğini ortaya koyuyor. Bu biraz da hayat şartlarının getirdiği bir zorunluluk olsa da düzenin bu şekilde devam etmesi ülke olarak hepimize kaybettirecek.

İşte tüm bunlardan dolayı ”bilimin ve bilginin” toplumda kendine daha fazla yer bulması gerekiyor. Konuyla ilgili olarak, Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesinden Peter Gray (2014), bilimin sadece Matematik ve Fen olarak algılanmaması gerektiği, daha araştırmaya dayalı olarak ilerlemesi gerektiği, üniversitelerin artık Sciencetograt yani bilim aristogratlarını değil gerçek bilim adamlarını yetiştirmesi gerektiğinin vurgusu yapıyor. Bunun için de yeni bir kapasite yaratmanın ve toplumla bilimi buluşturacak yenilikçi yolların bulunması gerektiğinin altı çiziyor. Endüstriyel ve sosyal zorluklar ancak bilimde ilerlenerek aşılabilecek.

Çocuk üniversiteleri kritik önemde

Bu noktada devreye girebilecek en önemli mekanizmalardan biri de çocuk üniversiteleridir. Çocukları erken yaşta bilimle ve sanatla tanıştıran, bilime karşı olumlu bir tutum kazanmalarını sağlayan, üniversite kavramını onlarda somutlaştıran, onların daha etkili ve yaratıcı düşünebilmelerine katkı sağlayan, yaparak yaşarak öğrenerek sadece bilen değil uygulayanlar olmalarına destek veren  çocuk üniversitelerinde her çocuğun rengi ve sesi özeldir. Akademisyenler, deneyimlerini en eğlenceli haliyle, aktararak çocuklara rehberlik eder, çocuklarda bilim ve sanata karşı merak uyandırırlar.

Türkiye’de çocuk üniversitelerinin niteliği

İstanbul Aydın Çocuk Üniversitesi’nin Türkiye’deki duruma ilişkin saptamaları şöyle. “Ülkemizdeki duruma baktığımızda 20 tane Çocuk Üniversitesinin varlığından söz etmek mümkündür. Hepsi bir yönüyle ilk olmakla övünen çocuk üniversitelerimiz, yapı ve işleyiş itibariyle de birbirlerinden farklılık göstermektedirler. Bir kısmı dönemsel periyodlarla, proje katkılarıyla 5′er günlük programlar açarken, bir kısmı sadece yazları ve on beş tatiller de, bir kısmıysa yıl boyunca sürekli olarak faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bir kısmınınsa maalesef sürdürebilirliği sağlanamamış ve bir iki dönemlik çalışmadan sonra pasifize olmuşlardır. Her programa katılım şartları farklı olmakla birlikte, genelde gönüllü olan herkes bu eğitimlere katılabilmektedir. Bu eğitimler ücretli ve ücretsiz olabilmekte, bu durum genellikle üniversitelerin aldığı proje desteklerine göre değişebilmektedir. Genellikle proje desteği ile yola çıkılan çocuk üniversitelerindeyse sürdürülebilirliğin sağlanması noktasında sıkıntılar yaşanmakta, bu sebeple üniversiteler sponsor arayışına girmektedirler. Bunların dışında ülkemizde en çok dikkat çeken, üstün zekalı ve yetenekli çocuklara özel programlara da yer verilmesidir. Üstün zekalı ve yetenekli çocuklara özel olarak yer verilmesinin sebebi, açıklanan stratejik plan ve üstün zekalılara yönelik verilen proje destekleri olabilmekle birlikte, esas sebep bu öğrencilerin bu tarz okul dışı farklı öğrenme ortamına ve kendilerini zihinsel olarak zorlayıcı etkinliklere ihtiyaç duymalarıdır. Üniversite akademisyenleri onlar için doğal bir mentor, yani ilgi alanlarında deneyimli bir rehber olabileceği gibi üniversite ortamları da bu öğrencilere farklı, doyurucu ortamlar sunarak onların yaratıcılığını ortaya çıkarabilmeleri için etkin alanlar sunmaktadır.”

Amerikan modeli çocuk üniversitelerinin niteliği

İstanbul Aydın Çocuk Üniversitesi konuya yurtdışı ekseninde yaklaşıyor ve Amerika’da çocuk üniversitesi kavramı kullanılmadığını belirtiyor. “ABD bu tarz eğitimlere çok daha erken 1980′li yıllarda Yetenekli Çocuk Eğitim Merkezleri veya Zenginleştirme Okulları, Cumartesi Okulları şeklinde üstün yeteneklilerle başlamış, günümüze kadar da bu eğitimlerini devam ettirmektedir. Çocuk Üniversiteleri ve bu tarz zenginleştirme etkinliklerinin farkına baktığımızda özellikle ABD modelinin çocuk üniversitelerine göre daha üst düzey akademik, daha sistematik ve daha uzun süreyi içeren eğitimler olduğunu ve daha bilgi-beceri odaklı olduğunu; Çocuk üniversitelerininse daha çok tutum oluşturmaya odaklanan, daha çok çocuğa ulaşma amacını güden ve daha çok bilimi ve yükseköğretimi sevdirmeye yönelik yapılanmalar olduğundan söz edebiliriz.”

Amaç bilimi sevdirmek

Türkiye’deki yapılanmaları ele aldığımızda ise her ne kadar hepsinin adı Çocuk Üniversitesi olarak lanse edilse de, genel itibariyle hem ABD modelini hem de Avrupa modelini içeren karma yapıların varlığından söz etmemiz mümkündür. Nitekim bu da üniversitelerin yapısına, olanaklarına ve yerel bölgenin ihtiyaçlarına göre değişkenlik göstermektedir. Yapısı ve modeli ne olursa olsun, amacı ”Bilimi sevdirmek ve toplumda bilim aktivitelerini yaygınlaştırmak” olan çocuk üniversiteleri, ortak akıl platformları oluşturarak, önümüzdeki yıllarda daha da gelişecek ve güçleneceklerdir.

Doğru meslek tercihi için çocuk üniversitesi

İstanbul Aydın Çocuk Üniversitesi, çocuklara, üniversite ile etkileşim içerisinde, yaşayarak ve eğlenerek, bilimsel ve eleştirel düşünme, yaratıcı olma, yargılama, sorgulama, soru sorma, merak duyma, sorun çözme gibi temel yaşam becerilerini kazandırmak amacıyla yola çıkan bir oluşumdur. Çocuk Üniversitesi’nde çocuklar, erken yaşta bilimin ve sanatın eğlenceli yüzüyle tanışıyorlar. Bu modelde, üniversite öğretim elemanları ve öğrencileri, deneyimlerini çocuk ve gençlerin ilgilerini bilime, bilimsel düşünceye ve sanata çekecek biçimde yapılandırarak aktarırlar. Çocuk Üniversitesi’nde sanatın desteği ile bilimsel bilgi, yaratıcılığı ve yaratıcı düşünceyi destekleyecek biçimde paylaşılır. Bilim çocuklar için somut, gözle görülür ve doğrudan deneyimlenebilir hale gelir. Böylece bilim ve sanatın gündelik yaşamın her alanında herkesi ilgilendiren konular olduğu gösterilir. Böylece, bilimin ulaşılamaz olduğu ya da sanatın bireyin gelişiminde önemli bir yeri olmadığı gibi yargılar da ortadan kaldırılmış olur. Çocuk üniversitelerinin amacı, çocuklara keşfetme imkanı sunarak, onlara bilim, sanat, spor etkinliklerini sevdirmek, etkinlik yapma sürecinde el becerilerini, zihinsel becerilerini geliştirmek, grup ile çalışma sorumluluğunu kazandırarak öğrenmeyi eğlenceli hale getirmek, bilimsel iletişim ve sosyal iletişim becerileri kazandırmak, bilime ilgi oluşturarak öğrencilerin ilerdeki tercihlerine olumlu katkıda bulunmaktır.

Bilimsel düşünme becerileri erken yaşta atılıyor

Maltepe Çocuk Üniversitesi 2. ve 7. sınıf arası öğrencileri kabul ettiği eğitim programının amacını eğlenerek öğrenme imkanı olarak özetliyor. “Maltepe Çocuk Üniversitesi olarak çocuk ve gençlere yönelik bilim, sanat, spor alanlarında programlar açıp, geleneksel okul içi öğrenme faaliyetleri dışında, üniversite gibi bir akademik ortamda onları sorgulamaya, araştırmaya, eleştirel düşünmeye, yeni ve özgün düşünceler üretmeye teşvik etmeye, yeteneklerini ortaya çıkarmaya, kendilerini her yönleriyle tanımalarını sağlamaya ve böylece farklı alanlarda kendilerini sınamalarını sağlamaya fırsat yaratmayı amaçlıyoruz. Küçük yaşlardan itibaren bilimsel düşünme becerilerinin temellerini atıyor, öğrencilerimizin duygu, düşünce, izlenim ve kültür birikimlerini özgürce ifade etmelerine, yetenek ve yaratıcılıklarını estetiği dikkate alarak geliştirmeğe ve böylece özgüvenlerinin artmasına sanat yoluyla yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ve belki de en önemlisi seçimlerini yapmadan önce onları meslekler konusunda bilinçlendirerek kendilerine gerçekçi hedefler koymalarına yardımcı oluyoruz.”

Üsküdar Belediyesi’nden bir ilk

Üsküdar Çocuk Üniversitesi, Üsküdar Belediyesi ile bir devlet üniversitesi olan İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nin işbirliğinde yürütülen bir eğitim kurumu. Türkiye’de sosyal belediyecilik anlayışıyla ilerleyen Üsküdar Belediyesi, üniversiteler haricinde Çocuk Üniversitesini hayata geçiren ilk kurumdur. Ardından pek çok belediye, üniversite gibi kurumlar çocuk üniversiteleri kurmuştur.

Üsküdar Çocuk Üniversitesi; 2012 yılında Üsküdar Belediyesi ile İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nin işbirliğiyle kuruldu. Üsküdar’da ikamet eden veya Üsküdar’da eğitim gören 8-14 yaş grubundaki üstün potansiyelli çocuklara, üniversite ile etkileşim içerisinde, yaparak, yaşayarak ve eğlenerek öğretiyor. Bilimsel ve eleştirel düşünme, sorgulama, sorun çözme gibi temel yaşam becerilerini kazandırma; zekâ seviyeleri, yetenek ve ilgileri doğrultusunda üstün yetenekli çocukların gelişimlerine katkı sağlamayı amaçlıyor.

YÖK onaylı Çocuk Üniversitesi

Üsküdar Çocuk Üniversitesi Eğitim Koordinatörü İsmail Hakkı Hıra, üniversitelerinin amaçlarını anlattı ve “üstün potansiyelli çocuklarımıza yıllar süren uzun soluklu eğitim desteği vermek amacıyla hayata geçirilen Üsküdar Çocuk Üniversitesi, bu yönüyle ülkemiz için örnek model olmaktadır. YÖK onaylı ilk ve tek Çocuk Üniversitesi olma özelliğini taşıyor. Üniversitemiz her geçen sene gerek kadrosu gerek fiziki yapısıyla kendini yenileyip geliştirerek eğitim öğretim yolcuğuna devam ediyor. Çocuklarımızın ilgi ve ihtiyaçlarına yönelik eğitimleri belirleyerek, 15 kişilik sınıflarda, ezberci değil yenilikçi eğitim metotları kullanarak hayallerine ulaşma yolunda emin adımlarla ilerlemelerini sağlıyoruz “dedi.

Uzun soluklu eğitim planı

İsmail Hakkı Hıra “Üsküdar Çocuk Üniversitesi, 4 kademeden oluşan eğitim programı ve 2 kampüsü ile yaklaşık 2000 üstün zekâlı veya üstün yetenekli öğrenciye hizmet vermektedir. Her biri 5 dersten oluşan 4 kademelik eğitim programının yanı sıra, öğrencilerimiz ilgi ve yetenekleri doğrultusunda kulüp etkinliklerine katılabilmektedir. Kademe eğitimleri öğrencinin, bilimsel ve yaratıcı düşünmesini, kendini rahatça ifade etmesini, somut ürünler çıkartmasını ve eleştiren değil çözüm odaklı yaklaşan bir birey olmasını sağlamayı amaçlar. Kademe eğitimler her yıl bir önceki yılı pekiştirerek öğrencinin bilgi donanımını arttırmaktadır. 4. Kademenin sonunda öğrendiklerini somut ürünler ve çıktılarla ortaya koyan bireyler haline gelmektedir. 4 yılın sonunda üniversitemizden mezun olan öğrencilerimiz kurumumuzda aldığı tüm eğitimlerin yazılı olduğu CV almaktadır. 4 yıl süre ile uygulanan eğitimlerimiz temel olarak öğrencilerimizin ilgi ve kabiliyetlerine yönelik spor ve sanat eğitimleridir.”

Çocuk üniversitelerinde sürdürülebilirlik çok önemli

Üsküdar Çocuk Üniversitesi Eğitim Koordinatörü Hıra, eğitim programlarının üstün yetenekli ve üstün zekalı çocukların gereksinimleri doğrultusunda hazırlandığını belirtti ve üniversitelerinin dünyadaki diğer çocuk üniversitelerle aynı vizyonda ilerlediğini söyledi. “Dünyada 12 yıldır uygulanan “çocuk üniversiteleri” Türkiye’de 6 yıllık bir geçmişe sahip. 2009 yılında Türkiye’de hayata geçmeye başlayan çocuk üniversiteleri gün geçtikçe birçok üniversite tarafından gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Türkiye’deki çocuk üniversiteleri genellikle yaz aylarında eğitim veriyorlar. İsteyen herkes bu eğitimlere katılabildiği gibi üstün zekâlılara özel programlar da veriliyor. Ücretli eğitim verenler burs imkânı sağlarken, dezavantajlı gruplara yönelik çalışmalarını ücretsiz yürütenler de bulunuyor. Dünya’daki çalışmaları ile kıyasladığımız zaman eğitim Türkiye’de yeni bir algı olduğu için eksiklikleri bulunmaktadır. Birçok Çocuk Üniversitesi eğitimlerini öğrencilerin tatil zamanlarında kamp şeklinde yaptığından dolayı sürdürülebilirliği sağlamak çok zor. Ancak üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklar, sürekli eğitim alarak kendilerini geliştirmeliler. Bu kapsamda sürekli eğitim veren merkezlerin Türkiye’de az olması oldukça büyük sorun teşkil etmektedir. Bunun yanında ailelerin çocuk üniversitelerini tam olarak bilmemeleri istenilen hedef kitleye ulaşılamamaktadır. Eğitim anlamında yapılan çalışmalar dünyadaki Çocuk Üniversiteleri ile aynı vizyonda ilerlemelidir.”

Çocuk üniversitelerine neden gerek duyuldu?

İsmail Hakkı Hıra çocuk üniversitelerine duyulan ihtiyacın üstün yetenekli çocuklara devlet tarafından verilen eğitim desteğinin yetersiz kalması sonucu zaruri olarak oluştuğu yönünde. “Türkiye’de 0-24 yaş arası 700 bin kadar üstün zekalı insan olduğu tahmin edilmektedir. Her yıl ortalama 4 bin üstün zekâlı çocuk ilkokul 1. sınıfa başlamaktadır. Türkiye’de üstün ve özel yetenekli bireylerin özel eğitim gereksinimlerini tam anlamıyla karşılayacak bir nitelikli kamusal eğitim politikası henüz üretilip, uygulamaya konmamıştır. Ülkemizde üstün ve özel yeteneklilere devlet tarafından destek eğitimler verilmekte ancak verilen destek eğitimler yetersiz kalmaktadır. Bu destek eğitimlerin bir kısmı, Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM) tarafından sağlanmaktadır. Kalkınma Planlarında ve Milli Eğitim Şura Kararlarında üstün ve özel yetenekli bireylerin eğitimi ile ilgili çeşitli kararlar alınmış fakat üstün ve özel yetenekli bireylere uygun bir eğitim politikası hala ortaya konamamıştır. Üstün zekalı çocuklar erkenden tanılandığı ve yeteneklerini geliştirebileceği bir eğitim modeliyle eğitim görme şansını bulduğunda; yeteneklerinin atıl duruma düşmesinin önüne geçildiği gibi ileride ortaya koyacağı bilimsel ve sanatsal ürünlerin önü de açılacaktır. Türkiye’de devlet tarafından desteklenen bilim ve sanat merkezlerinin belli merkezlerde olması nedeniyle hedef kitlelere tam olarak ulaşamamaktaydı. Bu açığı kapatmak, üstün zekâlı öğrencileri keşfetmek ve yeteneklerini değerlendirmek için Çocuk Üniversiteleri devreye girmiştir. Bu bilinçle çocuk üniversitelerinin sayısı gün geçtikçe artmaktadır.”

Üstün Yeteneklilere Zenginleştirme Programı

2010 yılında kurulan İstanbul Üniversitesi Çocuk Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Zahide Ayyıldız Onaran, programla üstün yetenekli bireylerin kendilerine yönelik eğitim desteği sağlanmasını amaçladığını dile getirdi. Programın yaz okullarında üç hafta, kış okullarında 1 haftalık bir süreyi kapsadığını söyleyen Onaran, “Sınıflar 24 kişilik kontenjanlardan oluşmaktadır. Talebe göre program sorumlusunun onayı ile de ikinci bir sınıf daha açılabilmektedir” dedi. Programda öğrencilere sosyal ve duygusal gelişimlerini destekleyen, yaratıcı düşünme becerileri kazandıran, sosyalleşmesini sağlayan, eleştirel bir bakış açısı kazandırarak farklı düzeylerde farklı eğitimler verildiğini de belirtti. Üstün Yeteneklilere Zenginleştirme Programının birinci sınıftan dördüncü sınıfa (dördüncü sınıf da dahil) kadar olan öğrencileri kapsadığını belirten Onaran, bu program için sadece Wisc-r testinin sonucuna göre öğrenci kabul ettiklerini belirtti. Ancak diğer tüm programlarda herhangi bir şart aranmaksızın öğrencinin isteği ve yetenekleri doğrultusunda dileyen her öğrenci programa kayıt yaptırabiliyor.

İyi eğitilmemiş zeka ve yetenek başarılı olamıyor

“İstanbul Aydın Çocuk Üniversitesi olarak hafta sonları zenginleştirme okullarımız ve Kalkınma Ajansı destekli projelerimizle etkili uygulamalar sunarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diyen İstanbul Aydın Üniversitesi Üstün Zekalılar Öğretmenliği Bölüm Başkanı Çocuk Üniversitesi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Ayşin Kaplan Sayı, üstün yetenekli çocukların, ilgi alanlarının çok geniş ve farklı olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti: “İleri düzeyde kavrama yeteneklerine sahip ve zihinsel olarak meşguldürler. Uygulamaya dönük farklı çalışma ihtiyacı duyarken yeni, zorlayıcı ve yaratıcı faaliyetlere de ihtiyaç duyarlar.”

Üstün yetenekli çocukların ihtiyaç duydukları eğitimi alamadıkları takdirde, potansiyelinin altında başarı gösterme durumunun ortaya çıkabileceğini dile getiren Yrd. Doç. Dr. Sayı, “Araştırmalar potansiyelinin altında başarı gösteren en büyük grubun üstün zekâlı ve yetenekli çocuklar olduğunu göstermektedir ki bu oran %60 olarak bilinmektedir. Diğer bir durumda kendini gerçekleştiremediği ve potansiyelini kullanamadığı için psikolojik sorunlar gösterebilir. Bu psikolojik sorunlar, kendini tamamen toplumdan izole etme veya saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Üçüncü olarak görülen bir problem ise, var olan potansiyelin doğru yönlendirilmemesi ve uygun eğitim verilememesi halinde bu potansiyelin olumsuz bir alanda kullanılması olarak karşımıza çıkmasıdır. Liderlik potansiyeli olan üstün yetenekli bir çocuğa eğitim aldırıp uygun ortamlar sağlanamıyorsa ileri yaşlarda çete lideri olarak karşımıza çıkabilmekte ya da bilim yapmasına uygun zihinsel potansiyelini illegal işlerde kullandığı gözlemlenebilmektedir.”

Üstün ve Özel Yetenekli Çocuklar İçin ‘Özel Eğitim’

Yrd. Doç. Dr. Ayşin Kaplan Sayı üstün yeteneklilerin kapasitelerine uygun eğitim almadıkları takdirde hem bu yeteneklerinin körelmesine hem de psikolojik olarak sıkıntıya düşmelerine yol açacağına vurgu yaparak, “Üstün zekâlı ve yetenekli öğrencilerin bu özelliklerinin geliştirilerek en üst seviyede kullanmalarının sağlanmasının önemi” üzerinde durdu. Üstün zekalı çocukların mevcut eğitim sisteminde diğer çocuklarla aynı eğitime tabii tutuldukları için dezavantajlı durumda olduklarını belirten Yrd. Doç. Dr. Sayı, bu çocuklar için özel eğitim okullarının açılması gerektiğini söyledi.

İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, doğuştan gelen zekânın eğitilebildiğini ve geliştirilebildiğini dikkat çekerek “Sadece zeki doğmak yetmiyor. Bunun eğitimle ilerletilmesi, çocuğun hayal gücünü ilerletmesine fırsat tanımak gerekiyor” dedi ve sözlerine şöyle devam etti. “Biz, Çocuk Üniversitesi’ni geliştirerek ve şemsiyenin altına farklı disiplinlerdeki eğitim sistemlerini de alarak ilerliyoruz. Bu eğitimle beraber üstün ve özel yetenekli insanların, bu yeteneklerinden istifade etmek, o insanların topluma ayak uydurabilmesini sağlamak, o grupla beraber hareket edebilme eğitimini ve kültürünü vermek amaçlanıyor. Bu kapsamda üniversitemizde Çocuk Üniversitesi’nin temellerini atan Ayşin Kaplan’a teşekkür ediyorum. Çocuk Üniversitesi kavramını biraz daha geliştirerek o şemsiyenin altına farklı disiplinlerdeki eğitim sistemlerini de alarak yolumuza devam ediyoruz. Bu çalışmanın çok önemli bir parçasını bu teşkil ediyor. Burada alacağınız tecrübe ve deneyimi hayatınızın bir başka safhasında ve döneminde alamayabilirsiniz. O nedenle alabildiğimiz her şeyi dağarcığımıza doldurmaya çalışalım.”

Hayat boyu öğrenim

İstanbul Aydın Üniversitesi olarak eğitimi bir bütün halinde değerlendirdiklerini söyleyen Rektör Prof. Dr.Yadigar İzmirli, “Eğitim-öğretimin yanında toplumun her kesiminden her yaş ve sosyal gruptan insana ulaşarak onların kişisel gelişimlerine katkıda bulunmayı bir görev olarak görüyoruz. Bu çalışmalar üniversitemiz bünyesinde yer alan araştırma merkezleri vasıtasıyla büyük ölçüde yürütülmektedir. Hayat boyu öğrenim kapsamında Sürekli Eğitim Merkezi, özel öğretim alanında Stem Uygulama ve Araştırma Merkezi, Yükseköğretim Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, Çocuk Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi ve benzeri merkezlerimiz Türk eğitim hayatına önemli katkı yapacak çalışmaları gerçekleştirmektedir” dedi.

Özel eğitim okulları açılmalı

İstanbul Aydın Üniversitesi Üstün Zekâlılar Öğretmenliği Bölüm Başkanı ve Çocuk Üniversitesi Müdürü Yrd. Doç. Dr. Ayşin Kaplan Sayı’ya göre “Üstün zekalı çocuklarımız mevcut eğitim sisteminde diğer çocuklarla aynı eğitime tabii tutuldukları için dezavantajlı durumdalar. Bu sorunların üzerine gidebilmek, kamuoyu oluşturabilmek ve diğer paydaşlarla bu durumu paylaşmak gerekli. Öncelikle yönetmelik ve yönerge bağlamında birtakım düzenlemelere ihtiyaç var. Bu çocuklar için mutlaka özel eğitim okulları açılmalı. Ya da devlet okullarında özel sınıfların ve kaynak odalarının açılması hızlanmalı. Ayrıca Üstün Zekalılar Öğretmenliği bölümünden mezun öğretmen adaylarımızın bu tür sınıflara atanmaları gerekiyor. Çünkü onlar bu alanda yetişmiş uzmanlar.”

Comments are closed.